6 Nis 2010

ANGEL, III

Bacağındaki acıyla gözlerini açtığında nerede olduğunu hatırlaması biraz zaman aldı. Gözlerini kırpıştırıp etrafına bakındı ama etraf herhangi birşey görebilmek için hala çok karanklıktı. O kadar yumuşaktı ki biran için yatağında uyandığını sanmıştı.. "Yumuşak mı?" Doğrulup başının altında duran şeye dokundu.. Bu bir yastık, dedi kendisinin bile duyamayacağı kadar kısık bir sesle. Ve üzerindeki örtü.. "Neler oluyor?"
Gözleri karanlığa alışmaya başladığında yavaş ve aksak hareketlerle ayağa kalkıp artık yukarıdan baktığından daha dik ve uzun görünen yamaca baktı. Düşerken bacağını incitmişti ve durumun vahim olduğunu düşünmese de yukarı çıkamayacak kadar kötü olduğunun farkındaydı. Bu yolu kullanarak buradan çıkması imkansız gibi görünüyordu. Kısık, görmeye çalışan gözlerle yastığa, örtüye ve önünde bir koridor gibi uzanan dar yola baktı. Ben burada kendimden geçmiş bir halde yatarken biri yanıma gelip başımın altına bir yastık (!) koydu ve üzerimi örttü, diye düşünerek neler olduğunu anlamaya çalışıyordu . Yani burada insanlar var. Benden başka birileri yada biri.. İyi ama beni neden uyandırmadı? Yada neden, buradan çıkmama yardım etmedi? Birden bu çukurda, karanlığın ve böyle kötü ünlü bir yerin ortasında, ne kadar olduğunu bilmediği bir süredir kendinden geçmiş bir halde kaldığını düşünüp ürperdi.
"Ve bu durumun aklıma ancak şu anda gelmesi ve her şey normalmiş gibi sakin kalabilmem düşmeyle birlikte akıl sağlığımın da bozulduğunu gösteriyor olmalı !"
Yine de yanıma gelen her kimse kötü niyetli biri olsaydı başımın altına yastık koyup üzerimi örtmezdi heralde, dedi mantığına karşı kendini savunarak.
"Yine de bu çok.. çok saçma?"
"Ve ahh teyzem! Çıldırmış olmalı"

Hava artık yukarıda da kararmıştı ve saatin kaç olduğuna dair en ufak bir fikri yoktu. Kolunda saatinin ve yanında cep telefonunun olmaması içinde bulunduğu duruma yakışacak kadar feciydi. Biran kendini başının üzerinde bir yağmur bulutuyla gezen ve nereye gitse ıslanan bir çizgi film karakterine benzetti. Yüzünde şaşkın ve biraz da ürkek bir ifadeyle ormanın ortasında sırılsıklam kalmış küçük bir kız karakter..
"Ama iyi tarafından bak Truli, seni aramaya çıkmış olmalılar. Teyzemin ayakkabılarımı görmemesi mümkün değil, ormanda olduğumu anlayacaktır."

Bildiği tek çıkış yolu onu buraya getiren yokuş olduğuna göre kalan seçenek önünde devam eden loş koridordu. Derin bir nefes alıp yürümeye başladı. Bu daracık yolda kurumuş olduklarını sandığı, dikenli çalılar bir adımında ince kollarını sıyırmasa diğerinde mutlaka canını acıtıyordu. Çalıları, kollarını uzatıp sivri tırnaklı elleriyle onu tutmaya çalışan kötü yaratıklar gibi düşünmek, Ölü Orman'ın karanlık arka sokakları sayılabilecek bu yolda hayal kurmak ne kadar kolaydı.. Önünü görmeye çalışırak yürüken ayın yükseldiğini ve görüşünün biraz öncesine göre daha iyi olduğunu fark etti. Peki neden tek bir çıt bile çıkmıyordu ki? Belki baykuşlar, kurtlar ne bileyim orman canlıları işte.. "Hu huu kimse yok mu?" diye seslendi kimsenin duyamayacağı kadar alçak sesiyle ve ardından "sanırım çıldırıyorum" diye iç geçirerek. Gerçi bu belki de iyi bir şeydi. Sakin kalmaya çalışırken, ki tuhaf bir şekilde bunun için o kadar çaba harcamasına gerek kalmamıştı, bir de etrafında ne olduğunu kestiremeyeceği sesler duyması daha çok korkmasına neden olabilirdi.. "Korkmalıyım öyle değil mi?"

Truli ona oldukça uzun gelen bir süre boyunca yola devam etti. Yol kıvrılıyor, sağa sola dönüyor ama dar aralığı hiç değişmiyordu. Artık bir labirentin içinde olduğunu düşünürken hayal gücünün yine kendine bir oyun oynadığını sandı. Yol ilerde genişliyor gibiydi ve dahası oldukça ihtişamlı, bütün ışıkları yanan ışıl ışıl bir ev mucizevi bir şekilde tam karşısında duruyordu.
"Sonunda bir yaşam belirtisi!" Ama bu bir anlık sevincin ardından "Ölü Orman'ın içinde birileri mi yaşıyor yani?" diye sordu kendine.. Olduğu yerde daha fazla yaklaşmadan eve baktı.
Ve saçma sorusunun cevabını buldu: Angel ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder