12 Ağu 2012

DOĞU KANADI - 6

Merdivenlerden inerken burnuna ulaşan kızarmış ekmek kokusu kendisini daha iyi hissetmesini sağlamıştı. Mutfağa ulaştığında Harmony'yi göremedi. "En kısa zamanda hatta bugün mutfak için bir masa almalıyım. Tabi biraz çalıştıktan sonra." diyerek etrafa şöyle bir göz attı. Mutfakta yemek, eski hayatından gelen bir alışkanlıktı. Annesi okula ve sonraları da işe gitmeden önce her sabah mutlaka zengin bir kahvaltı hazırlar Bettra da sadece onu mutlu etmek için yiyebildiği kadar yerdi. O zamanlar, annesini mutlu etmek için kahvaltı ettiğini düşünüyordu. Sonra bir daha ona kahvaltı hazırlayan kimse kalmadığında sabahları mis gibi çay ve kızarmış ekmek kokan o mutfağı ne kadar özlediğini ve bunun onu ne kadar mutlu ettiğini anlamıştı. Buraya geldiğinden beri sadece iki kez salonda yemek yemişti. Biri buradaki ilk akşamındaydı. O akşam gelen soğuk pizzayı koca salonda yerken kendini hayatında hiç olmadığı kadar yalnız hissetmişti. En azından eve iyice alışıp ısınana kadar yemeğimi çalışma masamda yesem daha iyi olacak diye düşünerek de dün akşama kadar bir daha salonda yemek yememişti. Çoğu sabah kahvaltı denemeyecek atıştırmalıklarını da mutfak tezgahında bahçeyi seyrederek yemişti. Şimdi evde biri daha vardı ama bu, salonun o muhteşem büyüklüğünün yarattığı yalnızlık hissini yok eder miydi emin değildi. "Gerçi dün akşam o kadar da kötü değildi" diye düşündü sonra. Yine de mutfakta yemek çok daha sıcak görünüyordu.

Harmony'nin, servisi bu kez dün akşam düzelltiği gibi yan yana yaptığını görünce gülümseyerek salona girdi. Kız, kahveleri dolduruyordu. Salonun büyük pencerelerindeki kalın perdelerin tamamının hala çekili olması Bettra'nın dikkatini çekti. Tam perdelere doğru gidiyordu ki:

Sakıncası yoksa kapalı kalabilirler mi? Dün akşam neredeyse hiç uyumadım ve şuan ihtiyacım olan son şey güneş ışığı, dedi Harmony.

Bettra "Bu kız aklımdan geçen her şeyi hissediyor galiba" diye düşündü. Ve biraz memnuniyetsiz bir şekilde:

Günaydın Harmony. Pekala elbette kalabilir. Ben gün ışığını severim ve evim hep gün ışığıyla dolsun isterim ama bu özel bir durum. Yerini mi yadırgadın?

Günaydın. Hayır sorun burası değil. Halletmem gereken birkaç iş vardı. Ve tahminimden daha uzun sürdü.

Bettra mutfakta duyduğu konuşmayı hatırladı. Çalıştığı için uyuyamadığını o zaman da söylemişti ve doğruyu söylemesi hoşuna gitmişti.

Masaya şöyle bir gezdirdi. Pek fazla çeşit yoktu ama ortada duran omletten harika kokular geliyordu.

Yumurtamız olduğunu sanmıyordum, dedi Bettra.

Evet yoktu sabah kahvaltısı için akşam kasabaya gittiğimde aldım.

Çok ince bir davranış Harmony, teşekkürler. Kahvaltıdan sonra kendimi biraz çalışmaya zorlayacağım ve sonra da kasabaya inip yenebilecek her şeyi alacağım sanırım, dedi gülerek.

Harmony'nin suratında daha çok zorlama bir gülümseme belirdi. Betta bunu fark edince bir süre sessizlik oldu. Kızın bu kadar ince olmasına şaşmamalı yemiyor daha çok tırtıklıyor, diye düşünüyordu göz ucuyla tabağına bakarken.

Omlet gerçekten nefis Harmony elinde sağlık. Normalde çok yemem ama sen bu gidişle kilo almama neden olacaksın. Akşam ki semiz otu da lezizdi. Ama sen yine pek aç değilsin sanırım..?

Sabahları pek yemem dedi Harmony kahvesinden bir yudum almadan önce.

Pekala madem pek uyuyamadın işlerini hallettikten sonra sen de dinlen lütfen. İstersen benimle kasabaya da gelebilirsin tabi.

Sanırım burada kalıp dinlensem daha iyi olur diye cevap verdi Harmony.

Eşyalarının tamamını getirebildin mi? Kasabada yapman gereken bir şey varsa senin için halledebilirim.

Hayır teşekkürler.

