8 Kas 2010

BİLMİYORUM!

Sevgili Günlük,
Bugün seni, günlük olarak kullanısım var blog. Konuşsam gözlerim doluyor ve rahatlayamıyorum ama yazarsam daha iyi gelecek biliyorum..
Pazartesi... Hani "Of yine koca bir hafta var hafta sonuna" dediğimiz "Nasıl bitecek koca hafta?" diye kendi kendimize bildik sorular sorduğumuz sendromuyla meşhur gün. Hah bana yetmedi bütün bunlar ki sabah sabah güne ve haftaya 1-0 yenik başlamış oldum.
Ne mi oldu? Şöyle:
Şirketimiz ciddi bir yeni yapılanmanın içinde. Çok sayıda insan işten ayrıldı ya da çıkarıldı. Daha fazlası işe alındı. İşten ayrılanlardan bazıları görevleri gereği şirketin adeta bel kemeğini oluşturduklarından mı yönetimsel tavır değişikliklerinden mi yoksa hepsinin bir sonucu mu bilinimez ofiste hemen her gün düşmeyen bir tansiyon, gerilim var. Neredeyse herkesin görevi değişti. Organizasyonel yapı tamamen değişti. Kim ne yapıyor hala çok net değil. Uzmanlar şef, şefler müdür yardımcısı, müdürler genel müdür yardımcısı falan oldu. Kimse işinin çok çok ehli değil. Kimse stresi karşılayıp yok etme ve pozitif etkiyle geri cevap verebilme ehliyetine de sahip değil. Bu da dediğim gibi ofiste hiç azalmayan bir gerginlik yaratıyor. Sabahları 1 ileri 3 geri adımla geliyoruz ofise. Öğlen tatilleri, akşam mesai çıkışları iple çekiliyor. Bir çoğumuz o iple çektikleri mesai bitimlerinde belki ancak bir sandviç almak için ara verip sonra yerine dönüp akşamın geç saatlerine kadar çalışmaya devam ediyor.
Neyse işte bu atmosferi anlayabilmeniz için bir girişti. Belki konudan uzak bir giriş..
İşe yeni başlayan zatı muhteremlerden biri bu muhteşem pazartesi sabahında okkalı bir "kurumsallık" şamarı attı bana! Gerçekten net hatırlayamıyorum ama sanırım 10 küsür senedir çalışıyorum. Lise ve üniversite hayatım boyunca da cep harçlığımı çıkarmak için falan hep çalıştım... Sayısını unuttuğum kadar farklı kişilik ve yetkinlikte çalışma arkadaşım oldu. Daha önce çalıştığım iş yerlerinden hala görüştüğüm çok değerli çalışma arkadaşlarım var. Hepimiz için böyledir ya her çalıştığım yer, iş ve insanlar bana iyi kötü bir şeyler kattı. Sadece hayatımı kazanmak ve ondan bir nebze zevk alabilmek için ihtiyacım olanları kazanmak için bir araç olarak gördüğüm işim bana hayata dair pek çok kere, pek çok ders verdi. Sayısız kere duvara toslattı. "Bu ne şimdi?" dedirtti. Şaşkın bakışlarım, anlam veremediğim bir çok iş ilişkisinin şahidi oldu.. Sonuç: Ben bir "çömez" değilim. Sana bak ben şuyum, buyum diye çok net bir tarif yapamam belki ama ne olmadığımı, nasıl olmadığımı söyleyebilirim. Ölçüsüz biri değilim. Aşırı samimi, yılışık, ukala, nerede ne konuşacağını bilmeyen biri değilim. Üslupsuz, seviyesiz biri değilim. Hani "Bu ne cins biri ya" diyerek ders vermek isteyeceğin türden biri değilim. Oldukça ortalama bir tip olduğum bile söylenebilir.. Hani şu ilk görüşte "soğuk insan" denilen tipte biriyim aslında. Öyle hemen herkesle can ciğer kuzu sarması olamam. Hep dışarda durmak isterim. Koşar adım dışarıda tutmaya çalıştığım alanıma giren, hemen senli benli olan insan tipinden de mümkün mertebe kaçarım. Hoş iş hayatı bu gibi kaçma özgürlüklerinizi zaman zaman imkan tanımayarak elinizden alabiliyor ama en azından çok hazzetmiyorsam özelimde görüşmeyerek bunu dengelerim.Ama şamar öyle bir geldiki olmadığımı ya da olduğumu sandığım bu şeylerin hepsini birden sorgulamak zorunda kaldım.
Bu sabah ofise gelip maillerimi kontrol ettiğimde şöyle bir mail okudum:

"Ne zamandir aklimda ama hep unutuyorum, sirkette samimiyetimizden sen diye hitap ediyorsun ama sirket icinde birbirimize bey/hanim seklinde hitap edebilirsek cok memnun olurum." !!!!!!!

Ben takık biriyim tamam mı? Al işte bak kendimle ilgili bunu söyleyebilirim: Takığım ben! Ölçüsüzlükten, rahatsızlık vermekten, yanlış anlaşılmaktan çok korkarım. Bana tanışır tanışmaz hemen "sen" diye hitap edersen bunu saygısız, seviyesiz bir davranış olarak görüp bir şekilde tepki veririm. Mümkünse uzaklaşırım. Uzaklaşamıyorsam sınırlı muhabbet ederim. Öyle belli etmeden duramam. Arızaya geçtiğimi hemen hissettiririm. Tepki veremiyorsam ben de "sen" diye hitap ederek kendimce hıncımı almaya çalışırım. Ya da baktım bana sadece ismimle hitap ediyorsun ama öyle vıcık vıcık bir tip değilsin ben de aynı şekilde hitap ederek ne bileyim işte durumu dengelemeye çalışırım..

Bu saçma mailden bu kadar çok etkilenmiş olmam sanırım bu konuda çok hassas oluşumdan kaynaklanıyor. Bunu yazan kişi ofiste aramıza yeni katılmış birkaç aydır birlikte çalıştığımzı biri. Şimdiye kadar kimseden böyle tepki almadım. Çünkü diyorum ya işte ben kendimi biraz biliyorsam bu konulara çok dikkat ettiğimi de biliyorum. Evet ona sadece ismiyle hitap ediyordum çünkü o da bana konuşurken ismimle hitap ediyordu. Ama istemeden bilmeden rahatsızlık vermişim işte. Nasıl biri olursa olsun, bunu hangi nedenle yazmış olursa olsun birine bu maili yazdırmış olmak çok can sıkıcı.. Bu kadar yanılmış olmak, adamın birinden bu lafları işitmek çok ama çok can sıkıcı.

Evet muhteşem bir pazartesi günü oldu.. Devamı böyle gelmesin lütfen...

Bettra.

2 yorum:

  1. sanırım o kişi kimi zaman "siz" hitap şeklinin "sen"den çok dafa fazla saygı içerdiğini hala öğrenememiş olmalı...

    sen sıkma canını...

    YanıtlaSil
  2. neden mailde sana sen diye hitap etmis onu sor canim sen de...dunya ruh hastalariyla dolu,olmasalardi daha yasanilasi bir yer olurdu ama maalesef her yerdeler :S

    YanıtlaSil