28 Ağu 2012

KABUSLAR VE GERÇEKLER - 9

"Kollaaar... Ve ayaklar!" Bettra uzun saniyeler boyunca yatakta gerindi ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bir çocuk gibi battaniyesini ayaklarıyla yataktan aşağı attı. "Harika hissediyorum! Gördüğüm kabusu saymazsak sanırım son birkaç aydır uyuduğum en sağlıklı ve keyifli uykuydu. Aslında dur bir dakika. Güzel şeyler de gördüm. Yüzüyordum hem de çok berrak, ışıl ışıl bir denizde. Ve denizin üzerinde uçuyordum! Ne kadar zamandır rüyamda uçmuyordum. Harikaydı! Haaarikaydı! Bugün çok güzel bir gün olacak ve bu enerjiyle sanırım birkaç yüz sayfa yazacağım! " Yataktan hızla kalktı. Ilık bir duş için banyoya doğru yürürken biran pencerenin yanındaki beyaz tekli koltukta birinin oturduğunu sanıp irkildi. Ama kimse yoktu. Yutkunup derin bir nefes aldı. Zaten dağınık haldeki saçlarını karıştırıp "Bu kadar kabus görmemeyi dene. Gördüğün gibi gündüzlerini de etkiliyor" diye düşünerek duş için banyoya geçti. Haftalardır yaşayamadığı olumlu modunun Harmony'le olanları düşününerek bozulmaması için, lavabonun yanındaki beyaz tahta dolabının rafında duran küçük radyosunu son ses açtı ve başını sallayıp etrafında dönerek duşa girdi. Banyoyu dolduran No Doubt - Settle Down'ı mırıldanırken bir yandan da düşüncelerine engel olamayıp "Her şeyin bir çözümü var. Ona biraz daha zaman tanırım. Anlaşamazsak da deneme süresinin olumsuz olduğunu söyler hoşçakal derim. İşte bu kadar basit!" diye düşünüyordu. Aklını bu şekilde rahatlattıktan sonra şiddetle guruldayan karnını hissetti. "Saat kaç oldu acaba? Harmony kahvaltıyı hazırlamış olmalı." Duşunu hızlıca tamamlayıp kapının arkasındaki bornozuna sarındı. Yerde duran pijamalarını kirli sepetine atmak üzere aldı. Yüzünde hınzır bir gülümsemeyle "Yerdekileri  almasam ve Harmony o seksi kıyafetleri içinde gelip bunları da toplasa nasıl olur? Teorik olarak son derece keyifli bir fikir" diye düşündü. Makinenin hala çalışıp çalışmadığını görmenin zamanı gelmiş, kirli sepeti dolmuştu. Gün içinde halledilmeliydi. Radyoyu kapatıp üzerine bir şeyler geçirmek için giysi dolabına gitti. Kapağı açtığında siyah kalem jean ve üzerinde kırmızı, ön ve arka yüzü kesilmiş iplerle daha seksi yapılmaya çalışılmış bluzunu ön tarafta buldu. "Bunları buraya ne zaman aldım? Hiç hatırlamıyorum.. Harmony çıkarmış olamaz öyle değil mi?" Böyle bir bluzu ancak akşam dışarı çıkacak olsa giyerdi. Bluzu yerine astı. Jean e de şöyle bir bakıp burun kıvırdı ve sağ taraftaki raflardan siyah bir tayt ve gri Muse bluzunu çekti.

Bornozunu çıkarıp dolabın kapağına astı ve seçtiklerini üzerine geçirip saçlarını elleriyle hızlıca düzeltti. Banyodaki siyah lastik tokalarından biriyle hala ıslak saçlarını at kuyruğu yapıp aynaya şöyle bir baktı. Güzel bir uykunun sonunda dinlenmiş bir yüz görmek keyifliydi. Bunda, gördüğü o huzurlu rüyaların etkisinin olduğuna da emindi. Rüyalarından çok etkilenirdi. Artık çok acıkmıştı. Bu yüzden daha fazla bekleyemeyip çıktı ve kapıya doğru yürürken acı dolu bir çığlık attı. "Ah! Ayağım!" Sağ ayağına bir şey batmıştı. Sağ ayağı havada zıplayarak geri çekildi. Ne battığını görmek için yere baktığında bir süre hiçbir şey düşünemedi. Onlarca görüntü ve konuşma biranda aklına akın etmişti. Sonunda herşeyi hatırladığında boğuk bir sesle "Hayır!" diyebildi. Yerdeki cep telefonunun parçalarıydı. Kaba adam telefonunu paramparça etmiş elbette yerdeki pisliği toplama zahmetine girmemişti. Kabus görmemişti. Hepsi gerçekti. Harmony ve abisi. Alexander! İki insan nasıl bu kadar güzel görünüp aynı zamanda bu kadar kötü olabilirdi ki? Dış görünüşle iç güzelliğinin hiçbir ilgisinin olmadığının yaşayan en iyi örnekleri bu ikisi olurdu herhalde. Ağır adımlarla geri geri gidip yatağına oturdu. Plan yapmalıydı. Hızlı ve onu bu şatodan çıkaracak kadar iyi bir plan. Gitmene izin veremem demişti.. Kimseye bir şey söylemem dese bu numarayı yemeyeceklerine emindi. Gözlerini kapatıp derin nefesler alıp vermeye, az önceki sakin haline geri dönemeye çalıştı ama olmuyordu. Uzanıp tavanı seyretmek ve rahatlamaya çalışmak şuan çok saçma bir fikir gibi görünüyordu. Kalktı ve odada bir o yana bir bu yana yürümeye başladı. Dışarı çıkıp en sessiz haliyle girişe kadar ulaşabilirse buradan kurtulabilirdi. Ama adam telefon açmaya çalıştığında bile birden odada belirmişti sanki. Onu duymuş olmasına imkan yoktu. Muhtemelen kontrol etmek için zaten buraya geliyordu ve kapıda sesini duymuştu. Sadece buradan çıkmak istiyordu. İçinde bulunduğu gergin durum bu kocaman yerde bile klostrofobisini harekete geçirmişti. Kapana kısılmış hissediyordu. Pencereye gidip biraz hava almak istedi ama açamadı. Sıkışmış olmalı diyerek zorladı. Yararsızdı. Tekrar içeri döndü. Kapıya ulaşmadan önce belki de bilgisayarından Su'ya, dayısına ve halasına mail atabilirdi. Tehlikede olduğunu söyler yardım isterdi. Bu biraz zaman alırdı ama yine de denemeliydi. Buradan çıkıp çıkamayacağının bir garantisi yoktu sonuçta. Bir derin nefes daha alıp açık olması için dua ederek kapıya doğru yürüdü. Yerdeki parçalanmış telefonunun sağından geçip tokmağı tuttu ve çevirdi. Açıktı! Uzun bir soluk verip kısa biran rahatladı ama kalbi hala çok hızlı atıyordu. Sesi o kadar yüksek duyuyordu ki diğer ikisin de duymasından korktu. Kafasını çıkarıp koridorun her iki yanını da kontrol etti. Kimse yoktu. Alt dudağını ısırıp sessizce sol taraftaki yan odaya doğru parmak uçlarında yürümeye başladı. Kapı aralıktı. Yavaşça açıp içeri girdi ve olabildiğince sessiz bir şekilde kapıyı kapattı. Bundan sonrasında çok hızlı hareket etti. Genel olarak hep uyku durumunda olan bilgisayarına dokunup hemen maillerini açtı. Yeni mail butonuna tıkladı ve aceleyle "Yardım edin. Evde hırsızlar var dışarı çıkamıyorum. Polise haber verin." yazdı.

- Bilgisayarının telefonunla aynı kaderi paylaşmasını istemiyorsan, elbette bu başına gelecek en hafif şey olur, yazdıklarını sil lütfen.

Bettra duyduğu sese inanamaz bir şekilde yavaşça sesin geldiği yöne döndü. Harmony sol arka taraftaki kanepede uzanmış camdan dışarı bakıyordu.

-Sen.. Sen burada değildin? diyebildi heyecandan kurumuş boğazını zorlayarak.

-Görünüşe göre yanılmışsın, öyle değil mi?

-Harmony az önce odaya girdiğimde sen o kanepede değildin! Bu nasıl olur? Kafayı mı yiyorum ben? Kanepenin arkasında falan mıydın? Sen buraya geldiğinden beri birçok şeyi nasıl yaptığını anlayamıyorum. Bana mantıklı bir şey söyle yoksa bunca şeyi aklım kaldırmayacak ve delireceğim.

Harmony bu sabah her zamankinden daha keyifli görünüyordu. Sağ eli havada manikürünü kontrol ediyordu. Elini uzaklaştırıp bir de uzaktan kontrol ettikten sonra yüzünde tatmin olmuş gbir ifadeyle:

- Bilmem.. Sana mantıklı bir açıklama yapmam gerekiyor mu gerçekten? Şuna ne dersin: Akıllı bir insan gibi davran ve işimize burnunu sokmaktan vazgeç. Neyin nasıl olduğuyla da bu kadar ilgilenme sana bir faydası olmaz. Hatta kalan aklını da alıp götürebilir. 

Harmony çevik bir hareketle ayağa kalkıp hala çalışma masasının sandalyesinde oturmakta olan Bettra'ya doğru yürümeye başladı ve sonunda yanına ulaştığında çöküp dizlerinden tuttu.

- Alexander işini garantiye almayı sever. Bir şekilde uyanıp aptalca bir şey yaparsın diye beni sana bekçilik yapmam için bıraktı. Maalesef kibar olmamı da istedi. Yaşlandıkça tuhaflaşıyor.. Ve bil bakalım sen mışıl mışıl uyurken ne oldu? Sonunda aradığımız o lanet taşı buldular. Ama ben sayende orada değildim. Yani çok keyifli olmakla beraber sana yeterince kızgınım. Bunlar şatodaki son günlerin hatta saatlerin bile olabilir. Alexander işleri tamamen yoluna koyar koymaz seni gönderecek. Tabi uslu durursan. Ve biz de eski düzenimize geri döneceğiz.

Bettra kızın birer pençe gibi bacaklarına geçmiş tırnaklarını hissederken hem korkuyor hem de delicesine öfkeleniyordu. Ayağa kalkıp kızı tartaklamak, yüzündeki o kendinden çok emin kibirli sırıtmayı silmek, kimin evinden kimi atacaklarını sormak ve o güzel sarı saçlarını eline dolayıp yerde sürüklemek istiyordu. Harmony birden gülmeye başladı.

-Ha ha ha ha! Bu gerçekten komik olabilirdi. Yani denemen diyorum. Bunu deneyebilecek kadar aklını kaçırmış olamazsın ama öyle değil mi?

- Neyi deneyebilecek kadar?

 Tırnaklarını yemeye başlamıştı. Kız muhtemelen düşüncelerini okuyordu.

- Her neyse. Şimdi odana geri dönüyorsun. Ve biz çıkabileceğini söyleyene kadar da çıkmıyorsun.
Anlaşıldı mı?

Bettra duyduğu korkuyu unutmuş sinirden titremeye başlamıştı. Biri bu kıza bu kadar küstah olmasının başına dert açabileceğini öğretmeliydi.

- Hayır anlaşılmadı. Sen bana ne yapacağımı söyleyemezsin. Burası benim şatom ve siz hırsız ya da artık her neyseniz beni buradan çıkaramazsın. Harmony er ya da geç buradan çıkacağım ve yaptıklarınızı size ödeteceğim. Şu yaptıklarınıza bir bak! Nası bu kadar cüretkar olabiliyorsunuz? Ev eskiden sizindiyse üzgünüm ama yapacak bir şey yok. Parasını verdim ve ben satın aldım. Burada yaşamış ve büyümüş olabilirsiniz. Ya da artık bu evle bağınız her neyse hiçbir şey yaptığınız bu zorbalığı önemsiz gösteremez. Medeni yollarla konuşmayı denemediniz bile! Evime zorla girdiniz ve beni alıkoyuyorsunuz. Dahası aşağıda ya da doğu kanadında neler yaptığınızı da bilmiyorum.

Harmony ayağa kalkıp bu kez daha yumuşak bir sesle:

- Ah sorun para öyle değil mi? Merak etme Alex sana paranı fazlasıyla geri ödeyecek. Bizim için burası bir yuva Bettra. Hiç bir rakamla kıyaslanamayacak kadar önemli. Durumu bilmediğin için böyle konuşman doğal. Burayla senin anlayamayacağın derin bağlarımız var. Senin için zor anlıyorum ama başka bir seçeneğin yok. Paranı alıp gideceksin.

- Göreceğiz, diyerek Bettra hışımla ayağa kalktı ve kapıdan çıkıp doğruca koridorun başına koşmaya başladı. Bunu düşünmeden yapmıştı. Merdivenlere ulaşamadan Harmony'yi karşısında buldu. Artık alışmıştı. Sakin kalmaya çalışarak:

-Nesin sen? Bir çeşit özel yetenek falan mı? Nasıl bu kadar hızlı olabiliyorsun?

- Özel yeteneklerim var diyelim. Ah bu arada merakını gidermek istiyorum: Dün akşam kasabadan döndüğünde elektirikler kesilmemişti. Ben bütün ışıkları söndürüp sonra seni kapıda karşıladım. Şimdi nasıl yaptığımı anlıyorsun öyle değil mi?

-Yaptığını görüyorum ama nasıl yaptığını anlamıyorum. İkisi farklı şeyler. Sen de açıklama yapmadığına göre şimdi önümden çekilirsen Alexander la konuşmak istiyorum.

-Üzgünüm buna izin veremem. Ve ona söyleyeceğin hiçbir şey durumu değiştirmez. O bu evi geri almayı benden çok daha fazla istiyor emin olabilirsin. Ayrıca şuan misafiri var. Rahatsız edilmek onu kızdıracaktır.

-Öyleyse ona git ve ev sahibesinin onunla acilen görüşmek istediğini söyle Harmony. Bu saçmalığa daha fazla katlanmak istemiyorum.

Bettra gözlerini kaçırmadan Harmony'ye bakıyordu. Karşısında duranın artık sıradan bir insan olmadığına emindi. Üstün bazı yetenekleri vardı. Yine de korkmayı bir kenera bırakmış ne olacaksa olsun diye düşünmeye başlamıştı. Burada bir korkak gibi ona söylenenleri yapıp kaderine razı olmayacaktı.

- Bizim dünyamızda işler böyle yürümüyor Harmony. Alex nasıl desem oldukça eski kafalı biri. Bir çeşit maço. Daima kendisine itaat edilmesini bekler. Kadınların işine karışmasından hiç hoşlanmaz. Ne zaman, nasıl isterse, nerede isterse, ne isterse, kimi isterse... Onun işleri hep böyle yürür. Senden burada kalmanı istediyse bu, kesinlikle söylediği yerde kalmalısın ve o çıkıp gelene kadar seninle görüşmeyecek demek. Ona gidip görüşmek istediğini söylersem, ki emin ol yapmam, önce benim canıma okur sonra da seni bir daha onunla hiçbir şey görüşmek istemeyecek bir hale getirir. Bırakalım erkekler işlerini halletsinler ve sonra senin işini de halledeceğiz. Şanslısın ki Alex paranı verip seni bırakmayı düşünüyor. Bunu hayal bile edemeyecek bir durumda da olabilirdin.

Harmony sustuğunda Bettra kafasında yeni soru işaretleriyle duruyordu:

- Erkekler de kim? Başkaları da mı var?

- Ah evet James de burada. Kuzenimiz. Bulduğumuz taşla ilgili ona ihtiyacımız vardı.

- Harika! Daha başka misafirlerimiz olacak mı?

- Evet ama sen o zamana kadar gitmiş olursun merak etme.

Harmony her gitmekten söz ettiğinde Bettra'nın içinde yükselen alevler beynine kadar ulaşıyordu. Bu kız kafasının tasını attırmayı çok iyi beceriyordu. Kimse beni kendi evimden kovamaz diye düşündü.

- Harmony ben bir yere gitmeyeceğim çünkü burası benim evim. Yasalar var. Kanun var. Sizi şikayet ederim.

Durup başını yukarı kaldırıp biran tavana baktı. Aldığı nefesin soğuk bir su gibi içindeki alevleri söndürmesini istedi. Eski alışkanlığı şaşırtıcı şekilde bir parça sakinleşmesini sağlamıştı.

- Lütfen abine en kısa zamanda onunla görüşmek istediğimi söyle. Odamda olacağım. Ve çok açım. Bana bir sandviç hazırlar mısın lütfen? diyerek yüzünde Harmony'nin her zaman takındığı kibirli gülümsemesine benzer bir ifadeyle dönüp odasına doğru yürümeye başladı.

- Bergamut aromalı çayımı da unutma lütfen.

Arkası dönük odasına yürürken bile Harmony'nin yüzündeki şaşkın ve sinirli ifadeyi görebiliyordu. Madem kibar olması söylenmişti o halde biraz kibarlık öğrenmeliydi.

Odasına döndüğünde ilk iş radyosunun saatine bakmak oldu. Saat yediydi. Akşam yedi. Bütün gün uyumayı nasıl becermişti? Alexander onu bir şekilde uyutmuştu. Ondan da en az Harmony'den ettiği kadar nefret ediyordu. Buraya tıkılıp kalmış olmaktan da öyle. Kendi evinde mahsur kalmıştı. Telefon yok. Bilgisayarını kullanamıyor. Ve dahası buranın kendi evleri olduğunu söyleyen iki deli kardeşle baş etmek zordundaydı. Çayını ve sandeviçini camın kenarında yemişti. Alexader'ı beklediği saatler boyunca Harmony'le ilk tanıştığı günden bu yana, ki sadece üç gün olmuştu, olanları düşündü. Her şeyi, baştan, teker teker. Evdeki günlük işleri yapmak için birine ihtiya duymuş ve gazeteye ilan vermişti. Bir hafta boyunca sadece bir kişi aramıştı: Harmony! Şimdi bunun bir tesadüf olmadığını düşünüyordu. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama Harmony başka birinin aramasına engel olmuş olabilirdi. Kız böyle bir iş için ütopik derecede güzeldi ve başından beri hoşnutsuz görünüyordu. Kendi evi olduğunu iddia ettiği bir yerde çalışan olmak zor olmalıydı. İkisi de hayatı boyunca gördüğü en ihtişamlı güzelliğe sahipti ve bazı üstün yetenekleri olduğu açıktı. Çok hızlıydılar ve muhtemelen, hayır kesinlikle akıl okuyorlardı. Güçlüydüler. Alexander'ın bir çeşit hipnotize etme gücü de var gibiydi. Hatırladığı kadarıyla uyumasını o sağlamıştı. Kendisinden bir çok yolla daha üstün olan bu iki kardeş evin onlara ait olduğunu düşünüyordu ve ödediğinden daha fazlasını verip evi geri alacaklarını söylüyorlardı. Bettra bir iflas durumu yaşayıp evi kaybettiklerini ve şimdi geri almaya geldiklerini düşündü. Peki doğu kanadında yaptıkları o hummalı çalışma da neydi? Harmony bir taştan söz etmişti. Evi geri almalarıyla taşın ne ilgisi vardı ki? Değerli bir taş olmalıydı. Düşünceleri kapının vurulmasıyla kesildi. Ayağa kalkıp:

-Girin, dedi.

Alexander elinde bir buket kır çiçeğiyle içeri girdi. Bettra'ya çok daha uzun gelen birkaç saniyede yanına gelip çiçekleri kıza uzattı.

- Bunu şimdiye kadar verdiğimiz rahatsızlık için bir özür olarak kabul et lütfen.

Bettra inanamıyordu. Karşısındaki o kibirli ve kaba adam mıydı? Aynı anda aklına kapısına bırakılan beyaz güller gelmişti. Nedense onun göndermiş olabileceğini düşündü. Daha doğrusu içten içe bunu diledi. 

- Sanırım kadınlara çiçek göndermek ve vermek bir çeşit alışkanlığınız. En azından güllere bir kart yazabilirdiniz.

Alexander kısa biran susup beyaz gülleri gönderenin kendisi olmadığını söyledi. Yüzünde memnuniyetsiz bir ifade vardı. Bettra alt dudağını büzüp peki anlamında kafasını salladı.

-Benimle görüşmek istediğini duydum. Konu nedir?

- Konu mu nedir?

Bettra içinde yükselen öfke dalgalarını dindirmeye yetecek kadar derin bir soluk alıp kendini koltuğa geri bıraktı. Camdan dışarı bakıyordu. Harmony'nin Alexander'la ilgili söylediklerini ciddiye almaya karar verdi. En azından bir parça.

- Bakın Alexander. Bir kez daha söylüyorum burası, benim evim. Evet kısa bir süredir ama parasını ödedim ve satın aldım. Tapusunu gösterebilirim. Sizin için sorunun bu olmadığını anlıyorum ama zorluklarına rağmen burada yaşamayı seviyorum ve satmak niyetinde değilim. Aileniz ya da siz burada yaşadıysanız ve bir nedenle evi kaybettiyseniz, adınıza gerçekten üzgünüm. Keşke yapabileceğim birşey olsa. Yaşadığın yerden ayrı kalmanın ne demek olduğunu bilirim. Fakat dediğim gibi evi satmayı hiçbir durumda düşünmüyorum. Verdiğiniz rahatsızlığı çiçeklerle değil ancak evimi en kısa zamanda terk ederek giderebilirsiniz. 

Bütün bunları ayakta bekleyen Alexander'a bakmadan bahçeye doğru söylemişti. Adamın sinirden kızarmış gözlerini görmek istemiyordu. Aslında adamın yüzüne bakarak bunları söylemek bakmadan söylemekten çok daha zordu. Yüzüne baktığında her şeyi unutuyor ve aklı karmakarışık oluyordu.

- Sizden ricam bu. Bulduğunuz o taşı da alıp evimi biran evvel terk etmeniz. Taşın değerli olup olmamasıyla da gerçekten ilgilenmiyorum. Hatta doğu kanadındaki eşyalardan sizin için önemli olanları da alabilirsiniz. Hepsini alın. Aslına bakarsanız şuanda tek dileğim yarın sabah uyandığımda bütün bunların bir kabustan ibaret olduğunu ve sizin hiç var olmadığınızı görmek.

Ev ne zamandan beri bu kadar önemli olmuştu ki? Bu ikisi çıkıp geldikten sonra mı? Burayı gerçekten bu kadar isteyip istemediğini düşündü. Harmony de uğraşması zor biriydi ama bu adam hayatında gördüğü en tehlikeli canlıydı. Hiçbir harekette bulunmadan ve hatta konuşmadan sadece duruşu ve bakışlarıyla etrafına  tehlike  saçıyordu.  Karşısında kendisinin yapamadığı şeyler yapan ve tehlikeli oldukları gün gibi açıkta olan insanlar vardı ve Bettra henüz iki aydır bile yaşamadığı bu ev için mücadele ediyordu. Çok kısa biran kendine neden diye sordu. Nedeninden emin değildi. Gösterdiği cesaret şimdi aptalca geliyor yine de kendine engel olamıyordu. Burayı seviyorum ve gitmek istyemiyorum diye düşündü. Susmuştu. Alexander'ın cevabını bekliyordu. Ama beklediği cevap bir türlü gelmiyordu. Her nasılsa biran babasını düşündü. Keşke yanımda olsaydı dedi. Adamın bu sert duruşunu babasına benzetiyordu. Babası da dışarıdan çok sert görünür içinde ki o yumuşak tatlı adamı çok az insanla tanıştırırdı. Alexander'ın içinde böyle biri olmadığına emindi. Tamam az önce kibar davranmıştı fakat bu daha çok zorlama bir davranış gibiydi. İkna etmede faydası olacağını düşünüyor olabilirdi.

- Baban için üzgünüm. Aile hayatta yeri başka şeylerle doldurulamayacak tek şey. Öte yandan seni ikna etmek için kibar olmama gerek yok. Aslında seni ikna etmeme bile gerek yok küçük hanım.

Bettra bu kez başını çevirip şaşkınlıkla Alexander'a baktı. Kibirin hayat bulmuş hali bu adam olmalıydı. Daha önce kendine bu kadar çok güvenen başka biriyle tanışmamıştı. Ve bu kadar derin bakan bir başka çift göz görmemişti. Dahası saniyeler önce aklından geçenlere cevap veriyordu. Bu nasıl mümkün olabilirdi ki?

- Bunu nasıl yaptığınızı söyleyecek misin? İnsanların akıllarını okuyorsunuz.. Yani sen ve kardeşin.

- Zamanı geldiğinde bütün sorularının cevaplarını bulacaksın.. Şimdilik senden sabırlı olmanı istemek zorundayım. Erken öğreneceğin gerçeklerin sana bir faydası olmaz.

- Her neyse... Kabul ediyorum ki siz ikiniz yapabildiklerinizle beni gerçekten korkutuyorsunuz. Gerçekçi biri olmasam insan olmadığınızı bile düşünebilirim. Madem bu kadar yeteneklisiniz bu kadar zahmete girip benimle neden uğraştığınızı da anlamıyorum. Pekala cevabınızı bekliyorum. Taşı alıp gidecek misiniz? Çünkü ben evimi satmayacağım. Bütün kabalığınıza rağmen evi sizin de istediğinizi anlıyorum ama yardımcı olamayacağım. Üzgünüm.

Alexander yüzünde umursamaz ama içten bir gülümsemeyle yaklaşıp Bettra'yla göz hizasına gelene kadar eğildi. Kızın bu küçük ama yine de kendine güvenen, savaşçı halini sevmişti. Bettra, adamın bu bakışından hiç hoşlanmamıştı. İnsanın elini kolunu bağlayan, sözcüklerini ağzına tıkayan ve bildiği her şeyi unutturan bir bakıştı bu. Gözlerini kaçırmak yeniden bahçeye bakmak istedi ama çok geçti. Bakışları adeta Alexander'ın gözlerinde kilitli kalmıştı.

-Benimle doğu kanadında bir gezintiye ne dersin? Her şeyi elimden geldiğince açık bir şekilde anlatacağım ve sen de evi bana geri satıp satmayacağına ondan sonra karar verirsin.

- Ben .. ben oradan pek hoşlanmıyorum ve sanırım saatte epey geç oldu. Bunu yarın sabah yapsak? diyebildi bütün gücünü kullanarak. Kekelemiş miydi? Az önce bütün ciddiyeti ve kesin kararıyla söylediği şeyler biranda havaya uçmuştu. Adam hiçbirini duymamış mıydı? Soru soruyor ama hayırı cevap olarak kabul etmiyordu. Muhtemelen fazla şımartılmış, tek erkek çocuk vakasıydı. 

- Ben yanındayken korkman gereken tek şey benim. Ve makul olduğun sürece benden korkmana gerek yok. Oraya şimdi gideceğiz. Daha fazla uzamasını istemediğini söylemiştin değil mi?

Bettra evet ama diyecek olmuştu fakat Alexander çoktan elini tutarak onu yerinden kaldırmış ve kapıya doğru yürümeye başlamışlardı. Adamın bu her şeye hakim, kendine son derece güvenir ve gücüyle yeri bile oynatacak gibi görünen hali Bettra'yı etkiliyor fakat sonunda yine de en çok hissettiği şey korku oluyordu. Kulaklarında ki ses hep aynı şeyi söylüyordu: "Yabancılardan uzak dur"

Hiçbir şey konuşmadan yan yana yürüdükleri dakikalar boyunca Bettra kendini tuhaf hissediyordu. Cazibesinden etkilenmemek mümkün değildi ama bu "Bütün kararları ben veririm. Sınırlı ben çizerim" havası insanı çileden çıkarmaya yetiyordu. Tabi iş bunu adamın gözlerine bakarken de düşünebilmekte, söylediklerine hayır diyebilmekteydi. Yapamıyordu ve bunun için de kendisine ayrıca sinir oluyordu. Ana girişe ulaştıklarında Harmony ve James olduğunu sandığı adamı büyük aynanın önünde konuşurlarken buldurlar. Geldiklerini gördüklerinde ikisi de sustu ve saygıyla Alexander'ı selamlayıp meraklı balkışlarını kızın üzerinde gezdirdiler. Harmony hala hazırladığı kahvaltının sıkıntısı yaşıyor gibiydi. Bettra, Harmony ve James'in aynadaki görüntülerini görünce bir çeşit rahatlama hissetti. Yazdığı hikaye nedeniyle olsa gerek bugünlerde vampirlerle o kadar uğraşmıştı ki Tanrı biliyor ya bu iki kardeşin vampir olabileceğini bile düşünmüş ama elbette komik duruma düşümemek için bundan söz etmemişti. Yanlarından geçip gitmişlerdi ki Harmony arkalarından seslendi:

-Konuşabilir miyiz Alex? Kısa ve önemli.

Alexander dönüp Harmony'e yine ne var dercesine baktı. İlerlemeye devam edip Bettra'yı merdivenlerin başına kadar götürdü.

- Burada bekle. Hemen dönerim.

Kızın bir şey söylemesini beklemeden arkasını dönüp kardeşi ve kuzeninin yanına gitti. Harmony sinirli bir ifadeyle:

-Napıyorsun sen? O bir insan. Ailemizi yok eden ve yuvamızı elimizden alanlarla aynı türden. Onlara güven olmayacağını hala öğrenemedin mi? Geçmişimizi ona nasıl anlatırsın Alexander? Ve bize esip gürlerken bu zayıf insana gösterdiğin kibarlığın anlamı ne söyler misin? Ona hiçbir şey anlatmak zorunda değilsin. Büyüle ve evi satmasını iste. Adaletli olmayı bu kadar çok istiyorsan da parasını ver olsun bitsin.

Alexander, Bettra'nın da duyabileceği kadar yüksek, bir hayvanınkine benzer bir homurtuyla kardeşine doğru bir adım attı. Bettra onlarca adım uzakta titremeye başlamış merdivenleri birkaç adım birden çıkmıştı. Trabzanlardan tutuyor gözlerini onlardan ayırmıyordu.

- Nasıl olur da benim davranışlarımı sorgularsın? Harmony ! Sana bunu bir daha söylemeyeceğim bu ailenin lideri benim ve sen de dahil hepiniz benim kurallarımla yaşayacak ve kararlarıma saygı duyacaksınız. Kız bundan sonra tamamen benim kontrolümde. Akşam üzeri ona hakkımda söylediklerinin her kelimesini duydum. Sayede onlarca adım ötemdeyken titremeye başlıyor.

Harmony'nin yüzündeki korku dolu ifade abisinin bu son cümlesiyle yerini pis bir sırıtışa bırakmıştı.

- Ben ciddiyim Harmony. Küçük ve sorumsuz bir kız gibi davranmayı kes. Sakın işime burnumu sokma. İstediğimizi aldık, eve girdik ve taşı bulduk. Gerisi için acelemiz yok. Sonuçta burası şuanda yasal olarak onun evi ve ondan zorbaca almak istemiyorum. Bilmesi gerektiği kadarını anlatacağım ve evi kendi isteğiyle bana geri vermesini sağlayacağım. z iyi biri ve aptalca bir şey yapmadığı sürece, ki buna izin vermem, hiçbir şekilde zarar görmeyecek. Diğerleri görüşme için geldiğinde de bunun böyle bilinmesini istiyorum. Anlaşıldı mı? Kıza kimse yanaşmayacak. Aksi halde sonuçlarından sorumlu olmayacağım.

Harmony evet anlamında başını salladı ama Alexander bununla yetinmedi:

- Seni duymak istiyorum Harmony!

- Pekala seni anladım tamam mı? Ama bunun ne anlama geldiğini anlayamıyorum. Kendi isteğiyle verdiğinde ne olacak ki? Neticede buradan gidecek öyle değil mi?

Harmony aslında cevabını bildiği ama rahatsızlık duyduğu soruyu sonunda sormuştu. Alexander'ın kızla farklı bir şekilde ilgilendiğini düşünüyordu.

-Kız kalmak isterse kalacak Harmony, diye homurdandı Alexander. Düşünceli bakışları kısa biran Bettra'yı bulmuştu. Gözlerinde sadece korku vardı ve ona baktığında korkusu daha da arttı. Baktığına pişman oldu. Harmony zorlamaya devam ediyordu.

- Ne olarak Alex? Nöbetçi besin kaynağı mı? Onunla burada ne yapacağız söyler misin? Kardeş kardeş yaşayacağız deme bana!

Alexander gittikçe kabaran öfkesini kontrol altında tutmak da zorlanmaya başlamıştı. Çekinmeden soluğu Harmony'nin dibinde aldı. Ayakları kardeşininkilere değiyor, uzun boyu duruma hakim olan kişinin kendisi olduğunu vurguluyordu. Harmony geri çekilmek istediğinde Alexander istemeden  de olsa kolundan öfkeyle tuttu. James olan biteni sadece birkaç adım gerilerinde sessizce izliyordu. Bettra duruşundan ve yüzündeki ifadeden onun da Alexander'dan çekindiğini anlayabilmişti.

-Bunların hiçbiri seni ilgilendirmiyor. Sen sadece sana söylediklerimi yapacaksın. Kız artık benim kontrolümde dedim. Bundan ne istiyorsan onu anla Harmony. İleride bilmen gereken yeni bir şey olursa ilk olarak seninle paylaşacağımdan emin olabilirsin. Ama sakın kararlarımı sorgulamaya cesaret etme. Ve beni daha fazla sana bu şekilde davranmaya mecbur bırakma!

Kızın kolunu bıraktı. Ve birkaç saniye sessizce bakıştılar. Kavgalarına noktayı bakışlarıyla koymuş gibiydi. Dönüp Bettra'ya doğru yürümeye başladı. Merdivenleri birkaç adım çıktığını görünce az önce yaşadığı öfke krizinin kızın üzerinde yarattığı etkiyi daha iyi anladı. Yüzündeki kızgın bakışı silip yerine yumuşak bir ifade yerleştirdi. Harmony'nin arkadan gelen sesinin bunu bozmasına izin vermedi:

- Diğerleri için ben hiçbir şeyi garanti edemem. Evdeki bu taze kokuyu almamaları imkansız.
















20 Ağu 2012

"YABANCILARDAN UZAK DUR" - 8

Merdivenleri indiğinde durdu. Koridor boyunca tüm kat karanlıktı. Mutfaktan sızan bir ışık da göremedi. "Umarım kasabaya falan gitmemissindir Harmony" diye sızlandı. Daha yavaş adımlarla etrafı kolaçan ederek ana kapıya doğru ilerledi. Salon, okuma odası, film odası, bu katın banyosu ve diğer üç boş oda da (önceden misafir odası olarak kullanılıyormuş) karanlıktı. Sonunda girişe ulaştığında doğu kanadının merdivenlerinde yanan ışığı gördü. Harmony yine oraya mı geçmişti? Kapıyı açıp bakmak ve kimse olmadığını görmek istiyor ama kapıya çok fazla yaklaşmaya bile cesaret edemiyordu. Bu koca yerde tek başına yaşamaya cesaret etmişti ama! Lanet olsun diyerek sağ elinin işaret parmağını ısırdı. Ve acıyla geri çekti. Adam kapıda bekliyor olabilir miydi? Gecenin bu saatinde kim olabilirdi ki? Kapıyı çalmadığına göre iyi niyetli olmadığı kesin. 911'i aramayı düşündü ama onlara ne diyecekti? "Galiba kapımda bir adam var. Kötü biri olduğunu düşünüyorum. Rica etsem uzaklaştırabilir misiniz?" Yardım etmeleri için önce zarar görmen ya da adamın eve girmesi gerekmesi ne saçmaydı! Kapının uzağında bir o yana bir bu yana yürürken durdu ve tekrar ışıklı merdivenlere baktı. Harmony'i bulmalıydı. Orada ne halt ediyordu bilmiyordu ama sabahın bu saatinde kapının önünde bir sapık ya da katil ya da artık her neyse işte bir adam olduğunu duymak ilgisini çekerdi herhalde. Merdivenlere doğru ilerledi. İçindeki ses gitme diye bağırıyordu ama Harmony gidebiliyorsa Bettra da kendi şatosunun doğu tarafına pekala gidebilirdi. İlk basamağa adımını atmıştı ki Harmony birden merdivenlerin başında belirdi. Biraz sinirli ve biraz da tuhaf görünüyordu. Hatta öyle tuhaf görünüyordu ki Bettra sonra bu anları düşünürken kızın halini ifade edecek kelime bulamayacaktı.

-Uyku tutmadı mı? diye sordu Harmony. Kibir ve neredeyse azar bu kızın ses tonuna yer etmişti.

- Şey evet ama daha önemli bir şey var. Sanırım ön kapıda bir adam var. Yani az önce penceremden baktığımda kapıya doğru ilerliyordu. Sonra gözden kayboldu ama kapıyı çalmadı. Ve ben de ne yapacağımı bilemedim açıkçası. Sence ne yapmalıyız? Hala kapıda olabilir.

Bettra'nın vücıt ısısı yükselmiş avuçlarının içi terlemişti. Kalbi hala aynı hızla atmaya devam ediyordu ve ona uzun dakikalar gibi gelen bir süre boyunca Harmony'nin onu rahatlatmasını istediği cevabını bekledi. Harmony önce cevap vermedi. Sadece kızgın ateşten gözlerle Bettra'ya bakıyordu. Bettra'nın tahammülü kalmamıştı. O bu şekilde saçma davranacaksa Bettra da boş durmayacaktı.

-Harmony duydun mu emin değilim ama yol üstünde olmayan, kasabanın oldukça dışındaki evimin kapısının önünde tehlikeli olup olmadığını bilemediğim bir adam olabilir. Üstelik bu saatte! Bu durum beni olduğu kadar seni de endişelendirmeli diye düşünüyorum. Polisi arasak sence yardımcı olurlar mı?

Harmony'nin yüzündeki kızgın ifade birden yerini meşhur alaycı gülümsemesine bıraktı.

-Polisler mi? Buna gerek olacağını sanmıyorum. Gelen sana daha önce bahsettiğim abim. Haber vermediğim için üzgünüm. Çünkü benim de haberim yoktu. Sen yattıktan sonra telefonla kasabada olduğunu ve beni görmek istediğini söyledi.

