23 Kas 2009

KAYIP GÜL

.Z.den ödünç aldığım Kayıp Gül'ü okumaya başladım. Yeni dönem yazarlardan Serdar Özkan'ın kaleminden. Uzun zamandır nadiren okuduğum Türk yazarlardan biri. .Z. okumam için önerdiğinde kitapla ilgili küçük bir araştırma yapıp okumaya değer mi değmez mi kendimce bir sonuca ulaşmaya çalışmıştım.
Vardığım sonuçlar:
1. Türk bir yazar. Genç bir yazar. İlk eseri. Ve Uluslararası En Çok Satanlar listesinde. Yani: Kesinlikle okumalalıyım. Bu çok sık rastladığımız bir durum değil ne de olsa.
2. Okuyucu yorumlarında çoğunlukla kitabın çok basit bir dille yazıldığı, yüzeysel ve yetersiz olduğu yazılmıştı. Bu yorumlar kitapla ilgili "Pazarlama harikası olabilir mi?" diye düşünmeme sebep olup okumakla okumamak arasında gidiş gelişlerimle sonuçlandı.
Sonra "Sadece 204 sayfalık bir kitap. Ve Özkan, öyle yada böyle önemli bir iş başarmış. Tabiki de okumalıyım" diyerek başladım sayfaları çevirmeye.
Evet kitap, son zamanlarda sıklıkla karşılaştığımız neredeyse günlük konuşma dilinde basitçe yazılmış bir çırpıda okunan kitaplardan biri. Yeni bir şey söylemiyor. Ancak bu, basit yada önemsiz şeyler söylediği anlamına gelmiyor. Tam tersine basit görünen şeyleri bir kez daha seslendirerek ne kadar önemli olduklarını hatırlamamıza yardımcı olmuş Özkan. Hepimizin kimi gün zaten biliyor olduklarımızı bir kez daha duymaya ve hatırlamaya ihtiyacımız oluyor, öyle değil mi? Hayata yada kendinize dair aslında bildiğiniz ama farkında olmadığınız noktaları size gösteren, gözlerinizi açan birçok kitap okumuşsunuzdur eminim. Bu da onlardan biri olabilir.
Kitap dili dolayısıyla çok çabuk, hani oturup bir solukta okuyabileceğiniz bir çalışma.
Henüz bitirmedim ama öykünün 48. ve 49. sayfalarda geçen bir kısmını gerçekten çok doğru buldum. Ve paylaşmak istedim.
Bildiğimiz ama farkında olmadığımız şeylerin adına...
Sevgiyle,
Bettra

....
" Başkaları övgü ve takdirlerinden oluşan binlerce zehirli oku - ki bu okların öldürücü olduğunu sonradan anladım - hiç durmaksızın üstüme yağdırıyorlardı. "Sen çok özel bir kızsın, bu dünyada bir eşin daha yok!" diyorlardı bana. Onlar böyle şeyler söyledikçe, oklarının ucundaki tatlı zehir kanıma karşıyordu.
Her şeye rağmen, ara sıra sözlerinin doğruluğundan şüpheye düştüğüm oluyor, "Gerçekten özel miyim acaba?" diye soruyordum kendime. Ama beni özel olduğuma inandıran başkaları olduğu için, bu soruyu onlar olmadan cevaplayamıyordum. Sanki aynam kırılmış da, kendimi görebilmek için Başkalarına bakmak zorunda kalmıştım.
Sürekli onlarla bir arada olmak istiyordum ki, ne zaman "Gerçekten özel miyim?" diye sorsam, onların hiç değişmeyen cevabını duyabileyim: "Evet çok özelsin.Bu dünyada bir eşin daha yok!"
Sürekli aynı soruyu sormaktan ve aynı cevabı duymaktan kesinlikle bıkmıyordum. Deniz suyu içen birinin susuzluğunun artması gibi, duyduğum övgüler de bende sadece daha fazlasını duyma ihtiyacı uyandırıyordu.
Daha kötüsü, Başkalarının onay ve takdirlerini kaybetmemek için sürekli onların beklentilerine cevap vermek zorunda kalıyordum. Ben artık ben olmaktna çıkıp Başkalarının istediği ben olma yolunda hızla ilerliyordum. Bir başkası olma yolunda.
Ama bir süre sonra düşlediğimi değil de, Başkalarının benim adıma seçtiği hayatı yaşayarak mutlu olamayacağımı anladım. Bu gerçeği anlamamı sağlayan, yine, sesi her geçen gün daha az duyulur hale gelen kalbim oldu."
...
 

2 yorum:

  1. farkinda misin butun postlarina artik .z. ile basliyor, beni cok mu seviyorsun ne :D

    YanıtlaSil
  2. Evet Tanrı beni sınamak için seni gönderdi sanırım, ne yapalım :) Ayrıca hiç bile :)

    YanıtlaSil