24 May 2009

AŞK: SONSUZA KADAR ...

16 Ocak 2008... O cuma akşamı, sevdiğim bir korku alt türü olan vampir filmini izlemeye giderken neyle karşılaşacağımdan emin değildim. Sanrım hayal kırıklığına uğramayı bekliyordum (pek çok vampir filminin yarattığı gibi).. Ama öyle olmadı. Filmin, türün şablonlarından kurtularak kendi doğrusal çizgisi üzerinde belirgin bir nokta oluşturduğunu düşünüyorum.
"Twilight" filmini, yönetmeni Catherine Hardwicke, serinin yazarı Stepheni Meyer ve elbette filmin yıldızları Robert Pattinson ve Kristen Stewart'ı yazmadan önce "vampir" alt türüyle ilgili küçük bir giriş yapmak doğru olur sanıyorum.

Ancak başlamadan belirtmeliyim ki bu yazı sinema ve roman gündemini tüm dünyada oldukça uzun bir süre meşgul eden ve etmekte olan "Twilight" için yazılıp söylenenler üzerine yeni bir şeyler ekleme iddiası taşımıyor. Bir film eleştirisi de değil. Yazmak için sabırsızlandığım bu yazı, daha çok kişisel bir arşiv ve tatmin yazısıdır.

Sinema tarihinde bir dönem zirve yapmış, zaman içinde kaybolup gitmiş, döneme ve toplumsal koşullara göre değişerek küllerinden yeniden doğmuş pek çok alt tür var. Korku, aksiyon, fantastik, komedi, romantik vb film türlerinin kara film, kurt adam, okul komedileri, romantik /aşk vb pek çok alt türü olduğunu biliyoruz. Korku sineması da çok çeşitli alt türleri içinde barındıran bir sinema. Tarihinin ilk yıllarında daha çok doğa üstü örnekler verirken (büyü, canavar vb...) zamanla "slasher" alt türündeki filmlerle, gerçekçi yaklaşımları benimseyen izleyiciye de hitap etmeyi başarmış ve bu doğrultuda daha ciddiye alınmıştır denilebilir. Her dönem birileri tarafından önemsenirken başka birleri tarafından da hakir görülmekten kurtulamayan korku sineması yine de ve neyse ki "yaratıcı" ve "sınırsız" fantastik eserler vermekten vazgeçmemiştir.

Korku sinemasının alt türlerinden Vampir filmleri sinemaya ilk defa Bram Stoker'ın "Dracula" isimli romanından uyarlanarak girdi. Ve bundan sonra Stoker'ın "Dracula"sından hareketle sayısız vampir filmi çekildi. Başlangıçta yeni ve ilginç olan pek çok vampir filmi, bitmek tükenmek bilmeyen tekrarların sonunda "klişe" olmaktan öteye gidemedi. Tabut, sarımsak, haç, ayna vb simgeler vampir filmlerinin olmazsa olmazları oldu. Yine de türü Karpatlar'ın karanlık, kasvetli şatoları ve tabutlarından günümüze, bildiğimiz dünyaya ve ötesine taşıyan "Interview With The Vampire" ve "Blade"i unutmamak gerek. Bunlar klişeleri aşıp türe yeni bir soluk getirebilmiş başarılı çalışmalar.

Vampir alt türü bence kesinlikle küllerinden doğanlar arasında. 2008 yılında bunu kanıtlayacak 2 önemli vampir filmi izledik. Her iki eser de vampir alt türüne yeni bir bakış getirdi. Böylece belki de sevenlerinin uzun zamandır beklediği değişim de gerçekleşmiş oldu. İlk film yazının asıl konusu olan "Twilight" (Alacakaranlık). Diğeri ise "Gir Kanıma" (Lat Den Ratte Komma In). Tomas Alfredson tarafından yönetilen film İsveç yapımı. Aynı zamanda senaryo yazarı olan John Ajvide Lindqvist'in aynı isimli romanından uyarlanmış (Her 2 filmin de romandan uyarlama olması ilginç bir tesadüf değil mi?). Film okul arkadaşlarıyla sorunları olan 12 yaşındaki Oskar'la sonsuza kadar 12 yaşında olacak olan vampir Eli'nin yaşadığı benzersiz ilişkiyi konu alıyor. Filmde vampir miti Twilight'le benzer bir şekilde son derece minimal, sıradan ve gündelik hayatın içinden bir olgu olarak işleniyor. Alfredson içinde yaşadığımız dünyaya ve sisteme yaptığı göndermeler, bireysellik vurgularıyla"sanat sineması" olarak adlandırılan yaklaşımı vampir türüne uyarlamış sanki..

Bu korku sineması - vampir alt türüne çok kısa girişten sonra gelelim Twilight'a. Tutkunlarının çok iyi bildiği gibi filmimiz Arizona’lı yazar Stephenie Meyer’ın 4 kitaplık serisi Twilight Saga'nın ilk kitabı “Twilight”tan uyarlandı. Bir “sanat eseri” yada sinema otoritelerinin ayakta alkışlayacağı bir yapım değil ama serinin diğer kitaplarının biran evvel sinemaya uyarlanması için sabırsızlanan milyonlar yarattığı ortada. Böylece Meyer gördüğü bir rüyadan esinlenerek (insan bir kız ve ona aşık olan ama aynı zamanda kanına da susamış olan bir vampir görmüş) yazmaya başladığı bu seri ile genç yaşında tüm dünyada tanınan ve sevilen bir yazar oldu. Ve “Yılın Kitabı”, “Yılın Umut Vaat Edeni”, “Yılın Gençlik Kitabı” gibi ödüllerle onurlandırılıp 5 kez üst üste “New York Best Seller” listelerine girdi. Bazı edebiyat otoriteleri tarafından acımasızca eleştirilse de bence yukarıda sözü edilenler “Ne yazmış ki?” diye merak etmek için yeterli.
Filmin yönetmeni Catherine Hardwick ise, Twilight’a kadar tanıdığım bir yönetmen değildi aslında. Kısıtlı zaman ve bütçe gibi nedenlerle 2. film New Moon’u çekmeyi reddeden; Thirteen (2003), Lords Of Dogtown (2005), The Navity Show ( 2006) adlı 3 filmi daha olan Hardwick sanırım en önemli çıkışını Twiligt’la yapmış oldu. Yalın ve dolambaçsız anlatımının filmin minimal akışındaki yeri çok önemli..


Twilight, yukarıda söz ettiğim gibi türe bir çok yenilik getiren bir tür kırması aslında: "Vampir-gençlik filmi". Bu özellik kökeni aristokrasiye (yada yozlaşmış aristokrasiye diyelim) dayanan, oldukça geleneksel bir yapısı olan vampir alt türüyle elbette örtüşmüyor. Türün kült özellikleri arasında yer alan ihtişamlı karanlık şatolar, tabutlar, sarımsaklar, haçlar, aynalar ve inançsız, gece yaratıklarından tamamen uzak, günlük hayatla içiçe basit bir anlatıya ve görsel sunuma sahip. Amerika'nın en yağmurlu bölgelerinden Washington'un Forks kasabasında geçen filmde, Fork'sun sisli puslu ormanlarından muhteşem manzaralar var. Ayrıca Cullen ailesinin yaşadığı ev filmde de vurgulandığı gibi ışık içinde, aydınlık ve son derece modern bir ev. Yani geçmiş vampir filmlerinin kasvetli şatolarından çok uzak. Cullenlar dikkate alındığında belki tek benzerlik her iki tarafta da gördüğümüz büyük zenginlik ve köklülük.
Konusuna gelince: Şimdiye kadar yazmış olduklarımdan anladığınız ve aslında çok iyi bildiğiniz gibi (!) gibi insan bir kızla (Bella Swan) ona aşık olan ancak insan kanı içmemesine rağmen onun kanını her şeyden çok isteyen, bu yüzden inandığı ve uzun yıllar sonunda kazandığı bütün ahlaki değerleriyle savaşmak zorunda kalan bir vampir (Edward Cullen) arasındaki “imkansız aşkı" konu alıyor. Bu "imkansız aşk" unsuru filmi çekici kılıyor ve vampir alt türü içinde kendisini farklı bir rafa kaldırıyor. Dediğim gibi vampir filmlerinin olmazsa olmaz şablonları yok bu filmde. Yerine “aşk” var, sonsuza kadar... Bildiğimiz vampir filmlerinin içine bu filmdeki aşkı yerleştirmek gerçekten imkansız olurdu heralde. Meyer belki sıkı bir katolik olduğu belki de seriyi daha çok "teenage" denilen yaş grubuna hitaben yazdığı için bu muhteşem aşkı oldukça masum bir şekilde işlemiş. Hardwick ve senaryo yazarı Melissa Rosenberg tarafından da aynı şekilde perdeye aktarılmış. İnsan ve vampir türü arasındaki fiziksel farklılıklar, insan Bella'nın fiziksel zayıflığı filmdeki aşkın masumiyetinin korunmasında kilit nokta. Filmin yıldızları Robert Pattinson ve Kristen Stewart bütün "fiziksel dokunulamazlıklarına" karşın aslında filmi oldukça erotik buluyorlar. Ve birlikte çalıştıkları süre içerisinde erotik kült filmler arasında yer alan "Last Tango in Paris"i izlediklerini de ekliyorlar ( Filmi izlediyseniz benzer birkaç repliği hemen fark etmişsinizdir :) ).