Kızın ağzından fazladan bir kelime duymak neredeyse imkansızdı. Anlaşılan birlikte çok şen şakrak günler geçirmeyeceklerdi.. Yine de tek başına geçen koca bir aydan sonra bu ketum kız bile insana kendini daha iyi hissettiriyordu. Ve uykusuz bir gecenin sabahında böyle olması çok da tuhaf değil Bettra, kızı eleştirmeyi kes diye söylendi kendine kendine.

Bettra ikinci fincan kahvesini kendisi aldı ve ihtiyacı olursa çalışma odasında olacağını söyleyerek ayağa kalktı.

Ve kahvaltı için de teşekkürler.

Öğle yemeğini kaç gibi yersin?

Aslında pek öğle yemeği yemem. Daha çok atıştırırım.. Pek sağlıklı değil tabi. Bugün öğle yemeği yemeyelim ama yarindan itibaren salata meyve gibi hafif şeylerle bir öğün düzenleriz olur mu, diyerek odadan ayrılmak üzere kapıya yöneldi.

Bu arada sakıncası yoksa doğu kanadına bir göz gezdirmek istiyorum. Oranın yerleşim planını biliyorsun değil mi?

Bettra durdu. Eve taşındığı ilk haftaydı galiba doğu kanadında kısa bir gezi yapmıştı. Odalar odalar odalar. O kadar çok oda vardı ki hepsine girememişti bile. Bir de aklında kalan rafları eski bir dilde, çoğu elle yazılmış ve halk kütüphanesini aratmayacak kadar çok kitapla dolu bir kütüphane olmuştu. Kütüphanede hatırladığı en belirgin diğer iki şey çok eski bir masa ve sırt kısmına bir arma oyulmuş kahverengi harika bir sandalyeydi. Muhtemelen varlıklı bir zümre ya da gruba ait bir arma. Eski ev sahiplerinin bütün bu eşyaları burada bırakması tuhaftı. Hepsi çok kıymetli görünüyordu. Çok zengin ve biraz da değer bilmeyen insanlar olmalılar diye düşünmüştü kütüphaneyi gezerken. Ne yazık ki kitaplardan hiçbiri anlayacağı bir dilde yazılmamıştı. Türkçe bir eser görmeyi beklemiyordu ama İngilizce yazılmış bir tek kitabın olmaması çok garip gelmişti. Mevcut kütüphanesine sığmayacak kadar çok kitabı olmasına rağmen, kütüphane için bile bir daha doğu kanadına geçmemişti. Evde kendini en rahatsız, nedenini bilmediği bir şekilde tedirgin hissettiği yerler hep doğu kanadında olmuştu. Güney çok daha sıcaktı ve bir eve çok daha fazla benziyordu. Zaten şatonun bu kısmı bile Bettra için gerekenden büyüktü. Doğu kanadında geçirdiği ve ürperdiğini hatırladığı anlar bir kez daha aklına geldi ve sağ eliyle sol kolunu ovuşturarak Harmony'e baktı.

Doğu kanadını neden görmek istiyorsun? Doğruyu söylemek gerekirse sadece bir kere şatonun o kısmında bulundum. Ve nedenini bilemiyorum ama pek hoşlanmadım. Burası çok daha güzel ve huzurlu. En azından şu an için senden şatonun o kısmıyla ilgili bir beklentim yok. Daha önce hiç bu kadar büyük bir yerde yaşamadım. Belki de bu yüzden biraz gerginim.. Önce bu kısmı iyice yaşanılır ve sıcak bir yere çevirelim derim ben. Üçüncü katta da odalar var. Ve bitip tükenmek bilmeyen misafirlerim için (!) o odaları da temizleyip hazırlayabilirsen mutlu olurum. Yine de merak edersen elbette doğu kanadını gezebilirsin. Sadece ben pek yardımcı olamayacağım.

Peki sadece gezmek için bakarım öyleyse birara dedi Harmony.

Bettra hikayesinin ana karakterleri hakkında bazı kısa notlar aldıktan sonra aklındakileri halletmek üzere kasabaya doğru yola çıktı. Kasabaya ulaştığında ilk işi kullanılmış eşya satan bir mağazaya gitmek oldu. Daha ne kadar süre bir geliri olmadan yaşaması gerekeceğini bilmediği için harcamalarını minumumda tutmaya çalışıyordu. Dört kişilik biraz yıpranmış, tahta bir masa gözüne çarptı.. Masanın üzerinde yer yer kazınmış birkaç resim vardı. Istanbulda olsa bu masayı vintage falan diye kac bin liraya satarlardı kim bilerek diyerek üzerindeki etikette yazan fiyat 60 doları satıcıya uzattı. Buranın havasından mı suyundan mı kimse çok sıcak kanlı değildi. "Ama yalnız yaşayan genç bir bayanıun evine isimsiz güller göndermeyi biliyorlar" diye gülümsedi kendi kendine dükkandan çıkarken. Harmony'le ilgili konuları düşünürken gülleri tamamen unutmuştu. Hala mutfak tezgahının üzerinde duran beyaz güller gözlerinin önüne geldi. Gerçekten güzellerdi. Keşke kimin gönderdiğini bilebilseydi. Ve keşke gönderen hayallerindeki kadar yakışıklı, zeki, zengin, mizah anlayışı ve karizması aynı oranda gelişmiş ve iyi huylu biri olabilseydi. Ne yazık ki şimdiye kadar ne kasabada ne de başka bir yerde böyle biriyle tanışmamıştı..