Bettra biran durdu ve ardından derin bir nefes aldı.

- O adam abin mi? Tanrım Harmony dakikalardır aklım başımdan gitmiş durumda. Ne yapacağımı bilemedim ve çok kortum. Burası böyle korkular duymak için çok elverişli biliyorsun. Bunu neden hemen söylemedin? Ve Abin keşke daha önce haber verseymiş.

- Evet üzgünüm ama kendisi pek planlı yaşayan biri değil. Daha çok aklına eseni yapmayı sever.

O anda Bettra nerede olduklarını hatırladı: Doğu kanadı. Neden abisini buraya getirmişti ki? Bu hiç mantıklı değildi. Her taraf toz içindeydi. Düzgün temiz eşyalar yoktu. Dahası ona buraya pek gelmemesini açık açık ifade etmişti.

-Peki ama abini neden burada ağırlıyorsun? Onu salona alabilirdin?

Harmony hiç beklemeden:

- Şey ben gündüz telefonumun şarj aletini burada unutmuşum, dediği sırada arkasında bir adam belirdi. Bettra'nın az önce merdivenlerden çıkarken gördüğü adam. Uzun, parlak siyah saçları omuzlarına kadar uzanan, en ufak hareketinde üzerine milyonlarca ufak elmas parçası saçılmış gibi parlayan ve gözlerinin her birine birer kara elmas yerleştirilmiş bir adam. Muhtemelen yeyüzündeki en harika yüze ve vücuda sahip bir adam. Hiçbirşey söylemeden sadece dururken bile çok etkileyici olabilen ama bir nedenle bütün bunlarla eşdeğerde korkutucu bir adam. Adam Harmony'nin arkasında göründüğü ilk saniyden beri Bettra'nın gözlerinin içine bakıyordu. Çok yavaş bir hareketle adeta süzülür gibi hareket edip Harmony'nin yanına geçtiğinde Bettra içgüdüsel olarak merdivenden geri adım attı. O da gözlerini adamdan ayıramıyordu. Ve bunu tamamen kendi isteğiyle yapmıyordu. Fakat gördüğü insandan o kadar etkilenmişti ki o an sadece güzel olmak ailelerinde kalıtsal sanırım diye düşünüyor ve yeniden hızlanan kalp atışlarının sesini kulaklarında duyuyordu. O merdivenlerin başında ve Bettra bu kadar aşağıdayken adamın uzun boyu ve oldukça yapılı vücudu onu daha da büyük ve kesinlikle ihtişamlı gösteriyordu. Yine de bu konum Bettra'yı rahatsız etmişti. Hayatında ilk defa neredeyse dili tutulmuş, gözleri gördüğü şeyin bu kadar kusursuz olmasına inanamazmış gibi bakışları adamın gözlerine takılı kalmıştı. Sonra birden adamın ağzının kenarında bir gülümseme işareti belirdi ama bu öyle bir gülümsemeydi ki Bettra tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Sonunda adam konuştu. Bu daha çok bütün ortamı dolduran ahenkli bir müzik gibiydi. Ne dediğinin bir önemi yoktu. Sesi tüm vücudunu okşayarak geçip gitmişti ve Bettra bu sesi yeniden duyabilmek için umutla bekliyordu. Ne kadar olduğunu kestiremediği bir süre sonra Harmony'nin ona doğru geldiğini fark etti ve sonunda beyni adamın az önce söylediği şeyi algılayıp tehlike sinyaleri çalmaya başladı.

- "Oyun oynamak için vaktimiz yok Harmony. Bu durum gittikçe daha fazla sıkıntı vermeye başladı. Küçük hanımı odasına götür ve orada kalmasını sağla. Biz de işimize geri dönelim." demişti.

Sonra adam o muhteşem yüzünü Harmony'e çevirmiş ve:

- Yeteri kadar açık olduğumu düşünüyorum. Çabuk hallet!

Ve Harmony, sonunda duyduklarını anlayan Bettra'ya doğru ilerlemeye başlamıştı. Bettra adamın sözlerinin ne anlama geldiğini anlamaya çalıştığı saniyler nedeniyle de zaman kaybetmişti ama yine de geç değildi kapıya ulaşabilirdi. Arkasını dönüp hızla kapıya doğru koşmaya başladı. Koşmasıyla, hala merdivenin başında adeta bir tanrı gibi duran adamın kahkahaları bütün şatoyu doldurmuştu sanki. Bu küstah adamın melodik sesi etrafını öyle sarıyordu ki durmamak için bütün vücüduyla savaş veriyordu. Kapıya sadece birkaç metre kalmıştı ki birden önünde beliren Harmony'e neredeyse çarpacaktı. Kafasını sola eğmiş, bir yandan neler olduğunu anlamaya çalışırken bir yandan da soluk soluğa kendisine bakan Bettra'ya bakıyordu.

-Sanırım benimle gelsen iyi olur. Abimi kızdırmak istemeyiz.

-Anlamıyorum Harmony..? Neden odama gitmem gerekiyor? Ayrıca abin kim oluyor da bunu istiyor hatta emrediyor?

Bunları söylerken geri geri gidiyor ve aynı zamanda içinde yükselen korku ve öfkeyle mücadele etmeye çalışıyordu. Sorular sorup zaman kazanmaya çalışıyor ve kendisini dışarı atmanın bir yolunu arıyordu. Bir şekilde şatonun dışına çıkarsa kurtulabileceğini düşünüyordu. Harmony derin ve sıkkın bir nefes alıp olduğu yerden sağ elini Bettra'ya doğru uzattı:

- Ah evet tabi sen henüz onu tanımıyorsun. Biliyorum senin için mutheşem görünüyor ama onu biraz tanıdığında bunun yeterli olmadığını anlayacaksın. Melek yüzlü bir şeytan gibi düşün tatlım. Tam bir zalimdir ve emirlerine itaat edilmemesinden nefret eder. Şimdi biran önce seni odana götürüp geri dönmem gerektiği için bu kısa açıklamayı daha fazla uzatmasak ? Emin ol odana onunla gitmektense benimle gitmeyi tercih edersin ve oyalanmaya devam edersek dibimizde bitmesi an meselesi.

Bettra olduğu yerde rahatsızca kıpırdandı. Bu kadar kolay teslim olmaya niyeti yoktu. Elinden gelen bir şey de yoktu ama bu kızın içinde bir yerlerde insanlığa dair bir kırıntı olmalıydı.

- Açıklama bekliyorum Harmony. Abinin zalim ya da küstah ya da ne kadar kötü olduğuyla değil evimde ne aradığıyla ilgileniyorum. Bu nasıl bir cüret böyle? Polisi aramadan önce ikiniz de hemen evimden defolun!

Bütün bunları nereden geldiğini bilmediği bir cesaretle söylemişti. Korkudan ödü kopuyordu ama cesur durmak zorundaydı.

Harmony'se adeta kırmızıya dönen gözleriyle, hala geri geri giden Bettra'ya doğru hızlı bir hamle yaptı ve kolundan tutup onu çekiştirmeye başladı.

-Harmony dur... Sana durmanı söyledim. Pekala beni evden çıkarmaya ne dersin? Böylece size ayak bağı olmam. İşiniz neyse halledin ve gidin... Sana iş verdim. Evimi açtım. Bana böyle mi teşekkür ediyorsun?

Harmony söylediklerinin tek bir kelimesini bile duymuyormuş gibi Bettra'yı çekiştirmeye devam ediyordu. Sonunda odasına geldiklerinde kapıyı açıp Bettra'yı adeta içeri attı ve iç tarafta duran anahtarı çekip kapının dışına taktı.

-Sonra görüşürüz patron. Şimdi çalışmam gerek. Sen dinlenmene bak ve kafanı gereksiz şeylerle meşgul etme.

Her kelimeyi yüzünde yaygın bir gülümseme ile söylemişti. Kapıyı kapatıp kilitledi. Bettra arkasından kapıyı yumruklamış, onu dışarı çıkarmasını söylemiş, dakikalarca bağırıp durmuş hatta ağlamış ama hiçbir sonuç alamamıştı. Sonunda sırtını kapıya verip olduğu yere çöktü. Dizlerini karnına çekip başını dizlerinin arasına koydu. Neler olmuştu böyle? Evine bir hırsız mı almıştı? Muhtemelen ! O da abisini yardıma çağırmış evde ne var ne yok götürmek için çalışmaya başlamışlardı. Onu öldürmedikleri için şanslıydı belki de. Tabi şimdilik! Tam bu sırada falcının yıllarca aklından çıkmayan sözleri sarsıcı bir şekilde hafızasında birkez daha su yüzeyine çıktı: "Yabancılardan uzak dur. Onlar sadece ölüm getirecek." "Tanrım! Bu neden benim başıma geldi ki? Ne istiyorlarsa alıp biran önce gitsinler lütfen! Lütfen!" Korku, öfke, endişe ve benzeri duygularla olduğu yerde çökmüş, panik halinde düşünmeye çalışırken ne kadar olduğundan emin olmadığı bir süre sonra cebinde bir şeyin titreştiğini hissetti. "Cep telefonum!" Ayağa kalkıp titreyen ellerini sabit tutmaya çalışarak pijamasının sağ cebinden telefonunu çıkardı. Su, ofiste ne kadar sıkıcı dakikalar geçirdiğini gösteren komik bir resim göndermişti. Resme gülümseyemeden 911'i tuşladı.

- 911 Acil durumunuz nedir?

-Evimde hırsız olduklarını düşündüğüm iki yabancı var. Lütfen yardım edin. Beni odama kilitlediler. Lütfen yardım gönderin.

-Sakin olun bayan. Yaralı mısınız?

-Hayır ama.. Bettra başka bir şey söyleyemeden telefonu elinden alındı. Kapının açıldığını bile duymamıştı. Adam hayatında gördüğü en kızgın gözlerle sadece birkaç santim uzağından ona bakıyordu. Sol işaret parmağını dudaklarının üzerine götürüp susmasını istedi. Aslında bu kesin bir emirdi.

- İyi akşamlar hanımefendi. Özür dilerim ama kızım yatıya gelen arkadaşıyla birlikte size bir şaka yapmaya çalıştı sanırım. Evimizde her şey güvenli ve kontrol altında. Zamanınızı aldığımız için lütfen kusura bakmayın. Ben kendisiyle gereken konuşmayı yapacağım.

Telefonu kapattı ve bir adım gerileyerek cihazı sağ avucunun içinde un ufak etti. Avucunu yavaşça açarak parçaların yeri dökülmesini sağladı. Bettra bunun bir çeşit güç gösterisi olduğunu düşünmüştü.

- Siz kızlar durumun ciddiyetini anlatmakta ve anlamakta neden bu kadar zorlanıyorsunuz merak ediyorum.

Bettra bir kez daha titremeye başlamıştı. Adam konuşmaya başladığında hep aynı şey oluyordu. Sesi sanki hipnotizma etkisi yaratıyor, içinde bulunduğu durum önemini yitiriyor ve bir çeşit büyüye kapılmış gibi hissediyordu. Az önce bir adam karşısında cep telefonunu kağıt buruşturur gibi kolayca unufak etmişti. Kilitli odasına sanırım çıt bile çıkarmadan girmişti. Gördüğü en öfkeli gözlerle ona bakıyor ve muhtemelen az sonra yapacağı şeyleri planlıyordu. Peki korkuyor muydu? Evet, hem de ölesiye! Ama nedense bunun önemini bir türlü hissedemiyordu. Sesi, yüzü ve hatta o kor alevi gözleri şuanda daha çok ilgisini çekiyordu. İçinde nasılsa hayatta kalmayı başarabilen uyanık yanı atabildiği en yüksek çığlığı atıp onu kendine getirmeyi başarmıştı ama. "Delirdin mi sen? Adam seni öldürecek. Kaç, uzak dur, bir şeyler yap !" İç sesini dinledi ve sadece birkaç adım geri çekilebildi. Göz ucuyla eline geçirip adamın kafasına vurabileceği bir şeyler aramaya başladı.

- Hımm evet bu oldukça mantıklı ama bir o kadar da çaresiz bir adım küçük hanım, dedi adam. Küçük bir adımıyla yanına gelip onu sert bir hareketle kolundan tuttu ve yatağına götürüp oturmasını sağladı.

- Pekala kötü bir başlangıç yaptığımızın ve oldukça kaba göründüğümün farkındayım. Neden olduğumuz bu karmaşa için senden kendim ve ailem adına özür dilerim.

- Bir insandan özür mü diliyorsun?! Evrim falan mı geçiriyorsun sen? dedi kapıda beliren Harmony.

Alexander derin bir nefes aldı. Ve içinde yükselen öfkeyi bastırarak gözlerini Bettra'dan ayırmadan:

- Olman gereken yere, işinin başıa dön Harmony. Şimdi! Ve seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokmaktan vazgeç.

Harmony yüzünü buruşturdu ve geldiği gibi sessiz bir şekilde gitti.

- Nerede kalmıştık? Ah evet.. Çok önemli ve aynı ölçüde de zorlu bir çalışmanın ortasındayım ve bunun önemsiz bazı sebeplerle ikidebir kesilmesinden sıkıldım. Merakını gidermek için söyleyeyim şuanda gitmene izin veremem. Anlatacakların kasabadakilerin ilgisini çekmeyecek, çekse bile akıllılık edip aldırış etmeyeceklerdir ama yine de içlerinden birinin aptallık etmeyeceğinin garantisi yok öyle değil mi? Bir sorunla daha uğraşmak istemiyorum. Evimde kalmaya devam edeceksin. Hikayeni yazabilirsin. Buna, buraya duyduğunu bildiğim sevgi ve ilgiden dolayı izin veriyorum. Ancak ne kadar süreceğini ne yazık ki bilmediğim araştırmalarımız boyunca buradaki sürekli varlığımıza alışsan iyi edersin. Sonrasında kalmak istersen de zaman zaman birlikte yaşamaya alışmamız gerekecek. Kafanın karıştığını biliyorum. Burası benim evim diyorsun. Kağıt üzerinde öyle olabilir ama burası tam 520 senedir ailemizin. Şekil ve bazı zalimler sayesinde el değiştirmiş olabilir. Asıl sahibinin şuanda ben olduğumu bilmen yeterli. Sen sadece kağıt üzerindeki sahibisin. Yakında bunu da değiştireceğiz elbette.

Bettra duyduklarına inanamaz bir şekilde adamı dinliyordu. Bu eve ailesinden kalan mirasın büyük bir kısmını vererek sahip olmuştu. İnanılmaz bir şekilde. Şimdi gaflette bulunup işe aldığı kızın abisi çıkıp gelmiş ve bu ev bizim diyordu. Düşünceleri adamın sesiyle kesildi:

-Endişelenme şatoyu satın almak için harcadığın para sana fazlasıyla geri ödenecek. Bu arada adım Alexander küçük hanım. Uzanıp kızın elini öpmek istedi ama Bettra elini çekti.

-Bana dokunma!

Alexander gülümsedi. Yeryüzünde böyle bir gülümsemeye sahip olabilecek başka bir adam olamaz diye düşündü Bettra. Bu gülümsemenin bir eşi daha olamaz. Ama Harmony söylemişti: Melek yüzlü şeytan. Buna kanmamalısın.

-Harmony'nin söylediği her şeyi ciddiye alma. Öfkelendiğimde bazı kontrol sorunları yaşadığım doğru, bunu bilmende fayda var, ama genel olarak çok da kaba biri olduğum söylenemez.

-Sen aklımı mı okuyorsun?! Düşündüğüm her şeye cevap veriyorsun?

-Hımm daha çok zamanımız olacak küçük hanım. Bunları daha sakin ve rahat bir zamanda konuşuruz.

Bettra oturduğu yerde öfkeyle iyice doğruldu. Alexander'ın sürekli oalrak ne yapacağını söylemesinden bıkmıştı. Birinin bu adama herkesin hayatına bu şekilde karışamayacağını anlatması ve kendisine duyduğu sonsuz güvenini yıkması gerekiyordu.

- Öncelikle bana küçük hanım demekten vazgeç küçük falan değilim. Ve seninle şimdi ya da başka bir zaman hiçbir şey konuşmak istemiyorum. Sadece şuanda gitmeyeceğinize göre ne işiniz varsa halledin ve "evimden" çekip gidin. Burası benim evim ve senin gibi kafadan çatlak sinir hastalarına bırakmaya da hiç niyetim yok. Evimi satmayı falan da düşünmüyorum. Önce beni öldürmen gerek bay haydut! En kısa zamanda gidin! Burada sizinle değil bir gün birkaç saat geçirmek bile işkenceden farksız anladın mı? Ve bana ne yapacağımı söylemekten vazgeç. Ne istersem ne zaman nasıl istersem öyle yaparım.

Alexander bir kez daha gülümsedi. Bettra onca lafı saymamış, hakaret etmemiş gibi.

- Pekala şimdi uyku zamanı küçük hanım. Benim artık çalışmam gerek ve sen de burada şimdi tam da istediğim gibi uyuyacaksın ve ben uyanmanı söyleyene kadar gözlerini açmayacaksın.

-Delirdin mi sen?! Sabah olmak üzere ve bu sinir bozukluğuyla uyku falan tutmaz beni. Uyumak istemiyorum ayrıca!

Alexander bu kez yatağın kenarına oturup eliyle Bettra'nın çenesini tuttu ve gözleriyle adeta kızın içine baktı.

-Bettra çok uykun var ve yorgunsun. Gözlerini açık tutmakta zorlanıyorsun. Şimdi yat ve derin bir uykuya dal.

Bettra boş gözlerle söyleneni yaptı ve Alexander orada değilmiş gibi yatağına uzanıp o saniye derin bir uykuya daldı.

Alexander bir süre kızın çocuksu yüzünü seyretti.

- Ne söylersem onu yapacaksın küçük hanım farklı bir şey değil. Şimdi güzel rüyalar gör. Akşama görüşürüz, diyerek yataktan kalktı doğu kanadına işinin başına geri döndü.








14 Ağu 2012

YAĞMUR - 7

"Şatom neden Beyaz Saray'a dönüştü böyle? Bu kız ne yapıyor?" diye küçük sesiyle söylendi. Büyük demir kapıları açıp arabayı içeri soktuktan sonra tekrar direksiyonun başına geçti ve gözleri doğu kanadının camlarına kilitlenmiş bir şekilde ön bahçeye doğru ilerledi. Tam park etmek üzereydi ki ışıkların tamamının aynı anda kapandığını gördü.
"Sanırım elektirikler kesildi".. Bu sırada yağmur yine hızlanmaya başlamıştı.
"Neyseki eve vardım.. "
Arabayı park ettikten sonra poşetleri alıp hızlı adımlarla kapıya doğru yürüdü. Şatonun en sevdiği özelliklerinden olan uzun ve dar giriş merdivenlerini yarılamamıştı ki Harmony kapıda göründü.
Selam.
Bettra, kısa biran için Harmony'nin yüzüne sessizce bakarken ters giden bir şeyler olup olmadığını ve bu kadar az bir zamanda nasıl olup da doğu kanadından buraya ulaştığını merak ediyordu. Üstelik elektrikler kesikken diyecekti ki girişte parlayan ışığı fark etti.
-Aaa selam. Az önce kısa bir elektrik kesintisi mi oldu?
-Hayır sanmıyorum.
-Doğu kanadının bütün ışıkları yanıyordu ama şimdi hepsi sönmüş..?
-Evet ben söndürdüm ama hepsi değil sadece bir kısmı yanıyordu.. Doğrusunu istersen sabah şatonun o bölgesinden bahsederken biraz gergindin. Sanırım gerginliğin bana da yansıdı. Merakıma yenilip yine de etrafa bir bakınmak için gittim ve hava kararmaya başlayınca ışıkları yakmak istedim. Sonra da arabanın sesini duydum ve aşağı indim.
Bir kez daha! Harmony'yle ilgili nasıl yaptığını anlayamadığı daha ne başka neler yaşayacaktı?Bettra anlam veremediği ya da mantığını anlayamadığı şeyler yaşamaktan hiç hoşlanmazdı. Neler olduğunu ve nasıl olduğunu anlamak zorundaydı. Işıkların hepsinin yandığını gözleriyle görümüştü. Hepsini o kadar kısa süre içinde söndürmesi imkansızdı. Gözleri onu yanıltmış olabilir miydi? Az önce baktığı görüntüyü tekrar gözünde canlandırmaya çalıştı. Hayır büyük kuleninkiler de dahil bütün ışıklar yanıyordu.. Bu kadar zamanda bütün ışıkları kapatıp sonra da buraya ulaşmayı nasıl başarmıştı ki? Elinde poşetler, aklında soru işaretleriyle ne diyeceğini bilmez bir halde Harmony'ye bakıyordu. Sonunda kız bu gergin anı bozdu ve yüzünde kibirli bir gülümsemeyle Bettra'ya doğru yaklaştı.
-İzin verir misin?
Bettra bir şey söylemeden elindeki poşetleri Harmony'ye verdi. Harmony arkasını dönüp içeri girerken Bettra bir kez daha kafasını kaldırmış doğu kanadının zifiri karanlık camlarına bakıyordu.
Harmony poşetleri mutfağa götürüp içindekileri yerleştirmeya başlamıştı bile. Daha önceden alınmış ve tükenmiş yani mutfaktda mevcut bir yeri olan mazlemelerin hepsini doğru yere koyması Bettra'nın dikkatiden kaçmamıştı. Gören bir gün değil bir aydır burada Bettra'yla yaşadığını sanırdı. Bettra elindeki bir bardak suyu yudumlarken çaktırmamaya çalışarak ona bakıyordu. Bu kızda tuhaf bir şey vardı. Bunu dün yaptıkları ilk görüşmeden beri hissediyordu ama ne olduğunu anlayamıyordu. Anlamak istediğinden de emin değildi aslında.. Sadece zararsız bir tuhaflık olmasını diliyordu.
-Bu akşam teknik yetersizliklerden dolayı akşam yemeğimiz yok, dedi sessizliği bıçak gibi kesen ahenkli sesiyle.
-Ama sen elini yüzünü yıkayıp üzerini değiştirene kadar harika bir salata hazır olur, diye ekledi sonra.
Bettra aklındaki saçma sapan düşünceleri uzaklaştırmaya çalışarak silkindi.
-Salata iyi olur sanırım. Ton balığı almıştım. Ondan da bir parça ilave eder misin lütfen? Birkaç kozmetik malzeme de var poşetlerde. Tezgahın üzerine bırakabilirsin. Sonra alırım. Ve acele etmene gerek yok. Bir duş almak istiyorum.
-Olur, dedi Harmony kısaca.
Yatak odasına varana kadar bütün ışıkları yaktığını ancak odasına girerken fark etti. Umursamadı. Geniş camların iki yanında birer koruma gibi bekleyen uzun siyah perdelerini çekip pantolonunu ayaklarının yardımıyla sıyırdı ve olduğu yerde bıraktı. Beyaz gömleğinin düğmelerini açarken banyoya geçiyordu. Küvetin sıcak suyunu açtı ve o dolarken aynanın karşısına geçip yaptığı hafif göz makyajını temizlemeye başladı. Uzun, koyu kestane saçlarını toplayıp çekmeceden aldığı bir tokayla yukarıdan tutturdu. Gömleğini kapının arkasına asıp çamaşırlarından da kurtulduktan sonra kendini suyun silici ve rahatlatıcı kollarına bıraktı. Gözlerini kapatıp sıcak suyun onu sarmasını ve dakikalar içinde kafasında oluşan bu karmaşayı ondan uzaklaştırmasını bekledi. Bu her zaman işe yarardı. "Tanrım aklımda onlarca soru olmak zorunda mı? Hepsinden kurtulmak istiyorum. Soru işareti istemiyorum!" Sağ elini havaya kaldırıp şıklattı. "İşte böyle yapmak ve tüm sorulardan kurtulmak mümkün olsaydı keşke... " Parmağının bir hareketiyle az önce yaşadığı soru bombardımanı uçup gitmemişti belki ama suyun rahatlatıcı etkisiyle zihninin duvarlarının birinden diğerine çarpıp duran o endişeli sorular sakinleşmişti. "Evet doğru yoldasın bebek. Rahatla.. Her şeyin mantıklı bir açıklaması vardır. Herşeyin. Sadece öğrenmek için zamana ihtiyacın var" Bir süre hiçbir şey düşünmeden boş duvara baktı ve çıkmadan küvetin içine kayıp suyun bütün vücudunu örtmesini sağladı.
Su yeşili pamuklu pijamalarını giyip suyun üzerinde yarattığı rahatlığın devam etmesini sağladı. Bu en sevdiği pijamasıydı. Harmony'nin onu böyle görünce içten içe güleceğini düşünüyordu. Eminim bir tane bile böyle pamuklu pijaması yoktur, diye düşündü. "Onun için fazla .. fazla sade olur ya da yeteri kadar seksi olmaz".
Odasından çıkıp gelirken yaktığı tüm ışıkların kapandığını görmesiyle rahat dakikaları sona erdi. Eve geldiğinde gördüğü şeyler tuhaftı ve mantıklı bir açıklamaya ihtiyacı vardı. Karanlık mutfağın önünden geçerek doğruca salona gitti. Harmony camdan dışarı bakıyordu.
-Geciktim sanırım, üzgünüm. Sıcak bir banyoya ve biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı. Biraz uzun sürdü.
-Sorun değil diye cevap verdi Harmony artık alışıldık ifadesiz yüzüyle dönüp masaya doğru gelirken.
Ton balıklı salatalarını yemeye başladıktan sadece birkaç dakika sonra:
-Bir şey sorabilir miyim?
İkisi de aynı anda aynı soruyu sormuştu. Bettra kafasını sallayarak gülümsedi. Harmony sadece sor demek ister gibi bekleyerek bakıyordu.
-Önce sen dedi Bettra. Ne de olsa ev sahibi benim. Kibar bir ev sahibi olarak ilk soruyu sorma hakkını sana veriyorum.
Harmony tereddütsüz:
-Neden burdasın? Yani bu şato.. Yaşaması kolay bir yer değil. Hatta pek çok insan özellikle tek başına yaşamak için oldukça korkunç bir yer olduğunu düşünür, eminim.. Buralı bile değilsin. Anladığım kadarıyla yakınlarda yaşayan bir akraban ya da arkadaşın da yok..
Bettra soru karşısında biraz düşündü. Şatoyu satın aldıktan sonra kendi kendine benzer pekçok soru sormuştu: Bunu neden yaptım? Yaşamak istediğim yer gerçekten bildiğim ve tanıdığım her şeyden uzak bu yer mi? Hangi akıllı insan böyle bir çılgınlık yapardı ki? Ülkeni bırak ve tek başına daha önce hiç yaşamadığın ve hatta görmediğin bir başka ülkeye gelip sıfırdan başla. Aslında sadece babasının doğup büyüdüğü yerleri görmek için gelmişti Portland'a. Kısa bir ziyaret ve uzun bir gezi için... Burada hiç akrabasının olmadığı doğru değildi. İstanbul'da iki kez ziyaretlerine gelen yaşlı Meg hala vardı. Çok sıcak kanlı biriydi. Bu ziyaretiyle birlikte tüm hayatı boyunca sadece üç kez görmesine rağmen onu sevmişti. Şehirde yaşıyordu. Babasının zayıf aile ilişkileri nedeniyle buradaki akrabalarından pek haberdar değildi. Aslında akrabalarla çok da ilgilenmiyordu. Meg halayı ziyaretinden sonra çevreyi gezmeye başladı. Yeşil alanlarının genişliği ve efsaneleriyle ünlü Altus'a geldiğinde buraya kelimenin tam anlamıyla aşık oldu. Tamam insanları çok sessiz ve hatta soğuktu. Yine de burada onu çeken bir şey vardı ve bunun doğa olduğunu düşünüyordu. Ayrıca efsaneleriyle ünlü bir kasabada yaşamak, yazmak için kaynak sağlayabilirdi. Sonra kasabadaki küçük tur ofisinin tavsiyesiyle Kara Şato'yu gördü. Bölgenin en eski yapısıydı ve şimdiye kadar sadece filmlerde izlediği ya da kitaplarda okuduğu şatolardan biriydi. Bu haliyle efsanelerden en azından birine ev sahipliği yapmasını ummuştu ama ne yazık ki bu görkemli yapının söylentilerle hiç ilgisi yoktu. Satılıktı. Üstelik sahipleri iflas ettiği için değerinin çok daha altında bir fiyata satılıyordu. Bettra'nın karşılayabileceği bir fiyata! Kim bir şatoda yaşamak istemezdi ki? En azından hayatının bir döneminde.. İstanbul'a döndüğünde kendine yeni bir ev bulmayı planlarken evi burada karşısına çıkmıştı işte. Yakın arkadaşlarının hepsine haber verip onları buraya çağırmayı planlamıştı hemen. Alışma sürecini kolaylaştırır diye düşünüyordu. Ama işler düşündüğü gibi olmadı. Ve Su'dan başka hiçkimse planlarını ayarlayıp ziyaretine gelemedi. Sadece Su haberi aldığında en az Bettra kadar heyecanlanıp "Şato mu? Az önce bir şato satın aldığını mı söyledin? Tanrım çıldırmış olmalısın! İlk uçakla yanına geliyorum. Beni alandan al" diyerek aynı heyecanla telefonu kapatmıştı. Bettra onun bu heyecanlı tepkisine dakikalarca güldüğünü hatırlayarak birkez daha gülümsedi.
"Hem yazmak için daha uygun bir ortam düşünemiyorum. İnsan bir şatoda yazamazsa başka hiçbir yerde yazamaz herhalde" diye kendi kendini ikna etmeye çalışmış ve hiç zorlanmamıştı. Şatoyu satın almak elbette daha çok bir maceraydı. Sıkılırsam ya da işler hayal ettiğim gitmezse satar geri dönerim düşünüyordu. Şimdiye kadar zaman zaman yanlış bir şey yaptığını düşünsene de geri dönme planları yapmak için çok erkendi. Daha burada yaşayacağı çok şey vardı.
-Bettra..?
Bakışlarını kadehin içindeki sudan kaldırıp Harmony'e baktı.
-Zor bir soru oldu galiba..
Bettra gülümsedi.
- Sadece düşünüyordum. Bu soruyu ben de kendime çok kez sordum. Galiba bir kaç nedenim var: Yazmak için, şatoda yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu anlamak için, biraz yalnız kalıp tam anlamıyla dinlenebilmek için. Bilirsin bir şatoda yaşama fırsatı normal insanların çok sık karşılatıkları bir durum değil. Fırsatı kaçırmak istemedim. Burayı tahmin edebileceğinden çok daha uygun bir fiyata satın aldım. Tabi kışın oluşacak yakıt masrafı ve çevre düzenlemesi falan gibi masrafları düşünecek olursak sanırım bir yıl içerisinde satın aldığıma pişman olacağım. Bir de eski yapılar her zaman ilgi alanıma girmiştir. Büyük kapılar, yüksek tavanlar.. Haklısın bir çok olumsuz yanı da var. Biraz korkunç olması gibi. Özellikle tek başına yaşıyorsan.. Bu yüzden yatılı bir yardımcı istiyordum. Bana bu koca yerde biraz arkadaş olması için. Aslında tuhaf gelecek biliyorum ama kasabaya çok farklı nedenlerle gelmeme karşın şatoyu gördüğümde başka hiçbir yerde yaşayamazmışım gibi hissettim. Evet tam olarak böyle bir şey işte. Tüm zor yanlarına rağmen buraya bir şekilde bağlıymışım gibi hissediyorum. Sanki daha önce de sahibi benmişim ya da nasıl anlatılır bilemiyorum sanki dönüp sırtımı gitsem ömrümün sonuna kadar pişmanlık duyacakmışım gibi. Galiba gidip pişman olmaktansa kalıp pişman olmayı tercih ettim. Garip bir durum ve bunun biraz çılgınca bir davranış olduğunu kabul ediyorum. Gülümsedi.
- Yalnız insanlar için maceraya atılmak daha kolay sanırım diyerek söyleyeceklerini bitirdi..
Harmony gözlerindeki küçümsemeyle alaya alma benzeri ifadeyi saklamak için bakışlarını kaçırdı ancak Bettra anlattıklarının onu pek etkilemediğinin farkındaydı. Sanırım bir kaçık olduğumu düşünüyor diyen iç sesi karşısında bir kez daha gülümsedi. Umursamaz bir şekilde.
-Evet artık sıra bende. Üzerinde çok fazla düşünme fırsatım olmadı bu yüzden umarım bu soruyu sorduğum için komik duruma düşmem.
-Açıklama yapmana gerek yok ne istiyorsan sorabilirsin.
-Kasabadan döndüğümde doğu kanadının tüm ışıklarının yandığını gördüm. Sonra neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre içerisinde tüm ışıklar aynı anda söndü ve daha kapıya bile ulaşamadan sen kapıda belirdin. Tanrım böyle anlatınca kulağa daha da inanılmaz geliyor ama gördüğüm tam olarak buydu Harmony. Normal şartlar altında bir insanın bu kadar hızlı olması imkansız. Biliyorum mutlaka mantıklı bir açıklaması vardır ama o cevabı bulamıyorum ve duymaya ihtiyacım var.
Mahçup olmuş bir şekilde omuzlarını silkti. Ne sormuştu şimdi? Kıza üstün yeteneklerin varsa söyle mi demek istemişti? Komik duruma düştüğünü hissediyordu.
Harmony tabağının kenarında duran peçeteyi alıp ağzını sildikten sonra peçeteyle oynamaya başladı. Gülüyordu. Bariz bir şekilde.
-Bunu sana nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum Bettra, dedi. Göz teması kurmadan elindeki peçeteyi katlayıp bükmeye devam ediyordu. Sonra öksürür gibi boğazını temizledi ve gülümsemesi daha da genişledi. Bettra neler duyabileceği hakkında endişe etmeye başlamıştı bile.
-Ama sanırım söylemem gerek: Benim bazı süper yeteneklerim .... yok. Yani gerçekten yok. Gözlerin sana oyun oynamış olabilir diye düşünüyorum çünkü haklısın bütün o ışıkları yakıp sonra hepsini aynı anda söndürebilmem için insan üstü bir hızla koşuyor olmam gerekir. Gördüğüm kadarıyla doğu kanadı çok büyük. Her yerini gezmediğimi de belirtmeliyim. Sonuç olarak mantıklı açıklamam bu. Işıkların sadece birkaç tanesi yanıyordu. Geldiğini duyduktan sonra hepsini tek tek söndürüp elimden geldiğince hızlı bir şekilde sna yardım etkmek için girişe geldim. Hepsi bu.
Yüzündeki gülümseme kaybolmuştu ama gözlerindeki alaycı bakışı görmemek için kör olmak gerekirdi. Bettra kendini gerçekten kötü hissediyordu. Kıza resmen üstün yetenekleri olup olmadığını sormuştu. Ve kız da üstü kapalı bir şekilde onunla dalga geçmişti. Oysa gördüğü manzaradan o kadar emindi ki..
-Şey pekala öyle olsun. Yani öyle diyorsan. Sanırım bir göz yanılsaması falan yaşadım.
Biriyle yaşamak mı zor yoksa Harmony'le yaşamak mı, diye düşünerek dün onu işe aldığı için pişmanlık duymaya başladığını hissetti. İştahı kaçmıştı. Salatasından zorla birkaç çatal daha alarak yemek için teşekkür edip film odasına geçti. Kafasını dağıtmaya ve rahatlamaya ihtiyacı vardı. Arşivden gözü kapalı Twilight'ı çekip dvd oynatıcıya yerleştirdi. Ve sinema eleştirmenlerinin eleştirmeye bile değer bulmadıkları filmi bilmem kaçıncı kere izlemek için rahat koltuğuna gömüldü. Bella, sevdiği müzik eşliğinde annesiyle birlikte yaşadığı Phoenix'i terk ederken "Çok da umurumda. Bence harika bir film" diye düşünüyordu daha önce onlarca kere aklından geçirdiği gibi. Dakikalar içinde filme dalmış ve gayet de rahatlamışken kapı açıldı ve Harmony elinde bir kase aptlamış mısırla içeri girdi. Sanırım buna ortamı yumuşatmak deniyor diye düşündü Bettra.
-Sesleri duyunca burada olduğunu anladım ve iyi gider diye düşündüm diyerek kaseyi uzattı.
-Teşekkürler çok severim. Ahh sen de katılmak ister misin?
- Aaa kalırsam kahkahalarımla seni rahatsız edebilirim, dedi yine o alay fışkıran gülümsemesiyle. Anlayacağın ben filmin fanlarından biri değilim. O yüzden seni Edward denen o ütopik canlıyla başbaşa bıraksam daha iyi olur.
-Pekala sen bilirsin.
Harmony odadan çıktığında Bettra dudaklarını ısırarak ekrana bakıyor ama artık gördüklerini algılamıyordu. Bu ne ukalalık böyle? Sonuçta burada patron benim öyle değil mi? Ne diye sürekli bir alay havası hissediyorum acaba? Bunu bir daha yaparsa gereken cevabı fazlasıyla alacak diye kendi kendine söylendi.
Filmi bitirip özenle arşive geri kaldırdıktan sonra doğruca odasına gitti. Kapısını kitledi. Bu alışık olduğu bir durum değildi fakat şuanda bu şekilde daha iyi hissedeceği kesindi. Durup dururken insanın kendi kendini sıkıntıya sokması böyle bir şey olsa gerek dedi sadece kendisinin duyabileceği bir sesle. Hemen uyumak istiyordu. Yatmadan önce hep yanına aldığı bir bardak suyu almadığını fark etti fakat aşağı inmemek için gece susarsa kalkıp almayı düşündü. Bu akşam Harmony'le daha fazla konuşmaya can atmıyordu. Ve sonunda başını yumuşacık yastığına koyup bembeyaz yatağının içinde kayboldu.
Gözlerini açtığında yağmurun sesini duydu. Sese bakılırsa çok yoğun yağıyordu . İçinde bir sıkıntıyla radyonun saatine baktı: Saat sabahın 3.03 ünü gösteriyordu. "Yine mi?!" Her uyandığında aynı saat dilimi içinde olduğunu görmek neredeyse bir çeşit fobiye dönüşmüştü. Sıkıntısı artarak sırt üstü dönüp tavana bakmaya başladı. Göz kapakları ağırlaşıyor ve tamamen karanlığa kavuşmak için can atıyordu ama ruhu uyumaya yanaşmıyordu. Doğrulup yastığını sırtına aldı ve baş ucu ışığını yakıp çekmecede duran çalışma notlarını aldı. Gözlüğü çalışma odasında kalmıştı ve bu uyku akan gözlerle ne kadar okuyabileceğinden emin değildi ama ana karakterlerden Sasha'nın özelliklerini okumaya başladı: "Ciddi, çalışkan, disiplinli. Üniversitede dil bilimci bir doktor. Otuz yaşlarında.. Bekar. Aynı üniversitedeki genç tarih profesörü Jason, Sasha'yla ilgelinyor ama kızın ilgisini çekmiyor. Max isimli golden cinsi köpeğiyle yaşıyor. Spor yapmayı seviyor. Her sabah köpeğiyle koşuyor ve her akşam işten sonra yine köpeğiyle yürüyüş yapıyor...." Okurken aynı zamanda, bu kıza biraz renk katmam gerek diye düşünüyordu ama şuanda karakter geliştirecek bir havada değildi. Özellikle gözlerini bile açık tutmak da zorlanırken. Daha fazlasına bakamadı ve notları çekmeceye geri bıraktı. Yağmuru daha yakından dinlemek ve odayı biraz taze havayla doldurmak için odanın ışığını yakmadan kalkıp pencereye gitti. Siyah perdeyi aralayarak ön bahçeye bakan pencereyi açtı. Ve ciğerlerini gecenin ıslak ve serin havasıyla doldurdu. Çimenlerin harika kokusu her zamanki etkisini yaratıp onu mutlu etmişti. Tam bu sırada merdivenlerde bir gölgenin varlığı hissetti. Bir adam merdivenleri çıkıyordu. Kalbi hızla atmaya başladı. Fark edilmemek için adamı görebileceği kadar geri çekildi. Ve adam gözden kayboldu. Hemen camı kapatıp yatak odasının kapısına gitti. Kilidi açıp dışarı çıktı ve zilin çalmasını bekledi. Bekledi. Bekledi. Ama ne zil ne de kapı tokmağın sesi duyabildi. Koşarak tekrar pencereye döndü ve ellerini cama dayayarak merdivenleri görmeye çalıştı. Kimse yoktu. Adam kapıda bekliyor ya da kapıyı kurcalıyor olabilirdi. Bu kez koşar adımlarla Harmony'nin aynı kattaki odasına gitti. Kapısını önce yavaşça çalıp seslendi. Bir kez daha. Ama Harmony kapıyı açmadı ya da herhangi bir ses gelmedi. Dayanamayıp kapıyı açtı ve ışığı yaktı. Oda boştu. Harmony henüz yatmamıştı. Odasına dönüp cep telefonunu aldı. Loş koridoru geçip hızla merdivenlerden aşağı inerken kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.




12 Ağu 2012

DOĞU KANADI - 6

Merdivenlerden inerken burnuna ulaşan kızarmış ekmek kokusu kendisini daha iyi hissetmesini sağlamıştı. Mutfağa ulaştığında Harmony'yi göremedi. "En kısa zamanda hatta bugün mutfak için bir masa almalıyım. Tabi biraz çalıştıktan sonra." diyerek etrafa şöyle bir göz attı. Mutfakta yemek, eski hayatından gelen bir alışkanlıktı. Annesi okula ve sonraları da işe gitmeden önce her sabah mutlaka zengin bir kahvaltı hazırlar Bettra da sadece onu mutlu etmek için yiyebildiği kadar yerdi. O zamanlar, annesini mutlu etmek için kahvaltı ettiğini düşünüyordu. Sonra bir daha ona kahvaltı hazırlayan kimse kalmadığında sabahları mis gibi çay ve kızarmış ekmek kokan o mutfağı ne kadar özlediğini ve bunun onu ne kadar mutlu ettiğini anlamıştı. Buraya geldiğinden beri sadece iki kez salonda yemek yemişti. Biri buradaki ilk akşamındaydı. O akşam gelen soğuk pizzayı koca salonda yerken kendini hayatında hiç olmadığı kadar yalnız hissetmişti. En azından eve iyice alışıp ısınana kadar yemeğimi çalışma masamda yesem daha iyi olacak diye düşünerek de dün akşama kadar bir daha salonda yemek yememişti. Çoğu sabah kahvaltı denemeyecek atıştırmalıklarını da mutfak tezgahında bahçeyi seyrederek yemişti. Şimdi evde biri daha vardı ama bu, salonun o muhteşem büyüklüğünün yarattığı yalnızlık hissini yok eder miydi emin değildi. "Gerçi dün akşam o kadar da kötü değildi" diye düşündü sonra. Yine de mutfakta yemek çok daha sıcak görünüyordu.

Harmony'nin, servisi bu kez dün akşam düzelltiği gibi yan yana yaptığını görünce gülümseyerek salona girdi. Kız, kahveleri dolduruyordu. Salonun büyük pencerelerindeki kalın perdelerin tamamının hala çekili olması Bettra'nın dikkatini çekti. Tam perdelere doğru gidiyordu ki:

Sakıncası yoksa kapalı kalabilirler mi? Dün akşam neredeyse hiç uyumadım ve şuan ihtiyacım olan son şey güneş ışığı, dedi Harmony.

Bettra "Bu kız aklımdan geçen her şeyi hissediyor galiba" diye düşündü. Ve biraz memnuniyetsiz bir şekilde:

Günaydın Harmony. Pekala elbette kalabilir. Ben gün ışığını severim ve evim hep gün ışığıyla dolsun isterim ama bu özel bir durum. Yerini mi yadırgadın?

Günaydın. Hayır sorun burası değil. Halletmem gereken birkaç iş vardı. Ve tahminimden daha uzun sürdü.

Bettra mutfakta duyduğu konuşmayı hatırladı. Çalıştığı için uyuyamadığını o zaman da söylemişti ve doğruyu söylemesi hoşuna gitmişti.

Masaya şöyle bir gezdirdi. Pek fazla çeşit yoktu ama ortada duran omletten harika kokular geliyordu.

Yumurtamız olduğunu sanmıyordum, dedi Bettra.

Evet yoktu sabah kahvaltısı için akşam kasabaya gittiğimde aldım.

Çok ince bir davranış Harmony, teşekkürler. Kahvaltıdan sonra kendimi biraz çalışmaya zorlayacağım ve sonra da kasabaya inip yenebilecek her şeyi alacağım sanırım, dedi gülerek.

Harmony'nin suratında daha çok zorlama bir gülümseme belirdi. Betta bunu fark edince bir süre sessizlik oldu. Kızın bu kadar ince olmasına şaşmamalı yemiyor daha çok tırtıklıyor, diye düşünüyordu göz ucuyla tabağına bakarken.

Omlet gerçekten nefis Harmony elinde sağlık. Normalde çok yemem ama sen bu gidişle kilo almama neden olacaksın. Akşam ki semiz otu da lezizdi. Ama sen yine pek aç değilsin sanırım..?

Sabahları pek yemem dedi Harmony kahvesinden bir yudum almadan önce.

Pekala madem pek uyuyamadın işlerini hallettikten sonra sen de dinlen lütfen. İstersen benimle kasabaya da gelebilirsin tabi.

Sanırım burada kalıp dinlensem daha iyi olur diye cevap verdi Harmony.

Eşyalarının tamamını getirebildin mi? Kasabada yapman gereken bir şey varsa senin için halledebilirim.

Hayır teşekkürler.

Kızın ağzından fazladan bir kelime duymak neredeyse imkansızdı. Anlaşılan birlikte çok şen şakrak günler geçirmeyeceklerdi.. Yine de tek başına geçen koca bir aydan sonra bu ketum kız bile insana kendini daha iyi hissettiriyordu. Ve uykusuz bir gecenin sabahında böyle olması çok da tuhaf değil Bettra, kızı eleştirmeyi kes diye söylendi kendine kendine.

Bettra ikinci fincan kahvesini kendisi aldı ve ihtiyacı olursa çalışma odasında olacağını söyleyerek ayağa kalktı.

Ve kahvaltı için de teşekkürler.

Öğle yemeğini kaç gibi yersin?

Aslında pek öğle yemeği yemem. Daha çok atıştırırım.. Pek sağlıklı değil tabi. Bugün öğle yemeği yemeyelim ama yarindan itibaren salata meyve gibi hafif şeylerle bir öğün düzenleriz olur mu, diyerek odadan ayrılmak üzere kapıya yöneldi.

Bu arada sakıncası yoksa doğu kanadına bir göz gezdirmek istiyorum. Oranın yerleşim planını biliyorsun değil mi?

Bettra durdu. Eve taşındığı ilk haftaydı galiba doğu kanadında kısa bir gezi yapmıştı. Odalar odalar odalar. O kadar çok oda vardı ki hepsine girememişti bile. Bir de aklında kalan rafları eski bir dilde, çoğu elle yazılmış ve halk kütüphanesini aratmayacak kadar çok kitapla dolu bir kütüphane olmuştu. Kütüphanede hatırladığı en belirgin diğer iki şey çok eski bir masa ve sırt kısmına bir arma oyulmuş kahverengi harika bir sandalyeydi. Muhtemelen varlıklı bir zümre ya da gruba ait bir arma. Eski ev sahiplerinin bütün bu eşyaları burada bırakması tuhaftı. Hepsi çok kıymetli görünüyordu. Çok zengin ve biraz da değer bilmeyen insanlar olmalılar diye düşünmüştü kütüphaneyi gezerken. Ne yazık ki kitaplardan hiçbiri anlayacağı bir dilde yazılmamıştı. Türkçe bir eser görmeyi beklemiyordu ama İngilizce yazılmış bir tek kitabın olmaması çok garip gelmişti. Mevcut kütüphanesine sığmayacak kadar çok kitabı olmasına rağmen, kütüphane için bile bir daha doğu kanadına geçmemişti. Evde kendini en rahatsız, nedenini bilmediği bir şekilde tedirgin hissettiği yerler hep doğu kanadında olmuştu. Güney çok daha sıcaktı ve bir eve çok daha fazla benziyordu. Zaten şatonun bu kısmı bile Bettra için gerekenden büyüktü. Doğu kanadında geçirdiği ve ürperdiğini hatırladığı anlar bir kez daha aklına geldi ve sağ eliyle sol kolunu ovuşturarak Harmony'e baktı.

Doğu kanadını neden görmek istiyorsun? Doğruyu söylemek gerekirse sadece bir kere şatonun o kısmında bulundum. Ve nedenini bilemiyorum ama pek hoşlanmadım. Burası çok daha güzel ve huzurlu. En azından şu an için senden şatonun o kısmıyla ilgili bir beklentim yok. Daha önce hiç bu kadar büyük bir yerde yaşamadım. Belki de bu yüzden biraz gerginim.. Önce bu kısmı iyice yaşanılır ve sıcak bir yere çevirelim derim ben. Üçüncü katta da odalar var. Ve bitip tükenmek bilmeyen misafirlerim için (!) o odaları da temizleyip hazırlayabilirsen mutlu olurum. Yine de merak edersen elbette doğu kanadını gezebilirsin. Sadece ben pek yardımcı olamayacağım.

Peki sadece gezmek için bakarım öyleyse birara dedi Harmony.

Bettra hikayesinin ana karakterleri hakkında bazı kısa notlar aldıktan sonra aklındakileri halletmek üzere kasabaya doğru yola çıktı. Kasabaya ulaştığında ilk işi kullanılmış eşya satan bir mağazaya gitmek oldu. Daha ne kadar süre bir geliri olmadan yaşaması gerekeceğini bilmediği için harcamalarını minumumda tutmaya çalışıyordu. Dört kişilik biraz yıpranmış, tahta bir masa gözüne çarptı.. Masanın üzerinde yer yer kazınmış birkaç resim vardı. Istanbulda olsa bu masayı vintage falan diye kac bin liraya satarlardı kim bilerek diyerek üzerindeki etikette yazan fiyat 60 doları satıcıya uzattı. Buranın havasından mı suyundan mı kimse çok sıcak kanlı değildi. "Ama yalnız yaşayan genç bir bayanıun evine isimsiz güller göndermeyi biliyorlar" diye gülümsedi kendi kendine dükkandan çıkarken. Harmony'le ilgili konuları düşünürken gülleri tamamen unutmuştu. Hala mutfak tezgahının üzerinde duran beyaz güller gözlerinin önüne geldi. Gerçekten güzellerdi. Keşke kimin gönderdiğini bilebilseydi. Ve keşke gönderen hayallerindeki kadar yakışıklı, zeki, zengin, mizah anlayışı ve karizması aynı oranda gelişmiş ve iyi huylu biri olabilseydi. Ne yazık ki şimdiye kadar ne kasabada ne de başka bir yerde böyle biriyle tanışmamıştı..

Marketten gerekli gereksiz yiyecek bir sürü şey ve biraz da kozmetik alışverişi yaptıktan sonra zaman zaman sıkıntı yaratan baş ağrıları için de eczaneye uğradı. Şatodan çıktığında hava günlük güneşlikti ama görünen o ki böyle devam etmeyecekti. Gök gürlemeye başlamıştı. Bahar yağmurlarını severdi tabi ıslanmadığı sürece. 2005 model siyah Mustang'ine ulaştığında yağmur başlamıştı atıştırmaya başlamıştı bile. Cep telefonunu kontrol edip güzel bir radyo kanalı ayarlayana kadar ön camdan bir metre ötesini göremez olmuştu. Bu yağmurda şatoya ulaşmasının zor olacağını düşünerek bir kahve içip yağmurun dinmesini beklemeye karar verdi.
Islanmaktan nefret ettiği çin derin bir soluk alarak arabadan indi ve yolun karşısındaki kafeye doğru koşarak gitti. İçeri girdiğinde sağda cam tarafındaki masada sadece bir kişinin oturduğunu gördü. Tezgahın arkasındaki orta yaşlı bayanı saymazsak başka kimse yoktu. Sırtını masada oturan adama vererek o da cam tarafında bir masaya oturup siparişini vermek için garsonu beklemeye başladı. Çantasında her zaman bir kitap taşırdı. Ama bu kez yanında Mary Shelley'nin Frankensteın'nının çizgi roman versiyonu vardı. Klasiklerin çizgi roman hallerini okumak boş zaman doldurmak için oldukça eğlenceliydi. Americanosunu içerken çizgi romanın neredeyse sonuna gelmişti. Yağmur biraz yavaşlamıştı fakat yine de hatrı sayılır bir yoğunlukta yağmaya devam ediyordu. Bir kahve daha istedi ve romanı bitirdi. Saatine baktı. 6.15 olmuştu. Artık kalksam iyi olacak yoksa akşam yemeğini kaçıracağım diye gülümseyerek hesabı istedi. Evde yemek yapan ve dahası onu bekleyen biri vardı ki bu Altus'a geldiğinden beri hissettiği en güven verici duyguydu. Bekleyen pek tanımadığı biri bile olsa..

Neyseki yol boyunca yağmur şiddetini azaltarak yağmaya devam etmişti. Şatoya ulaştığında saat yediye geliyordu. Büyük demir kapıyı açmak için arabadan indiğinde şatonun doğu kanadındaki aydınlık dikkatini çekti. Doğu tarafının neredeyse bütün ışıkları yanıyordu...


7 Ağu 2012

GARİPLİKLER BAŞLIYOR - 5

Emirler vermeyi kerser misin? ....
İstediğini yaptım ve bir teşekkür bile beklemiyorum. Sadece biraz rahat bırak ve bir parça da kibar olmayı dene lütfen! .....
Alexander son kez söylüyorum: Bana emir vermekten vazgeç! Bütün gece çalıştık. Şimdi biraz uyusan ve ben de, sayende uyuyamayacağıma göre, en azından kafamı dinlesem?!
Harmony tam o sırada arkasını döndü ve aralık mutfak kapısına baktı. Bettra nasıl geri çekildiğini bilememişti. "Ahh lutfen beni gormemis olsun!" diye dua ederek parmak uçlarında merdivenlere doğru geriliyor hızla çarpan kalp atışlarını kulaklarında duyuyordu. İlk basamağa değer değmez dönüp olabildiğince sessiz ve hızlı bir şekilde odasına geri çıktı. Sanırım görmedi, diyerek derin bir soluk aldı.
Bettra yaklaşık onbeş yirmi dakika önce gözlerini açmış ve tamamen uyanana kadar tavanı seyretmişti. Elbette düşünerek.. Bu oldukça sık kullandığı bir kafasını toparlama ya da rahatlama yöntemiydi. Kafası karıştığında, endişelendiğinde, mutlu olduğunda yatağa uzanıp tavanı seyreder ve olanları düşünürdü. Bazen hayal de kurardı ve çoğu zaman kendisini gülümseyerek tavana bakarken bulurdu. Aslında bu sabah hem düşünüyor hem de hayal kuruyordu. Kendi ülkesinde, Türkiye'de, olsa ya da en azından büyük bir şehirde, eve bir yardımcı almak bu kadar sıkıntılı olmazdı. En azından bir yığın seçeneği ve o seçenekler hakkında fikir verebilecek başka bir yığın da referansı olurdu. Harmony kesinlikle yetenekliydi yine de uyuduğunda ya da uyandığında evi gerçekte hiç tanımadığı biriyle paylaşıyor olduğunu bilmek onu tedirgin ediyordu. Kimse onu işe almak için zorlamamıştı elbette ama hızlı karar vermişti işte! Evdeki sayısız işten kurtulmak ve bu sonsuz gibi görünen yalnızlığına bir son vermek için. Kızı işe almış ve şimdi de endişeleriyle başbaşa kalmıştı. İyi biri olmasını umuyordu. Birlikte yaşanabilecek kadar iyi ve normal biri. Eğer öyleyse diyerek hayaller kurmaya başlamıştı sonra. Bütün o saçma sapan zaman alan işlerden kurtulup sadece yazdığını.... Harika bir hikaye yazıp yayınevine gönderdiğini.. Ve fuarda masasının önündeki kuyruğu...

Yüzündeki gülümseme kulaklarına kadar ulaştığında "haydi tembel kalk ve hayal ettiklerini hayata geçir", diye sesli konuşarak kendini yataktan dışarı atmıştı. Odasındaki banyoda elini yüzünü yıkayıp dişlerini fırçaladıktan sonra baş ucunda duran boş bardağı alıp mutfağa inmişti. Ve işte Harmony'nin konuşmasına da o zaman tanık olmuştu. Yaptığı elbette yanlıştı ama kendisine engel olamamış ve konuşmayı dinlemeye başlamıştı. Harmony sırtı kapıya dönük bir şekilde mutfak tezgahının önünde durmuş biriyle konuşuyordu. Ama görebildiği kadarıyla elinde bir telefon yoktu. Bettra mutfakta başka biri olup olmadığını görmek için biraz eğilip içeriye göz gezdirmiş, kimseyi görememişti. Şöyle bir kulak kabartıp uzaklaşacağını düşünürken Harmony'nin kendi kendine konuştuğunu görmek olduğu yere mıhlanıp kalmasına neden olmuştu.

"Tanrım! Kendi kendine mi konuşuyor?! Hatta kendi kendine mi tartışıyor?! Evet bayan çok bilmiş! Bu durumun üstesinden nasıl geleceksin bakalım?" Bettra odada bir kapıya bir pencereye gidip geliyor gördüğü ve duyduğu şeylere bir anlam vermeye çalışıyordu. Aklına sadece iki mantıklı seçenek geliyordu: Ya mutfakta göremediği bir yerde biri vardı (Ki daha ikinci günden Bettra ya sormadan eve birini almışsa bu pek doğru bir davranış olmazdı) ya da cep telefonu yine göremediği bir yerde açıktı. Aynı anda iki seçeneğin de saçma olduğunu fark etti. Kız biriyle tartışıyordu. Yani karşısında kim varsa daha doğrusu kim olduğunu sanıyorsa o da bir şeyler söylüyordu. Ama Bettra Harmony'ninkinden başka bir ses duymamıştı. Kız kesinlikle kendi kendine konuşuyordu.

"Harika! Neden bütün garip insanlar beni buluyor?" diyerek yatağının ucuna oturup başını avuçlarının arasına aldı. Üç yıl kadar önce İstanbul Ortaköy'de bir falcının söyledikleri birden kendisini çok daha kötü hissetmesine neden oldu: "Yabancılardan uzak dur kızım" demişti yaşlı kadın. "Onlar sana sadece ölüm getirecek" Ne demek istediğini sormuştu Bettra, daha net bir şeyler söylemesini beklemişti ama kadın "Çok karanlık" diyerek kırışıklarla dolu solgun yüzünü buruşturmuş ve masadan kalkmıştı. Para bile almadan. Su'yla birbirlerine bakakalmışlardı. Birkaç saniye sonra yakın arkadaşı Su "Amaan boşversene delinin teki" diyerek gülmüş, gergin ortamı yumuşatmaya çalışmıştı. Bettra uzun bir süre kadının sözlerinin etkisinde kalmış ve yeni tanıştığı insanlarla yakınlaşması çoğu zaman mümkün olmamıştı. Ya çok resmi ya da paranoyakça davranışlarıyla karşısındakini bezdirdirten sonra ilişkileri daha başındayken kopmuştu. Zamanla olayın etkisi azalmış, hayatını zorlaştıran bu korkudan kurtulmak için korkusunun üzerine gitmeye, yeni arkadaşlarına ve hatta bazen yabancılara bile olduğundan çok daha sıcak davranmaya başlamıştı. Bilinçli olarak yapmamıştı ama Harmony'yi işe almasının nedeninin de bu olabileceğini düşündü. Hala bu saçma korkudan kurtulmaya, kendi kendine yabancılardan korkması için bir neden olmadığını kanıtlamaya çalışıyordu. Ve şu başına gelene bakın! Dün işe başlayan yardımcısını bu sabah mutfakta kendi kendine konuşurken bulmuştu. "Lütfen bir manyak omasın" diye fısıldadı biraraya getirip dudaklarının üzerinde birleştirdiği ellerine. Bir şeyler düşünmeliydi... Kalkıp kapalı olan kapısını usulca kilitledi ve yatağa uzanıp tavana bakmaya başladı. Belki de en doğrusu aşağı inip hayatında meydana gelen ani ve özel bir değişiklik nedeniyle buradan ayrılmak zorunda olduğunu dolayısıyla kendisiyle çalışma fırsatı bulamayacağını söyleyip Harmony'yi işten çıkarmaktı. Kız gerçekten delinin tekiyse ne olacaktı peki? Ya sinirlenip üzerine yürürse.. Diğer fikriyse şuydu: Hiçbir şey olmamış gibi davranıp onu uzaktan izleyerek gerçekte neler olduğunu anlamaya çalışabilrdi. Bu oldukça cesaret isteyen ama bir şekilde karşı koyamayacağı kadar cazip bir fikir gibi görünmüştü. Harmony başından beri biraz tuhaftı. Gizlediği bir şey varmış ya da bu işe zorla başvurmuş gibi. Kim bilir belki de gerçekten zorla başvurmuştur. Onun kadar güzel ve çekici hangi kız başka bir hemcinsinin evinde temizlik yapmak isterdi ki? Herhangi bir model ajansına başvurması o anda işi alması anlamına gelirdi. Yine de bir manyağa benzemiyordu. Gözleri ışıl ışıldı. Zekiydi. Konuşmayı çok sevmiyordu. "Tamam belki ben bir manyak uzmanı değilim ama yine de bir insan kafadan çatlak olsa az çok anlaşılır heralde. Tabi şu filmlerde izlediğim gibi iki kişilikli biri değilse.." Tam bu sırada kapısı çalındı. Tak tak!

Bettra nefesini tutup bekledi. "Şimdi ne yapacağım?" Zaman kazanmak için: "Bir dakika lütfen Harmony" diye seslendi. Harmony "Sadece kahvaltıyı hazırladığımı söyleyecektim. Seni aşağıda bekliyorum" dedi ve Bettra uzaklaşan ayak seslerini dinledi. Az önce yaklaştıklarını hiç duymamıştı. Yutkunup ayağa kalktı ve o anda aklına Harmony'nin bu sıralar yapmayı planladığı bir konuşmayı sesli olarak prova yapıyor olabileceği aklına geldi. Evet tabi ya! Niye deminden beri aklına gelmemişti ki? Bunu Bettra da sık sık yapardı. Bir nedenle gergin, heyecanlı bir konuşma yapması gerekecekse mutlaka önceden neler söyleyeceğini düşünür ve bazen de sanki karşısında o kişi varmış gibi söylemeyi planladıklarını seslendirirdi. Harmony de işte tam bunu yapmış olmalıydı. Dakikalardır hızla çarpan kalbi rahatlayan içiyle biraz yavaşlamıştı. Banyoda tekrar yüzünü yıkayıp toparlanmaya çalıştı. Aynaya bakıp kendi kendini soktuğu bu gereksiz gergin durum karşısında gülümsedi ve rahat bir soluk alarak mutfağa inmek üzere odasından çıktı.