28 Eyl 2010

20. HAFTA...

Her şey o kadar yeni ki. Tıpkı senin gibi...
Senin gibi ben de bilmiyorum nasıl olacağını.. Nasıl büyüyeceğini, neler yaşayacağımızı.. Öyle heyecanlıyım ki :)
Bu yepyenilik, ilklik duygusu insana bir yandan her şeye karşı bir yabancılık duygusu verirken bir yandan da eşi benzeri olmayan bir heyecan veriyor. Birçok şeye karşı çok yabancı hissediyorum. Hiç tanımadığım bir ülkeye ayak basmış gibiyim.. Dilini hiç bilmediğim ama çok seveceğim birini bekliyorum.. Tanrım ağladığında bunun ne için olduğunu öğrenmem ne kadar zamanımı alacak? İncitmeden nasıl tutacağım ufacık süt kokan bedenini.. Her ağladığında isteklerini yerine getirmemeyi başarabilecek miyiz? Her şeyin en doğrusunu, en güzelini anlatabilecek miyiz sana? Her zaman gurur duyacağın bir anne ve baba olabilecek miyiz?

Her daim ne olursa olsun konuşabileceğin, anlatabileceğin ve ne yaparsan yap yanında olcak, seni koşulsuz sevecek yegane iki insanın biz olduğumuzu anlatabilecek miyiz..?

Evde ufak ufak tatlı mı tatlı bir hazırlık rüzgarı esmeye başladı.. Senin için hazırlanıyoruz bebeğim.. Minik tulumların, eldivenlerin,zıbınların var artık :) Bir odan olacak, şimdilerde neresi ne renk olsa, içi nelerle dolsa diye kafa yorduğumuz. Öyle heyecanlı ki :) Duvar rengini, mobilyanı, abajurunu seçmek, sana pamuk bedenini saracak minicik giysiler almak, başka neye ihtiyacı olacak, o gerekli mi bunsuz olur mu gibi daha başka gibi biiiir sürü soruya cevpalar bulmak bugünlerin en tatlı uğraşları.

Sanırım odanın tarzında babişle ortak bir noktada buluştuk.. İkimizde evimizin kalanı gibi sade, seni yormayacak, sıcak bir odan olsun istiyoruz. Bu yüzden beyaz bir mobilya seçeceğiz. Ve kalan detaylarla öğreniğin duvarlar, abajur ya da perdenle odanı pastel tonlarda renklendireceğiz.. Koca bir adam olduğunda artık duvarlarını kırmızıya mı boyarsın, klozetten şifonyer, varilden tv sehpası mı yaparsın sen karar verirsin ama şimdilik bizim zevkimizle idare etmek zorundasın ufaklık :)

İşte böyle... Çoook heyecanlı güzel günler yaşanıyor evimizde. Tabi dediğim gibi bilinmezliğin verdiği endişelerin yanında..

Sevgiler,
Bettra

16 Eyl 2010

BİLMİYORDUK...

Ben düşmezden önce bilmiyordum, sen geçip gitmeden önce.
Bu hep böyle gelir gider sanıyordum ve sen beni hep orada bir yerlerde..
Hayat hep kanatır ve yaralar sarar her yanımı...
Sol yanımı sıkar nefes alamam sanıyordum..
Kendime ilaç olamam diyordum.
Kıskanıyordum beni o çok istediğim oyunlara sadece konuk oyuncu olarak alanları.
Sahip olamadığım, olmayı hayal bile edemeyeceğim huzur yumağından koruyucu duvarları olanları...
Ben tektim. Çift gibi görünen teklerden.
Konuştuğumda, sustuğunda ve düşüp düşüp kendimi tekrar kaldırdığımda...
Uzanan sıcak elleri tutup, yalanlarına gönüllü kanıp ve görmezden gelmelerine kendimi kapayıp çıkarıyordum kendimi kara bataktan...
Bütün bunlar olurken büyüyordum. Kendi başıma. Sensiz.
Sonra galiba biran durup baştan okudum kitabımı.
Biran filmi başa sardım.
Biran dönüp aynada kendime baktım.
Ben sensiz de vardım.
Her hatayı, her acıyı, her zoru sensiz atlattım. Sensiz başardım.
Yerini dolduramadım belki ama içinde sen olmayan o çok beklediğim huzuru da buldum, mutluluğu da.

Ben düşmezden ve yeniden kalkmazdan önce bilmiyordum sana artık ihtiyacım olmadığını.
Ve sen, ben sırtımı dönüp yürümeye devam etmeden önce....

13 Eyl 2010

GÜZEL ŞEYLER...


Dünden beri o kadar çok gerildim ki şuan sadece güzel, renkli, huzurlu bir şeylere ihtiyacım var. Lezzetli kısmından başlayayım dedim ve akşam yaptığım ennnnfes patlıcan oturtmayı paylaşmaya karar verdim :)
Sanırım patlıcanı sadece çiğ tüketmiyorum :) Oturtmasını, karnıyarığını, şakşukasını, çitlemesini, musakkasını, kızartmasını her ama heeer şeklini çok seviyorum :)
Yaz mevsiminin lezzeti yerinde sebzeleri bir sonraki yaza kadar bize veda etmeden, seviyorsanız bence siz de bu haftaya bir akşam sofranızı patlıcan oturtma ile taçlandırın...

Sevgiler,
Bettra

PATLICAN OTURTMA
Malzemeler:
1 kg patlıcan
300 gr kıyma (Miktar isteğe göre arttırılabilir)
1-2 orta boy soğan
-2 diş sarımsak
3 orta boy domates
3-4 adet sivri biber
1 yemek kaşığı domates salçası
5-6 dal maydanoz
Tuz
Karabiber
Sıvı yağ

Yapılışı:
Parmak kalınlığında halka halka doğradığımız patlıcanları tuzlu suda beklemeye alıyoruz.

Soğanı yemeklik doğrayıp, sarımsakla birlikte yağda hafiften döndürüyoruz. Sivribiberleri de ekleyip karıştırmaya devam ediyoruz. Kıymayı ekleyerek pembe kısmı kalmayana kadar kavurup salçayı da ilave ediyoruz. Dometeslerden birini küp küp doğrayarak kıymalı harca katıyoruz. Son olarak tuzunu karabiberini koyup altını kapatıyoruz.

Patlıcanları sudan çıkarıp fazla suyunu aldıktan sonra sıvı yağda çok fazla karartmadan kızartıyoruz. Kızaran patlıcanların fazla yağını havlu peçeteyle alıyoruz.

Patlıcanlarımızı fırın kabına üstüste yerleştirip son katın üzerinde kıymalı harcı seriyoruz. Kalan iki adet domatesi halka halka keserek ve kıyılmış maydanozla yemeğin üzerini süslüyoruz. Harcı yaptığımız kaba sıcak su katarak iyice karıştırıp oturtmanın üzerine gezdiriyoruz.

Önceden 180 derecede ısıtılmış fırında yemek suyunu çekene kadar pişiriyoruz.

Kalan kısmı en mutlu kısmı: Afiyetle midemize gönderiyoruz :)

5 Eyl 2010

BİR ADAM, SADECE BİR ADAM...

Hangi yolu seçeceği gün gibi ortadaydı adamın.
Koca bir ömür bir tek kere bile aynı noktada bulunamayışlarından;
Ve "Beni tam burada bekle" dediği yerde bir türlü olamayaşından, olmayışından.
Kedini mi aşamamıştı, tercih ettiklerini mi bilinmez,
Galiba aşkın usüllerindendi gelmeyecek olanı beklemek,
Ve hep "var"mış gibi devam etmek...

Ama gün gelir aslında hiç vâr olmayan büyük aşklar da biter.

Sevgiler,
Bettra...

2 Eyl 2010

Çooook sinirliyim ! :( O kadar ki, çevirme yapıp kimlik soran polislere kafa atmak isteyecek kadar !
Ve bence geçerli hiçbir nedenim yok..
Yaklaşık 10 gündür adeta beynim karıncalanarak yaşıyorum.
Rahat olduğu saatler genelde sabahları uyandığımda geçen ilk 1 saat ve biraz da kitap okuduğum zamanlar. Kalanların üstünü çizmek, silmek yırtıp atmak istiyorum. Çoook sevdiğim işime gelmek üzere servise biner binmez başlıyorum gerilmeye. Ter kokusu oluyor bazen bu gerginliğin sebebi, bazen yüksek sesle yapılan gereksiz konuşmalar, bazense kötü, bencil ve düşüncesiz bir şöför... Sonra işe gelip yine biiiiiir sürü şeye geriliyorum. Akşam eve dönüyorum. Ortalıklardaki şarj aletlerine, yine aynı yere buruşturulup atılmış tişörtlere, çalışma masasının üzerindeki ne olduğu belirsiz, bir çoğu atılması ya da dosyalanması gereken ama ilgili Tazi'nin bir türlü dönüp bakmadığı yığınla kağıda DELİ oluyorum.. Söyleniyorum. Söylendikçe daha mutsuz oluyorum. Söylenemezsem daha fazla sinirleniyorum.Oysa hiç biri böyle büyük harflerle öfkelenmeye kendimi ve bebeğimi germeye değmez.

Offf sakinleşmek istiyorum. Her şeye ve herkese gülümsemek. Kötü olan her şeyden uzak durmak. Hatta ve hatta mümkün olduğu kadar kendi başıma kalmak istiyorum. Yorumsuz, lafsız sözsüz sessiz saatler istiyorum..

Vücudunuzu sürekli gergin kaslara taşımak, kafanızda sürekli bir şeylere söylenmeniz o kadar yorucu ki :(

Takmayacağım diyorum, geçecek diyorum biraz sevdiğim bir şeylere ilgileneyim diyorum ama anlık rahatlamaların dışında pek bir şeyim yok..
Bütün bunların sebebi içimdeki ufaklığın yarattığı hormonal dalgalanmalar olabilir mi?
Bir mucize sizi hem dünyanın en mutlu insanı hem de ennn gergini yapabilir mi?
Ama çoook yoruldum :(

Sevgiler,
Bettra...