15 Eyl 2009

Okura Not

Açık maviye dönmüş gri günlerden tuhaf bir mutluluk duyuyorum. Aslında güneşin kızıyım, haziran çocuğuyum. Deniz ve güneş olsun da gerisi hikaye. Ama hiç bu kadar özlememiştim yağmuru, pusu. Yılın son tatilini puslu, soğuk Doğu Karadeniz yaylalarında geçirmek için bile uğraştım ama zaman benim kadar istekli değildi, olmadı. O serin düzlüklerde bir çadırın içinde yada tahtadan eski bir evde uzun saatler geçirmek için gerçekten birçok şeyden vazgeçebilirdim. Balkonundan ardı arkası kesilmeyen en yeşil ormanlarına dalıp gider, ciğerlerimi güzel ülkemin en temiz havasıyla doldururdum. Sadece sessizlik eşlik ederdi, Shakespeare'e. Bakir değiller biliyorum ama bana yine de bakir gelen ağaçlarının arasında uzun ve yine sessiz yürüyüşler yapıp biraz da ben onları dinlerdim. Bizim konuşmalarımız gibi olmazdı değil mi? Acı, iki yüzlülük, savaşlar olmazdı en azından. Yaprakların hışırtısı, kuşların kanat çırpması, şelalerin gümbürtüsü, rüzgarın ninnisi.. sadece doğanın muhteşem dili olurdu her derde deva..

Ne anlatılacaktı konu nereye geldi? Bazen istediklerimiz değil de beklediklerimiz kendilerini atıveriyorlar satırlara.

"Serenissima" diye bir hikayeye başladım bilenleriniz bilir. İlk satırlarını yazmıstım aşağıya. Düzeli periodlarla paylaşacaktım ama sonra vazgeçtim. Karınca kararınca yazdıklarımı sadece iyiler okumaz da canım sıkılır diye.
Yolun sonunu göremiyorum ve ışığa dair pek umudum da yok ama yine de şimdilik kağıda dökülenler bana kalsın ...

Sevgiler,
Bettra

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder