17 May 2010

KALAN 2: BEN VE DİĞERLERİ

Geçtiğimiz cuma akşamı ofisten çok sevdiğin iki tatlı mı tatlı insan, Saime Abla ve Figen Abla'nın emekliliği nedeniyle düzenlenen bir yemekteydim. Bu arada yemek Karaköy Liman lokantasında oldu. Böyle muhteşem manzaralı bir mekanı şimdiye kadar bilmiyor olmak çok acı! Liman, kendi halinde sakin bir yer gibi. Yemekler ve servis güzel ve fiyatlar da gayet uygun. Yani tavsiye olunur..
Neyse yemekte yaş ortalaması bizlerden büyük hani görmüş geçirmiş diye nitelendirilen abiler ve ablalar çoktu haliyle.. İçlerinden biri vardı ki o aylar önce zaten emekli olmuştu: Lütfü Bey. Lütfü Bey çalışırken de hep farklı bir çizgide yürüdüğünü gösterirdi ama o gece bunu bir kez daha anlamış olduk. Emekli olmuş bir adam profili düşünün şimdi. Tamam elbette bu kişiden kişiye farklılık gösterir.Öyleyse şöyle söyleyeyim: Lütfe Bey benim şimdiye kadar gördüğüm emekli Türk insanı profilinden çok uzak.. Açık krem rengi pantolonu, beyaz keten ceketi, uzattığı beyaz saçları ve beyaz sakalıyla tam bir ihtiyar delikanlı gibiydi. Gece boyunca biz ufaklıklar "Buradan çıkıp Bordum gecelerine gidecek gibisiniz" diye takıldık kendisine.. Öyle dinamik ve mutlu görünüyordu ki... Birara denizi koklamak hava almak için balkona çıktığımızda Lütfü Bey'le karşılaştık. Sormadan edemedik "Neye borçlusunuz bu mutlu dinamik görüntüyü?" diye.. Şöyle söyledi: "Aslında emekli olmayı düşünmüyordum. Taki Serdar kalp krizi geçirene kadar" (Serdar Bey de son dönemde emekli olan kadrodan. Emekli edilmeden birkaç gün önce kalp krizi geçirdi..) "Durup kendime evet daha çalışabilirim ama sağlığımı kaybettikten sonra emeklilik neye yarar diye sordum. Bunca yıl bu kadar stres altında özveriyle çalıştım. Üç kuruş harcarken bile kırk kere düşündüm. Ama artık yeterdi. Artık kendim için bir şeyler yapmanın vaktiydi. Serdar'ın kalp krizinin ardından gittim ve ben emekli oluyorum, dedim. Ve sonrasında da insanları ikiye ayırdım ben ve diğerleri. Artık kendim için yaşıyorum, kendi fikirlerim, zevklerim hobilerim için varım. Aklıma ne esiyorsa onu yapıyorum. Onu yiyorum içiyorum onu giyiyorum. Keyfim, benim yenim amirim. Siz siz olun böyle bir emeklilik için mutlaka üç kazanıyorsanız en azından birini bir kenera ayırın ve umutun. Ve emekli olmak için tükenmeyi, kolunuzu kaldıramaz olmayı beklemeyin. Siz iyi değilseniz kimse iyi olamaz" dedi..

Cuma akşamından beri Lütfü Bey'i ve sözlerini düşünüyorum. O, bu kararı zamanında verebildiği için şanslı ve yıllar boyu kendini dizginleyip bugünlerine yatırım yaptığı için de akıllı. Ha evet her şey yaşında güzel. Gençliğin sıcak deli dolu zamanlarını, yaşlılığın kısmen durgun yıllarında rahat etmek için tamamen kuytuda geçirmekten söz etmiyorum. Yaşamak her zaman güzel ve gençken yaşanacak tadına varılacak çok şey var... Sadece elimizde avucumuzda ne varsa har vurup harman savurmaktan ve yarın hiç yaşlanmayacakmışız gibi davranmaktan kaçınmalı diyorum. Bugünü zevkli, renkli ve eğlenceli yaşarken yarını da huzurlu yaşayabilmek için bugün hala çalışıyorken mutlaka para biriktirmeli.

Canım Saime ve Figen ablama en az Lütfü Bey'inki kadar renkli ve hareketli bir emeklilik diliyorum. Gönüllerinden geçen her şeyi gerçekleştirebilecekleri, huzur dolu ve hep böyle genç kalacakları yıllar.. Üst katta olmadıklarını bilmek çok sinir bozucu olacak.

Ve sanırım bu söz benim baş ucu sözüm olmaya devam edecek:
Ben ve diğerleri...

Sevgiler,
Bettra...

7 May 2010

İSTANBUL'A...

..."Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasındayım. Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günler de köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır. Esnafı gaddardır. Zengini lakayıttır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolarlarda çift yatanlar bile tek"...

S. Faik Abasıyanık

İstanbul'un çirkinliklerin yüzü değişmiş biraz Abasıyanık'ın kalem tuttuğu günlerden bugüne.. Ama varlığı hiç değişmemiş, hiç gitmemiş...

5 May 2010

YASAK'LAR

Kendimize koyduklarımız mesala.. Başkalarına koyduklarımız yada başkalarının bize koyduğu yasaklar.. Sevmememiz, öpmememiz, gitmemiz, yiyip içmememiz, yapmamamız, konuşmamamız, almamamız, okumamamız yazmamamız, izlemememiz gerekenler... Mecburiyetten gereklilikten yada işte öylesine. Yasaklar... Sonu var mı acaba bunların? Şeyler kime göre, neye göre yanlış oluyor da sonra önüne koca bir "YASAK" konuyor..?

Acaba nasıl bir yer olurdu dünya kendimize yasakladıklarımız olmasa.

Bettra...

İŞTE BENİM TATİLİM!

Ağlamak istiyorum! Gerçekten ! Neden mi? Şöyle özetleyeyim:

Başka hayatlarından birinde bir gezgin, seyyah yada buna benzer bir şey olduğuna inanan benim gibi biri hayatı boyunca karşılaştığı en inanılmaz, en yoldan çıkarıcı, en renkli, keyifli ve baş döndürücü teklifle karşılaşıyor ve bunun karşısında sadece elleri kolları bağlı iç çekebiliyor: Ahhhh :(

Turkuaz mavisi suların, beyaz kumların üzerimde yarattığı inanılmaz derece pozitif duygular nedeniyle ilgimi çekmişti bir süredir televizyonlarda dönmeye başlayan Etstur reklamları. Yo yo pardon düzeltiyorum bu bir reklam değil, bir iş teklifi ! (Tabi buna "iş" denilebilirse. İş dediğin genellikle sıkıcı olur, insan sabah gelir akşam olsa da özgürlüğüme kavuşşam diye bakar hani.. Özgürlüğe giden yolun burada harcadığı saatlerden geçtiğini unutarak tabi :D )
Her neyse detayları öğrenmek için bu sabah internet sayfalarını ziyaret ettim. Diyorlar ki:
"Tek işi yalnızca tail yapmak olan bir çift arıyoruz" : Biz Tazi'mle harika bir çiftiz !
" Ve bunun için ayda toplam 5000 lira maaş veriyoruz" : Ohh bu da harika !
"Her şeyden önce iyi tatil yapmayı bilen bir çift arıyoruz. Yani gittiği yerlerin sadece turistik yerlerini görmekle yetinmeyen, şehrin derinliklerinde kaybolmayı seven, gezgin ruhlu bir çift arıyoruz. Başka bi rdeyişle " Ben bunun kitabını bile yazabilirim ! Hım evet Tazi belki kitabını yazamaz ama o da harika bir gezgin olabilir ;) Kimsenin görmediği, bilmediği bazen ıssız bazen hınca hınç dolu karakteristik her yer benim favorim olur. Bu bazen bir kütüphane olur bazen yüzen bir pazar pazar bir uçurum kenarı bazen de bir balıkçı kulubesi kim bilebilir?

Buray akadar her şey muhteşem! Oh diyorum sanırım bu kez yukarıdaki beni duydu ve bana özel bir şey gönderiyor! Sonra teklif detaylarını okumaya koyuldum. Ve güneş o zaman kayboldu, kara bulutların arasında şimşekler çaktı :( İŞTE O TEKLİF!

DETAYLI TEKLİF METNİ
İş başvuruları için çiftlerde aranan özelliklerden ilki, iyi tatil yapmayı bilen bir çift olmaları.
Çiftler iyi derecede yabancı dil bilmeli ve en az lise mezunu olmalı.
Seçilecek çift, iyi derecede fotoğraf ve video çekimi yapabilmeli.
Çiftler sosyal paylaşım sitelerinde aktif olmalılar, blog yazabilmeliler.
İş teklifimize başvuracak ikili, bir kadın bir erkek olmalı.
Çift, öncelikle teklifimizle ilgili sitemizde yer alan başvuru formunu eksiksiz doldurmalı; ardından her biri için en fazla 4 adet olmak üzere fotoğraf yüklemeli.
Çift, son olarak her ikisinin bir arada olacağı maksimum 120 saniyelik video görüntüsünü de ekleyerek formu tamamlamalı.
İş başvurusu sonucu işe alınan çift, yılsonuna kadar sürecek iş süreci boyunca uygun olduklarını kabul etmiş olmalı.

Ühüüüü ben bunu yapamam ki :( Yani ben yaparım da (!) Tazi'm yapamaz. Yani bu işe alınsak bile yıl sonuna kadar yürütemez.. Muhtemelen kendine yeni ve gerçek bir iş araması gerekir :(

Neyse şimdi kendim için hayıflanmayı bir kenera bırakıp macera arayanlara, gezmeye yeni yerler, yüzleri evler, kültürler, kahveler, yemekler, sokaklar, pazarlar görmeye aşık olanlara sesleniyorum. Bu harika bir teklif ! İmkanınız varsa asla kaçırmamanız gereken bir teklif! Bu hayatınızın teklifi ! Bu teklife bir göz atıp yörüngenizden çıkın! Ve hayata yepyeni yerlerde, yepyeni izler bırakın!

İlgilenenler aşağıdaki linkten neden söz ettiğimi anlayabilir ve ilk adımı atabilirler :)

Sevgiler,
Betül TRAK

http://www.istebenimtatilim.com/teklif/hakkinda.jsp#

2 May 2010

TWILIGHT - BREAKING DOWN'A TÜRK MODACIDAN KOSTÜM!

Geçtiğimiz günlerde Çırağan Sarayı'nda modacı Şebnem Şahin'in "Masum ve Vahşi Vampir" adlı defilesi yapıldı. Defilede mankenler vampir temalı giysileri ve makyajları ile podyuma çıktılar. Kıyafetlerin bir çoğunu etkileyici hatta vasat üstü bile bulmadım. Şimdi, modayla uzaktan yakından tek alakası modayla ilgilenen arkadaşları olan benim gibi biri için bu haberin ilgimi çeken tek yanı Şahin'in tasarladığı kostümlerin Breaking Down'da kullanılacak olması. Romanı ve filmi satış rekorları kıran ve tüm dünyada milyonlarca hayranı olan bir çalışmada Türk bir modacının kıyafetlerinin kullanılacak olması bence harika bir haber! Internette yaptığım küçük araştırmada haberi doğrulayacak nitelikte bir şey bulamadım dolayısıyla sevinmek ne kadar doğru olur bilemiyorum.. Ben Şahin'in yalancısıyım :)

Sevgiler,
Bettra

GERÇEK

Ölmediğini biliyordum.
Ben, gitmişsin hatta hiç olmamışsın gibi yaşamaya çalışırken senin zihnimin ve ruhumun odalarından birinden diğerine dolandığını biliyordum.
Hiç gitmediğini. Ve istesen bile gidemeyeceğini..
Sadece içten içe hiç olmamış olmanı o kadar çok istiyordum ki her seferinde, yıkıp geçtiklerini önemsemeden kapısını vurup çıktığın odalara bakıyordum.
Sensiz, boş odalara..
Ve öldüğüne kanıyordum...

"Sana ait anılardan, dengemi bozan mutluluğundan, beni üzen her detaydan unutarak kurtuluyorum..." K.D.

Bettra