10 Tem 2009

KADIN & ERKEK


Başucu cümlesi: “Bir şey benim canımı acıtıyorsa ‘o’nun da canını acıtır”. Bir nevi “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma”… Bu kısa yolu benimle paylaşan herkesten buradaki anlamı düşünerek hareket etmesini bekliyorum. Çoğu zaman boşuna beklediğimi bilerek..
Karmaşık bir konusu var bu satırların. Kadın erkek ilişkileri üzerine…

Bir Türkle bir Çinlinin yada Bir İngilizle bir Fransızın kendi dillerini konuşarak anlaşmaya çalışmalarına benziyor aslında bu iki cinsin birbirini anlama çabası. Kendilerini çok farklı sözcüklerle ifade edip anlaşılmayı bekliyorlar çaresizce. Debelenmek suretiyle. Bazen tamamen farklı şeylere inanıp, bambaşka şeyleri isteyip, zıt şeyleri bekleyerek ortak bir yaşamı sürdürme çabası sadece yazarken bile zor. Öte yandan üstüste konduğunda her satırı, çizgisi örtüşen kopyalar olsaydı kadın ve erkek, her ikisine birden gerek kalmazdı sanırım. Hiçbir eğlenceli yanıda olmazdı. Sonuç: Elbette 2 farklı cinsten söz ediyoruz ancak bu farklar birinin diğerine karşı ezici üstünlüğü ile sonuçlanmamalı. İnsan ırkı bu iki cinsten biri olmadan devam edemezdi öyle değil mi? Sadece bu bile hayatta eşit ağırlıklara sahip olduklarının çok açık bir göstergesi aslında. Eşit ama farklı…

Uzayın bu küçücük noktasında bizleri birarada tutan şey kadını kadın, erkeği erkek yapan özellikler aslında. Ve belki de yine aynı özelliklerdir “Ne onunla ne onsuz” dedirten. Öyleyse tüm bu farklılıkları bir çeşit alt – üst özellikleri gibi değerlendirip başlangıçtan itibaren fiziksel üstünlüklerine ve toplumun onlara kazandırdığı “asılsız” sıfatlara aldanıp kendisini kadının yapı taşı, hayatının merkezi sanan “ben olmadan o bir hiç” yanılgısına düşüp hareket eden erkek cinsine gitsin bu yazı. Hep son sözü söyleme beklentisi içinde olanlara. Eşine iki güzel söz söyleyip onun yüreğini güldürmeyi “saçma” yada “önemsiz” sananlara. Yarın güneşin hepimiz için yeniden doğamayacağını unutarak yaşayanlara. İki kişi bir olup omuz omuza verip çalışırken bile ev içindeki tüm sorumluluğu sadece “kadın” olduğu için eşine yükleyenlere. Fiziksel olarak çok daha zayıf olduğunu bildiği eşine yaptığı ufacık bir yardımın kar topu gibi büyüyen bir sevgiyle ona geri döneceğini unutan erkeklere.

Kadınlar erkekler, erkekler de kadınlar olmadan bir “hiç” aslında. Bahsettiğim gibi sadece var olma sürecimizi düşünürken bile. Ama bu hiçliğin kadının hayattaki duruşuyla, mutlulukları, başarıları, kahkahaları, özlemleri, umutları, öfkesiyle bir ilgisi olmadığını anlamak ve özümsemek daha sağlıklı ve daha mutlu ilişkiler yaşamak için yeterli olabilir. Hayattaki manevi ağırlıklarımızın, duruşumuzun, görevlerimizin, toplumdaki yerlerimizin vücüt ağırlığımızla doğru orantılı olduğunu sanmak ve bunu kabul ettirmeye çalışmak hem komik hem de acı bir durum.

