25 Ağu 2009



LITTLE ASHES

Sonunda izleyebildim. Uzun zamandır akımdaydı. İki önemli nedenle: Öncelikle Robert Pattinson’un oyunculuğuyla ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak, neler yapabiliyor görmek istiyordum. (Ama filmin tek yıldızı Pattinson değilmiş...) Bir de resim sanatından hiç anlamama ve baktığımda bir anlam veremediğim görsel çalışmalardan hiç hazzetmeme karşın pek çokları gibi Salvador Dali’nin resimlerini başka bir kulvara koyduğum için filmi görmem gerektiğini düşündüm. Dali gerçekten de bir dahi! Deli bir dahi !

Önce filmin künyesine bir bakalım: 2008 İngiliz yapımı olan film, İngiliz yönetmen Paul Morrison tarafından çekilmiş. Ben izleyeceğim filmleri genellikle yönetmene ve türe göre seçiyorum. Tür, bazen çok yanıltıcı olabiliyor ama elimde değil... Öte yandan bu filmde ikisi de önemli olmadı. (Her film açıp içine girdiğimizde neyle karşılaşacağınızı bilmediğiniz bir kapı gibi aslında. Arkasında ne var hiçbir zaman emin olamıyorsunuz... Bu merak uyandırıcı elbette ama sonuç hüsran olunca pek hoş olmuyor! Yo yo bu filmde sonuç hüsran değil). Paul Morrison’u tanımıyorum. Bu yüzden neler yapmış internette küçük bir araştırma yaptım. Son dönemde Wondrous Oblivion (2003), Solomon and Gaenor (1999) gibi filmler çekmiş. Bu izlediğim ilk filmi olduğundan genel tarzı hakkında kesin bir şeyler söylemek yanlış olur. Sadece Little Ashes’da yalın ama yine de zaman zaman görkemli bir anlatıma sahip olduğunu söyleyebilirim.

Senaryo aynı zamanda yapımcılardan biri olan Philippa Goslet’e ait.
Müzik: Miguel Mera. Müziklerini oldukça başarılı buldum. Üzerinde dans ettiği planlarla gayet uyum içindeydi.
Oyuncular: Javier Beltran (Federico Garcia Lorca), Robert Pattinson (Salvador Dali), Matthew Mc Nulty (Luis Bunuel), Marina Gatell (Magdelena)

Film genel anlamda Salvador Dali, yazar ve şair Federico Garcia Lorca ve film yapımcısı Luis Bunuel’in hayatlarının ilk dönemlerini, 1920’lerde İspanya’da hükümet, kilise, ordu ve aristokrasinin ellerinde şekil bulan politik ve toplumsal hayat örgüsü içinde işliyor.. Bir başka deyişle modern dünyanın, cazın ve Freud’çuluğun geleneksel olanla çarpışması anlatılıyor. Utangaç bir dahi, genç Dali’nin yaşadığı içsel ve fiziksel değişiklikler hatta çelişkiler, bunların çıkış noktaları, politikaya ve sisteme yaklaşımındaki yıllar içindeki farklılıklar bazen eğlenceli, bazen acıklı, kimi zaman da rahatsız edici bir şekilde işlenmiş. Üniversite öğrencisi Garcia Lorca, genç ve büyük bir sanatçı olmaya kararlı kendisi gibi öğrenci Dali’nin aslında hırslı ancak görünüşte kırılgan ve hassas olan kişiliğinden etkilenir ve bu çekimle ilişkileri farklı bir yöne doğru gelişir. Başta Dali’nin daha girişken ve kendinden emin tavırlarıyla derinlik kazanan ilişkileri, çok geçmeden Paris’te ve tüm sanat dünyasında büyük bir üne kavuşan Dali’nin, hırslarına yenilip ideallerinde ve yaşam tarzında köklü değişiklikler yapmasıyla kopma noktasına gelir. Üzülen ve yazmaktan, şiirden kısaca hayattan vazgeçen Lorca’yı yeniden hayallerinin peşinden gitmeye zorlayansa Magdelana olur.. Yıllar sonra artık ünlü birer sanatçı olan Dali ve Lorca biraraya geldiklerinde Lorca aralarında eskiye dair kırıntılar arar ancak her şeyin hatırladığından çok daha farklı olduğunu görür. Dali artık son derece “elit” ve abartılı bir hayat sürmekte, gençlik yıllarında özgürlük ve adalet için verdikleri tutkulu savaşı unutmuş görünmektedir. Görünüşte de olsa sistemden yanadır. Lorca ise gençliğinde inançla savunduğu değerlerden vazgeçmemiştir. Bazı mecralarda film “eşcinsel temalı filmler” kategorisinde ele alınmış ancak bu bana çok doğru gelmedi. Hikaye Dali ve Lorca arasındaki yakın arkadaşlığın boyut değiştirmesine elbette yer veriyor ancak bu nokta etrafında dönmüyor. Yerine döneme ait sanat, siyaset, ahlak gibi öğeler bu sanatçı kişilerin ve özellikle Dali’nin hayatları üzerinden aktarılıyor.

Film genç sanatçıların özgürlükleri ve sanatları için orduya ve hükümete başkaldırışlarını başlangıçta heyecanlı bir şekilde aktarıyor. Sonra karakterlerin duruşlarının değişmesiyle bu heyecan yerini Dali tarafında sistemle kaynaşmaya, Lorca ve Luis Bunuel tarafında ise istikrarlı ancak kan kaybeden bir harekete bırakıyor.

Dali ve Garcia Lorca’nın klisenin önünde çaldıkları bisikletlerle başlayan sahne “özgürlük” temasını çok iyi işlemiş bence. Müzik, ışık ve oyuncular sahnenin hakkını veriyor. Yine Lorca’nın odasının camından dışarı baktığı sahne adeta bir tablo havasında.

Javier Beltran’ın oyunculuğuna filmin başından sonuna gayet tatmin edici. Robert Pattinson ise filmin ilk karelerinde çok etkileyici ve güçlü bir oyunculuk verememiş. Ancak ilk yarıdan sonra son derece iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim.

Dali’nin hayatı boyunca hep inkar ettiği ve eşcinsel olmakla suçladığı Lorca ile ilişkisi Dali’nin ilişkinin başlamasında daha etkili olan taraf olmasına karşın sonrasında bunu taşıyamaması, oldukça aykırı bir kişilik olsa da eşcinsellerden nefret edilen bir yerde bu özelliğini gizlemek istemesi ile aktarılmış.

Filmin kesinlikle bir zaman kaybı olmadığını belirtip ve Pattinson’un Twilight taki oyunculuğunu her fırsatta eleştirenlerin bir de Little Ashes ı izlemelerini öneririm.

4 yorum:

  1. ben bu filmi nasıl ıskalamışım anlamadım :) kesinlikle izlemem gerek. teşekkür ederiyoruz efenim tavsiyeniz için :)

    YanıtlaSil
  2. Aa betra gel bunu beneaththeground.blogspot.com'da yayınlayalım...

    YanıtlaSil
  3. Korku filmi istemiştiniz diye sormadım.. Çok mutlu olurum :)

    YanıtlaSil