Edwar Cullen rolündeki deyim yerindeyse "ilah" misali Robert Pattinson, birçoklarının bildiği gibi daha önce Harry Potter da "Cedric Diggory" rolüyle karşımıza çıkmıştı. İngiliz oyuncu bunun yanı sıra Summer House (Richard), How To Be (Art), ve henüz ülkemizde gösterime girmeyen Little Ashes (Salvador Dali) gibi filmlerde rol aldı. (Salvador Dali'nin gençlik yıllarının ve ilişkilerinin anlatıldığı filmde Pattinson çok farklı bir rolle çıkıyor izleyicinin karşısına. İzlemek için sabırsızlanıyorum) Aynı zamanda gitar çalıp şarkı söyleyen Robert, Twilight'ta da kendi yazdığı Let Me Sign ve Never Think adlı şarkıları seslendirdi.

Filmin diğer yıldızı Los Angeles'lı güzeller güzeli Kristen Stewart da Pattinson gibi oldukça genç ve bir o kadar da yetenekli bir oyuncu. Panic Room, Speak, The messengers, What Just Happend , Adventureland gibi pek çok filmde rol aldı.

Filmde yer alan diğer ana karakterlere gelince. Cullen ailesi baba Carlisle Cullen (Peter Facinelli), anne Esme Cullen (Elizabeth Reaser) ile kardeşler Alice Cullen (Ashley Green), Emmet Cullen (kellan Lutz), Rosalie Hale (Nikki Red)ve Jasper Hale (Jackson Rathbone)'den oluşuyor. Alice karakteri filmin en sevimli karakterlerinden. Bella'nın babası Charlie Swan rolünde Billy Burke var. Kırmızı gözlü göçebe vampirlerden James'i Cam Gigandet, Laurent'ı Edi Gathegi ve Victoria'yı Rachelle Lefevre oynuyor. Henüz kurt adam olmamış Jacob Black rolünde ise hepinizin bildiği gibi Taylor Lautner var.

Filmin müziklerinin bir çoğu Carter Burwell tarafından yapılmış. Özellikle Edward'ın Bella'ya yazdığı "Bella's Lulaby" isimli bir ninni varki gerçekten kulağa çok hoş geliyor.

Serinin ikinci kitabı New Moon'un çekimlerine mart ayında başlandı. Film bu kez yönetmen Chris Weitz'n ellerine teslim. Bu bölümde Edward Cullen karakterinin çok fazla yer almaması nedeniyle "fan" lardan gelen yoğun talep dikkate alınmış olmalı ki filme, romanda yer almayan sahneler eklenerek Robert'ın daha fazla görünmesi sağlanıyor. Setten gelen her haber her fotoğraf büyük bir merakla sevenleri tarafından takip ediliyor. Kurt adamların da hikayeye geniş bir şekilde dahil edildiği filmde Edward ona zarar verdiği, hayatını tehliye attığı düşüncesiyle Bella'yı terk eder. Edward'ın gidişinin ardından boşluğa düşen ve hayatla ipleri kopma noktasına gelen Bella, aslında bir "kurt adam" olan Jacob'un yakın arkadaşlığı sayesinde hayata yeniden tutunur. Ve bir yandan çaresizce yeni hayatına alışmaya çalışırken bir yandan da aslında Edward'ın tamamen hayatından çıkmadığını keşfeder. Çünkü ne zaman kendisini tehlikeye atacak bir şey yapsa Edward'ın hayali sesini onu uyarırken duymaktadır.

Film 20 Kasım 2009'da Amerikada vizyona giriyor. Ülkemizde vizyona girmesi sanıyorum 2010'un ocak ayını bulacak. Beklemek gerçekten çok zor... Oluşturacağım Twilight köşemde yeni haber ve resimleri paylaşmaya devam edeceğim.

Sevgiyle, Bettra...

2 yorum:

  1. Bu güzel yazı, kitabı okumam için beni bir kez daha teşvik etti. Eline, beynine sağlık...

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler .O. :)Çabuk oku :)

    YanıtlaSil