20 Ağu 2009

ZAMAN FUKARASI

Yapacak çok işi ama yetecek zamanı olmayanlardanım... Zaman fukarasıyım. Ona koştur, bunu hallet, ne yiycez, yıka, ütüle, şunu da yaz, bunu mutlaka izle, gitmem gereeeek, özledim ama hiç olmazsa bir kahve... !!! Hepsini nasıl yetiştireyim? Okumam, izlemem gerekenler; evde düzgün bir hayat için yapılması gerekenler; kişisel ve bayansal (!) bakım için yapılması gerekenler, iş yerinde halledilmesi gerekenler, görülmesi, gezilmesi, aranması sorulması ...... AAAAA GEREKENLER!
Ama ben “gerekli” sıfatından hiç hoşlanmıyorum ki! Ama hiç...
Sadece içimden gelenlere içimden geldiği gibi vakit ayıracağım bir dünya.... Olmaz mı?
İstediğim gibi yazsam, istediğim kadar. Zaman sınırlaması, aklımda uzun bir yapılacaklar listesi olmadan. Kalk şunu da hallet, sonra yazarsın cümleleriyle bölünmeden.. Her şeyi anlatsam. Beni, en sakar komik hallerimi... Kızgınlıklarımı.. Seni, benim olmasını istediğim filmleri(m)i, kitapları(m)ı... En güzel hayallerimi kelimelerle salsam hayata... Çığlıklarım kopsa satırlarda kopup gitse... Hak edenleri koysam masalımdaki en yüksek tepeye, parmağımın ufacık bir hareketiyle yuvarlasam tepenin eteklerine...
Okusam sonra... Okusam... Okusam... Kaybolsam satırlarda... Zamanı unutsam..
Mutfağa atsam kendimi... Ne var ne yok pişirsem... Sıfır kalorili çikolatalı şipşirin kekler, yağsız karbonhidratsız muhteşem börekler... Ege’li ayarında zeytinyağlı yemekler.. Sonra geçip karşılarına kendimle gurur duysam...
Gerine gerine tatlı dakikalar harcasam tertemiz beyaz çarşaflarımın üstünde. Kocaman camlarımın ardındaki koca ormana baksam yastığımın üzerinden. Camı açıp taze, serin havayla doldursam ciğerlerimi. Sonra biraz güzellik uykusu alsam. “Daha” güzel olayım diye :)
Atsam bu güzel insanı sahil kenarı, ağaç gölgesinde, yoldan uzak eski bir banka. Okusam yine saatlerce dalga sesleri eşliğinde... Sonra dalıp gitsem o seslerin sahiplerine...
Yürüsem uzun saatler boyunca bir denizin kenarında, bir orman patikasında ulu ağaçlar sırasınca.... Tek duyabildiğim ayaklarımın altında ezilen yapraklar, ince dal parçaları ve kuş sesleri olsa...
Onlarca film seyretsem, beğendiklerimi tekrar izlesem.
Ve canım istediğinde kaçıp gitsem herkesten uzağa... Kendimi de bıraksam onların yanında...

Sevgiyle,
Bettra...

2 yorum:

  1. Ahhh ahhh keşke ben de anlattıkların gibi olsam, 24 saat bana yetmiyor...gözümü açıyorum sabah olmuş bir bakıyorum akşam oluvermiş bile...ertesi güne bir önceki günden yapılmak istenilip de yapılamayanlar kalıyor ve böyle böyle birikip dağ gibi oluveriyorlar.
    Ama bu haksızlık:(

    YanıtlaSil
  2. Evet haksızlık gün 48 saat olmalı. Çalışma saatleri değişmeden tabi ;)

    YanıtlaSil