29 May 2012

ÇOK ŞEFFAF YAŞAMLARIMIZ FACEBOOK'TA !

Sosyal iletişim araçlarını seviyorum. Uzakları yakın yapabiliyor. Yanıbaşımızda olmayanları sözleri ve suretleriyle odalarımıza kadar getirebiliyor ve özlemleri hafifletebiliyor. Çok eskilerden birilerini yeniden hayatımıza katabiliyor. Yani hepimiz için farklı bir şeyler başarabiliyor...
Bu araçları kullanmak güzel. Hatta neredeyse Facebook, Twitter hesabı olmayan bir akranımız olmadığını düşünürsek bir zorunluluk. Öte yandan özellikle "Facebook"un kullanış biçimleriyle ilgili anlam veremediğim ve zaman zaman okumaktan gerçekten sıkıntı duyduğum bazı noktalar var. Şöyle ki:
* İnsanların sürekli yok Hayata Gülümse, yok Felsefe Kulübü, yok Aşk Sözleri vb gruplardan "özlü" sözler yayınlayarak birilerine gönderme yapmaya, göz dağı vermeye, bak ben ne kadar güçlüyüm demeye  ve sanırım biraz da çaresizce kendilerini önemli, erişilmez, yıkılmaz, üzülmez göstermeye çalışması.
* Asıl bomba: Az önce şuraya girdi, şimdi şu kişilerle şu restaurantta şunu yiyor, şimdi sinemada şu filmi seyrediyor şimdi kahvaltı şimdi kahve şimdi akşam yemeği şimdi bilmem ne gibi durum bildirimlerinde bulunmaları!!! 

Bütün bunları hangi ruh hali içerisinde paylaştıklarını anlamam benim sınırlarımın oldukça ötesinde görünüyor... Eminim pek çok kişi için de öyle... Çok sevdiğim bazı arkadaşlarımın da bu tip sözler yazması ya da mekan bildirimleri yapmaları gerçekten şaşırtıcı. Hatta o kadarcan sıkıcı dün listemden iki kişiyi bu fantastik özlü sözler muhabbeti nedeniyle çıkardım. Ne sanıyorlar acaba "Ben sensiz de varım" dediklerinde lafın gittiği kişinin birden kendilerine geri döneceğini ya da çok pişman olup acı çekeceğini mi? Sayfanızı her açtığınızda karşınızda bir değil iki değil onlarca saçma sapan ben güçlüyüm, sen bir hiçsin, oohh sensiz de çok mutluyum, beni kaybeden üzülsün, ben harikayım muhteşemim temalı sözler bulmak tek kelimeyle sinir bozucu. Ne sinir kalıyor, ne de sözü paylaşanlar için bir gram saygı. En özel ruhsal durumlarınızı paylaşmak, eski sevgiliye saçma sapan hakarete varan göndermeler yapmak sizi daha güçlü ya da özel yapmıyor. Tam tersi hayatınızın o sövüp durduğunuz kısmına ne kadar takıntılı olduğunuzu gün gibi ortaya koyuyor.   

Ve büyük bir coşku ve istekle mekan bildiriminde bulunanlar... Kırk yılın başı farklı, özel, her zaman gidilmeyen bir yerlere gitmiş olsalar ve bunu paylaşsalar anlaması gayet kolay ve okuması da gayet keyifli olabilir. Ama sabah saatleri itibariyle başlayıp akşama kadar şimdi şuraya doğru yolda, şimdi x mekanda pazar kahvaltısında, az önce x alışveriş merkezine girdi, şimdi bilmem kimlerle bilmem kimin konserinde, şimdi dondurma yiyor, şimdi x restaurantta akşam yemeğinde vs... Aklı selim hangi insan evladı hayatının her dakikasını bir sosyal iletişim platformunda bu yoğunlukla paylaşır ki? Tüm bunları nasıl bir ruh hali içerisinde yazdıklarını ve amaçlarını merak ediyorum :) Sizce ne demek istiyor olabilirler?
Benim aklıma şunlar geliyor:
* Bakın ben ne kadar sosyal bir insanım. Mütemadiyen geziyor, yiyor ve içiyorum.
-Böyle bir nedene cevabım sanırım şu olurdu: Allah'a şükür biz de diğer tüm insalar gibi (!) kendimizce yiyip içip geziyoruz. Bunun nesi ilginç ve böyle yoğun bir istekle paylaşmaya değer?
* Tanrım hep popüler ve şık mekanlardayım. Çünkü ben popüler ve tikican bir insanım.
-Hergün çok popüler mekanlarda olamasak da aradasırada (!) bizde kapılarından giriyoruz.. Dolayısıyla bu her zaman çok ilgi çekici olmayabiliyor.
* Çoook eğleniyoruz, çoook. 
-Umarım daha güzel, daha mutlu daha eğlenceli günleriniz olur ama bunu başkalarının gözüne bitip tükenmek bilmeyen bir enerjiyle sokmanın manası ne?
* Ooo kadar çooook paramız var ve öyle zenginiz ki en lüks mekanlarda gez gez, ye ye bitmiyor!
Dedim ya Allah daha çok versin ama lütfen hayatınızın neredeyse heranını bunlarla sandığınız kadar yakından ilgilenmeyen yüzlerce insanla paylaşmaktan vazgeçin. Hiç sempatik olmuyorsunuz...
* Hava atmaktan hoşlanıyorum.
- Hımm sanırım buna verebilecek bir cevabım yok sadece "itici" olduğunu söyleyebilirim.
* Hayatı cam berraklığında şeffaf yaşamaktan, uzak yakın tüm arkadaşlarımla günümü an an paylaşmaktan zevk alıyorum.
- Buna da pek hoş bir cevabım yok. Hoş değil :)

Değerli ve çok sevdiğim arkadaşlarım lütfen kusuruma bakmasınlar ama gezen var gezemeyen var, yiyen var yiyemeyen var. Herkesin hayatı sizin ki kadar "toz pembe" olmayabilir. Ve sizinkini bilmem ama benim arkadaş listemde Facebook hesabını ancak haftada bir kontrol edebilen, ailesinden gelen üç kuruşla başka bir şehirde okumaya ve hayatta kalmaya çalışan ya da bütçesi her haftasonu şık bir mekanda kahvaltı edebilecek, ardından salonda film izleyecek kadar parlak olmayan pek çok kişi var. Dahası nerede kimlerle ne yiyor, içiyor olduğunuzun çevrenizdekileri sandığınız kadar ilgilendirmediği, meraklarını uyandırmadığı ve bir zaman sonra bu tarz "gereksiz" paylaşımların çok sıkıcı olabileceği neden akıllarınıza gelmiyor !?

Sevdiğim arkadaşlarımın affına sığınıyorum ama durumunuzu "like" yapan, yorumlar yazan pek çok kişinin de benimle aynı duygu ve düşüncelerde olduğunu bilin ve eğer hayatlarınızda çok büyük bir eksiklik yaratmayacaksa (!) günlük hayatınızı televizyon kanallarının yayın akışı gibi paylaşmaktan vazgeçin. Bu sizi listenizdekilerin gözünde daha asosyal ya da  daha az popüler yapmaz. Korkmayın...

Sevgiler,
Bettra






14 May 2012

"EKSİK" YANLARIMIZ...

Hayat hangi durakta ineceğimizi bilemediğiniz bir otobüs belki de. Bugün daha çok varmış gibi.. Ama inme vakti gelince göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olacak zaman. Yaptıklarımız, biriktirip ceplerimize, ruhlarımıza kalplerimize koyduklarımız kadar yapamadıklarımız, başaramadıklarımız, cesaret edemediklerimiz ve kaçırdıklarımız da inecek bizimle bilinmeyene... Rüyalarımız ve o rüyalardan çekip gerçek yaptıklarımız kadar hayallerimizde kalanlar da duracak yani başımızda. Ya dolu, neşeli huzurlu cümlelerimiz olacak son noktalarımızdan önce ya da soru işaratleri ve boş kalmış satırlar... 
Bugün yine bir yanım eksik düşünüyordum da  bizim için, sen ve ben için yolculuk öyle yanlış geçiyor ki... Nasıl olurda inme vaktimiz geldiğinde birbirimize dair en büyük anımız ayrılığımız olur..? Hayat sebeplerimden biri senken yüzünü görmeden geçen günler nasıl tam olur? Ben senin canından canken hangimiz haklı hangimiz haksız nasıl olur da bu kadar önemli olur? 
Sensiz her şey eksik, her şey yanlış. Sen olmadan hiçbir şey yerli yerinde değil. Olması gerektiği gibi değil. Uzağında olmak üşütüyor. Ne en sıcak kollar yetiyor kalbimin sensiz köşelerini ısıtmaya, ne anlam veremediğim bu eksik ilişkimiz yetiyor seni tamamen unutmama.. 
Ne yapsan yap söküp atamayacağınım ben. Ne söylersen söyle hep var olacak olanım. Bir şekilde mücadeleye değmeyecek olan, bir şekilde tercih edilmeyen ama içinde hep yaşayacak olanım. Öfkeyle ateşlenmiş dilinin kor alevleri yaksa da beni, son durağa geldiğinde başını arkalara uzatıp yığınların arasında görmek isteyeceğin, kim bilir son duraktan önce hiç olmazsa birkaç durağı birlikte geçirmek isteyeceğin yüzüm ben. Koşup sarılmak, böyle olsun istemezdim demek isteyeceğin "yakınınım". Sana boşa geçen yılları hatırlatacak, keşke ile başlayan en az bir cümle kurdurtacak olanım. Ne yaparsan yap ve neyi yapmazsan yapma bütün vazgeçişlerime rağmen seni hep sevecek ve hep özleyecek olanım. Ağzından dökülen tüm kara cümlelerin ardında bir yara görmeye çalışan, yokluğuna sebepler, yanlışlarına bahaneler bulmaya çalışanım ben. Sonunda yanlışı hep kendinde arayan geçmişin, bugünün ve yarınınım.. Belki görmediğin boşluk, bilmediğin hasret, istemediğin kızınım ben.

Ben senim "baba". Canının içindeki canım... Ve "özlemek" ve "hasret" ve "keşke" artık senin diğer adların.

Bettra