Her şeyin karşılıklı bir döngü içinde devam ettiğini unutmamak gerek. Yani “Ne verirsen elinle o gelir seninle” diyorum. Kendi ellerimizle yarattığımız çirkinlikleri, ölümleri, yalanları, vahşeti, kiriyle her geçen gün daha yaşanmaz hale getirirken bu dünyayı, erkek kadın ilişiklerindeki adaletsiz ve çirkin süreç bazen gerçekten baş etmesi ve inanması güç boyutlara ulaşıyor. Öyle ki “Neler oluyor?” dediğinizde sesinizi duyacak, duysa bile sizi anlayacak birini bulmak bile zor olabiliyor bazen. O kadar farklı diller konuşuluyor yani. Misal bir erkeğin eşini aldatmasını, bazen iş bazen hayat sıkılıp sıkılıp da bütün derdini kederini bağırıp çağırmak ve hatta fiziksel şiddete başvurmak suretiyle eşiyle “paylaşmasını” doğal bulan ve bunlar karşısında kadının görevinin her daim susmak, idare etmek, anlayış göstermek olduğunu “sanan” hem cinslerimle saatlerce de konuşsak aynı noktada buluşmak ne yazık ki mümkün olmuyor. Aynı sesleri çıkarıyoruz ama o seslerin içini bambaşka anlamlarla dolduruyoruz. Kendi aldatılmışlıklarını, ezilmiş, hiçe sayılmış, hor görülmüş ve yaşanmamışlıklarını örtbas etmeye çalışmak için yaşadıklarını genel geçer doğrular olarak göstermeye çalışmak ne çelişkili bir çaba! Bütün bunlar kendi gerçeklerini değiştirmediği gibi, bulandırabildikleri taze beyinlerin hayatlarını daha başlamadan zora sokuyor.
Hal böyle olunca “ben erkeğim” “ben böyle istiyorum” “ben ne dersem o” gibi erkek ifadelerini anlamlandırmam da ne kadar çabalarsam çabalayayım hep boşuna oluyor.

Bütün bunlardan iflah olmaz bir “feminist” olduğum anlaşılmamalı. İnsanları kategorize eden hiçbir yaklaşımdan hazzetmem. Ben haksızlığa tahammül edemiyorum hepsi bu. Kadın da erkek de yerini bilse, farklılıklarının farkında olup hem kendine hem karşısındakine saygılı olabilmeyi öğrense, biri ezilmeyi, sayılmamayı sindirmekten, doğasının en doğal özelliklerinden biri olduğunu sanmaktan vazgeçip kendisine olan saygısını hiç kullanmadığı o tozlu raflardan indirebilse, biri diğerinin haklarına tecavüz edip durmaktan vazgeçse, fiziksel yada benzeri üstünlüklerini karşısındakini maddi manevi hegomonyası altına almak için kullanmasa, hep bana demese daha mutlu olmayacak mıyız? Gerçekten soruyorum: Daha mutlu olmayacak mıyız? Şu kısa ama çoook güzel Çeşme tatili sırasında karşılaştığımız bazı olaylar çıkardı bu cümleleri içimden. Aslında hep orada durup, arada kopan fırtınalarda sağa sola çarpıp canımı yakıyorlardı. Bu kez top yekun bir temizlik yapıp hepsini süpürmeyi denedim. Tatili birlikte geçirdiğimiz arkadaşlarımızdan birine bakıp eşime olan sevgi ve saygımı pekişitirirken diğerine bakıp “ama neden o da böyle değil..?” şeklinde cümleler kurdum istemsizce.

Biz yani bir kadın ve bir erkek birbirimize ihtiyacımız olduğu için paylaşıyoruz bu evreni aynı anda. Birimiz diğerine göre daha üstün olsun, hakkı hukuku özgürlüklerin sınırını birimiz kafasına göre çizsin ve diğeri de sorgusuzca buna uysun, biri höt dedimi diğeri otursun, biri kendini “sahip” diğeri “teba” sansın diye değil. Biri ona lütfedilen cesaret, güç, koruma ve sahiplenme duygularıyla diğerini sarıp sevsin, diğeri onu sevgiyle, şefkatle karşılayıp en huzurlu limanı olabilsin diye varız.

Lütfen önce kendinize inanıp güvenin ve kendinizi sevin. Bunu gerçekten deneyin. Canınız yandığında, sinirleriniz gerildiğinde, öfkeniz kabarcıklar çıkarmaya başladığında, sinirden düşünemez olduğunuzda aynı şeylerin “o” na da olduğunu en azından bütün bu duyguları hissetmeye hakkı olduğunu unutmayın. Karşınızdakini kısıtlayarak, onu sadece kendinize ait bir obje, işinizi gücünüzü görecek bir canlı, siz ne der ne dilerseniz onu yapmakla yükümlü karşı cins olarak görmekten vazgeçin. Çünkü tüm bunlar bu koca dünyayı ikinize dar etmekten, mutsuz ilişkiler, tükenmiş evliliklerden başka bir sonuca çıkarmıyor…

Sevgiyle
, Bettra…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder