6 Eyl 2009

FINAL DESTINATION 4

FINAL DESTINATION 4
Film, Final Destination 2'yi de yöneten David Ellis tarafından yönetilmiş 2009 yılı bir ABD yapımı (Final Destination ve Final Destination 3'ü James Wong'un yönettiğini düşünürsek 5. bir film gelecek olursa sanırım yönetmeni James Wong olur). Özetle "Ölüm senin için geldiyese istediğini alır" diyor film.

Serinin önceki filmlerine göre şiddetin dozunun tavan yaptığı bu bölüm tematik olaraksa diğeriyle tamamen aynı (İlk üç film çok daha iyiydi diyebilirim). Hatırlarsanız daha önce de asıl karakterin öngörüleri sayesinde uçak kazası, zincirleme tarfik kazası ve hızlı tren kazasından kurtulanların sadece birkaç gün daha fazla yaşadıklarını izlemiştik. Bu kez de baş karakter Nick (Bobby Campo), bir araba yarışı sırasında bazı görüntüler görür ve bir şeylerin ters gideceğini anlar. Gördüklerinin ardından sevgilisi Lori (Shantel Vansanten), arkadaşları Hunt ve Janet'ı son anda yarışı izledikleri yerden çıkarır ve saniyeler sonra pistte onlarca insanın öldüğü büyük bir patlama meyda gelir. Ve film başlar! Ölüm, listesinden kurtulanlar için sırasıyla geri döner. Nick'se nafile bir çabayla gördüğü görüntülerden mantıklı anlamlar çıkarmaya ve onu durdurmanın bir yolunu bulmaya çalışmaktadır.


Final Destination 1, 2 ve 3 te olduğu gibi bu filmde de olayların çıkış noktası ilk sahnelerde örülüyor. Yani ölümün adeta azılı bir katil gibi insanların peşine düşmesini sağlayan olay ilk sahnelerde veriliyor ve gerilim (!) yüklü bir kaçma kovalamaca başlıyor. Sonunda kazanan hiç değişmiyor: Ölüm. Önemsiz, küçük gibi görünen kazaların birbirini tetikleyerek akıllara durgunluk verici sonuçlara neden olduğu sahnelerle dolu film, dediğim gibi öncekilerle birebir örtüşen bir şablona sahip. Sanırım en sıkıcı yanı bu. Ölüm kendi listesindeki sıraya göre can almaya gelirken izleyiciye "acaba sıradaki gerçekten o mu?" izlenimi yaratılmaya çalışılmışsa da merak duygusu uyandırmaktan çok uzak. Final Destionation'ı izlediğimde farklı bulmuş ve beğenmiştim. Ama ceplerini hep boş hisseden yapımcılar, tutan bir işi cılkı çıkana kadar bırakmadıkları için daha kaç Final Destination izleriz emin değilim. Artık bu senaryonun rafa kalkma vakti geldi de geçti diye düşünüyorum.

Filmin bir slasher filminden tek farkı insanları doğrayıp kesen biçenin bir sapık değil "ölüm"ün kendisinin olması. Hemen her ölüm tiksinç, bağırsak ciğer vb organların etrafa saçıldığı, etlerin lime lime olduğu, azrailin intikam için en kanlı, işkence dolu yollara başvurduğu sahnelerle sunuluyor (Bu sahneler kimi zaman acı dolu çığlıklar eşliğinde, kimi zamanda seslerin duyurulamadığı ızdırap dolu uzun saniyler boyunca ekranda kalıyor). Öyle ki pes edip "Madem ölmem gerekiyor o zaman ölürüm" diyerek birkaç kez intihar etmeyi deneyen güvenlik görevlisi, her seferinde hayatta kalıyor. Çünkü ölümün onun için daha işkence dolu planları var. Öyle kolay ölmek yok! Burada azrailin verdiği açık mesaj "beni uğraştırırsan seninle özel olarak ilgilenirim" olmalı..
Teknik açıdan bakınca patlamalar, yangınlarla dolu sahnelerin çoğunun görsel efekt destekli gerçek çekimler olduğu söyleniyor ama artık sıradanlanmış bir senaryoyu sanırım hiçbir efekt kurtaramıyor. 3D teknolojisinin nimetlerinden en çok yararlanılan açılıştaki patlama sahnesi kendinizi istemsiz olarak fırlayan tekerlekler yada bir araba parçasına karşı geri çektiğiniz sahnelerle dolu. Teknolojinin nimetlerini filme mâl etmekse içime sinmiyor. Senaryoya iliştirilmiş ve bu yolla "siz sinema severlerin başına da tam şuanda aynı şey gelebilir!" 3Dli sinema sahnesine, buradaki patlamaya ve fotoğrafta görebileceğiniz özensiz görüntüye deyinmek gereksiz.

Sonuç: 3D nin getirdiği tedirgin edici sahneler dışında kesinlikle korku ve gerilimden yoksun daha çok mide bulandırıcı ve "artık" sıradan bir film. Slasher türünden hoşlanmayan, çünkü burada sanat ve yaratıcılık adına "çoğu zaman" ancak kırıntılar görebilen benim gibi biri için kötü bir tercih oldu ama 3D çizik içindeki gözlükler dışında gayet iyiydi. Zaten izlemesem de olmazdı :)
Bettra...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder