17 Ağu 2010

İNSAN YAPIYORUM!

Yok yok Dr Frankestain'a özenmedim. Sadece Tazi'mle Tanrı'nın bize bahşettiği yeteneklerden birini kullanarak yeni bir insan yapmaya karar verdik :) Bence bir de bizim ürünümüzü görmelisiniz, harika olacak ;) Çok kârlı bir yatırım gibi göründü bize. Ruhumuzla, sevgimizle, aklımız, duygularımızla yeni bir "biz" yapıyoruz.. Baktığımızda her zaman kendimizden de bir şeyler göreceğimiz, bir çeşit kendi ruhsal arınma merkezimizi inşa ediyoruz.

Benden ve Tazi'mden bir parça... Canımın içinde bir can var, canımız. İçimde biri var! :D Küçücük bedeniyle hayata tutunmaya çalışan biri.. Heyecanla ve şimdiden özlemle beklediğim biri. Neye, kime benzeyecek, nasıl biri olacak görmek için sabırsızlandığım.. Ve hergün sağlıklı olması için onu bize verene dua ettiğim... Her şey çok farklı şimdi. İçimde canımdan bir parçaya hayat vermeye çalışırken nasıl bir mucizeye imza attığımızı özümsemeye ve bunun gerçekten de kelimenin tam anlamıyla bir "mucize" olduğunu unutmamaya çalışıyorum. Şimdi sıra bende: Annemin, annanemin ve daha öncekilerin yaptığını yapıp "hayat" veriyorum.

Keşke ufacık da olsa anlatabilsem neler hissettiğimi ama sözcükler hiç bu kadar anlamsız, yetersiz kalmamıştı kendimi bildim bileli... Sanırım birini hiç bir zaman böyle sevmedim. Hiç kimseyi böyle önemsemedim. Beklemedim. Endişelenmedim. Merak etmedim. Bu kadar yakınımda olan kimseyi bu kadar çok özlemedim. Birini ona zarar verebilecek herhangi bir şeye ya da birine karşı bu kadar çok korumayı, kollamayı ilk defa onunla öğreniyorum. Onu olmayan kanatlarımla sarıp, kötü olan olan her şeyden korumaya çalışıyorum... Bir varlığa gerçekten sahip olmanın ne demek olduğunu anlıyorum...

Ve keşke ne kadar muhteşem olduğunu anlatabilseydim... Ben sakarımdır ve korkak. Evet evet sesten korkarım, ondan korkarım bundan korkarım. Canım da tatlıdır mesela. Hatırlıyorum da biricik annem evde bir ses duyup korksam sese doğru gider hemen neymiş ne değilmiş bakar, yok bir şey merak etme diye beni sakinleştirmeye çalışırdı. Anneme kızardım o zamanlar, ya kötü bir şey varsa ve ona zarar gelirse diye kendini bilmediği bir şeye bu kadar çabuk atmasına. Niye bu kadar gözü kara diye. Şimdi anlıyorum nedenini. Bebeğim korksa ben de koşarım onun korkutan şeyi bulup buna pişman etmek ya da ona korkacak bir şey olmadığını göstermek için. Annem "Gözünde yaş görmeye dayanamıyorum" der hep. Şimdiye kadar bunun fazla duygusal bir davranış olduğunu, hayatın her zaman mükemmel olamayacağını ve elbette benim de zaman zaman ağlayabileceğimi düşünmüştüm. Oysa şimdi minik bebeğimin gözlerinde göreceğim bir ufak damlanın içimi nasıl acıtacağını hissedebiliyorum.. Gözlerinde tek bir damla yaş görmemek için neler yapabileceğimi kestiremiyorum..

Artık herkes duysun: Ben insan yapmaya başladım! İkiden bir yapıyoruz. Tazimle birlikte kendi mucizemizi yaratıyoruz ;)

"Hayatım boyunca hiç kimseyi bu kadar merak etmedim... Bana merakla bakacak gözlerini, ellerini, kokunu... Henüz tanışmadığım birini bu kadar büyük bir özlemle hiç beklemedim. Küçük dudaklarına dokunabilmeyi, nefesini dinleyebilmeyi, minicik parmaklarını avuçlarımda ısıtmayı, başını göğsüme yaslamayı ve sana hayat veren kalbin sesiyle sana ninniler söylemeyi.. Sen özlemiyle burnumu sızlatan, yaşadığım her şeyi kendisiyle dolduracak olansın. Sen ilksin "bebeğim"... Hayal bile edilemeyensin..."

Sevgiler,
Bettra

8 Ağu 2010

Hafta sonu tatilim pazar öğleden sonra saat üç civarlarında sona eriyor benim. Ertesi gün sabahın köründe kalkmam gerektiğini, tekrar aynı yolları çekip aynı masaya oturup aynı işleri yapacağımı düşünerek kalan saatlerimi keyifsiz geçirmek konusunda hiç düşmeyen bir başarı grafiğim var. Ahh pazar öğleden sonralarından nefret ediyorum ! Tam kendime biraz zaman ayırmışken, bir parça dinlenip keyif çatabilmiş, huzuru yakalabilmişken tüm bunlardan tekrar kopmaktan, strese, çözümsüz işlere geri dönmekten.. Ve pazar akşamlarından ve pazartesi gününün mesai bitimine kadar olan her dakikasından. Hafta içi beş gün çalışıp buna alışamazken ikigün tatil yapıp buna kolayca alışabilen halimden de pek hoşnut olduğum söylenemez! "Azıcık hastalansam ne var?" diyen, az kaldı, işte bitti koca haftasonu diye mızırdanan kızı hiç sevmiyorum... Ne var yani pazar günleri "oh sonunda bitti yarın işe dönüyorum" diyebilseydim. Vardır değil mi böyle ütopik karakterler :)

Evet bugün haftanın ilk günü. Güzel başla ki güzel devam etsin, olumlu düşün olumlu şeyler olsun vb hayatı kolaylaştırmaya yönelik fikirler bu 1,5 günde işlemiyor. Aklım bunu yemiyor. Ruhum bu sözlerle avunmuyor. Ben eve dönmek istiyorum. Serin yatağıma uzanıp gerine gerine uyumak, uyanıp ohh bugün iş yok deyip tatlı kısa şekerlemelerle devam etmek istiyorum. Güzel rüyalar görüp güne gülümseyerek başlamak istiyorum. Cuma akşamlarının dayanılmaz hafifliğini hissetmek istiyorum.

Her neyse şimdilik bu ayağı yere basmayan dilekleri birkaç gün erteleyip gerçekleşme olasılığı daha yüksek bir şeyler mırıldanıyorum ve bu koyu renkli günün göz açıp kapayıncaya kadar sona ermesini diliyorum :)

Sevgiler,
Bettra