Marketten gerekli gereksiz yiyecek bir sürü şey ve biraz da kozmetik alışverişi yaptıktan sonra zaman zaman sıkıntı yaratan baş ağrıları için de eczaneye uğradı. Şatodan çıktığında hava günlük güneşlikti ama görünen o ki böyle devam etmeyecekti. Gök gürlemeye başlamıştı. Bahar yağmurlarını severdi tabi ıslanmadığı sürece. 2005 model siyah Mustang'ine ulaştığında yağmur başlamıştı atıştırmaya başlamıştı bile. Cep telefonunu kontrol edip güzel bir radyo kanalı ayarlayana kadar ön camdan bir metre ötesini göremez olmuştu. Bu yağmurda şatoya ulaşmasının zor olacağını düşünerek bir kahve içip yağmurun dinmesini beklemeye karar verdi.
Islanmaktan nefret ettiği çin derin bir soluk alarak arabadan indi ve yolun karşısındaki kafeye doğru koşarak gitti. İçeri girdiğinde sağda cam tarafındaki masada sadece bir kişinin oturduğunu gördü. Tezgahın arkasındaki orta yaşlı bayanı saymazsak başka kimse yoktu. Sırtını masada oturan adama vererek o da cam tarafında bir masaya oturup siparişini vermek için garsonu beklemeye başladı. Çantasında her zaman bir kitap taşırdı. Ama bu kez yanında Mary Shelley'nin Frankensteın'nının çizgi roman versiyonu vardı. Klasiklerin çizgi roman hallerini okumak boş zaman doldurmak için oldukça eğlenceliydi. Americanosunu içerken çizgi romanın neredeyse sonuna gelmişti. Yağmur biraz yavaşlamıştı fakat yine de hatrı sayılır bir yoğunlukta yağmaya devam ediyordu. Bir kahve daha istedi ve romanı bitirdi. Saatine baktı. 6.15 olmuştu. Artık kalksam iyi olacak yoksa akşam yemeğini kaçıracağım diye gülümseyerek hesabı istedi. Evde yemek yapan ve dahası onu bekleyen biri vardı ki bu Altus'a geldiğinden beri hissettiği en güven verici duyguydu. Bekleyen pek tanımadığı biri bile olsa..

Neyseki yol boyunca yağmur şiddetini azaltarak yağmaya devam etmişti. Şatoya ulaştığında saat yediye geliyordu. Büyük demir kapıyı açmak için arabadan indiğinde şatonun doğu kanadındaki aydınlık dikkatini çekti. Doğu tarafının neredeyse bütün ışıkları yanıyordu...


10 yorum:

  1. Son iki bolum cok akici olmus arkadasim, takipcilerin giderek heyecanlaniyor :)

    YanıtlaSil
  2. Cok tesekkurler Olecim :)))

    YanıtlaSil
  3. Arkası ne zaman gelicek bunun :)

    YanıtlaSil
  4. Malesef duruma alismaniz gerek Bolat :( Evde kucuk bir canavar buyuttugum icin cok kolay zaman ayiramiyorum :(
    Bir de Sanirim bu kisa kisa halleri hosuma gidiyor hehe :))

    YanıtlaSil
  5. Bu kucuk veletleri bir iki saat oyalayacak bir oyuncak varmi? Varsa hemen alalim :-)))))

    YanıtlaSil
  6. Valla kaç paraysa alırım Başak ama yok öyle bir oyuncak :) En cok 5-10 dakika :)

    YanıtlaSil
  7. yaaa bitti mi olmadı hani devamı offf acayip kaptırdımdı kendimi...mööööö kızdım:(

    YanıtlaSil
  8. Hihihihi :) Yazıyorum yazıyorum :) Mua :)

    YanıtlaSil
  9. Selamlar Bettra,

    Sürükleyici bir öykü, bir nefeste okudum, kutlarım.
    Bir dizi yayımladığını bilmiyordum, öyküyü okuyunca farkına vardım. (Bu bir öykü mü, roman mı, bu arada?)

    Yazdığın her kısma sıra numarası versen daha iyi olmaz mı? Okuyuculara kolaylık olur. :)

    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  10. Selam,
    İlgin ve eleştirilerin için çok teşekkür ederim. Sanırım roman yazma sevdalısı acemi bir öykücü diyebilirim kendim için. Bu da olabildiği kadar bir öykü işte :)
    Haklısın geçenlerde aklıma geldi numaralandırmak ama sonra unuttum. Hemen numara veriyorum.

    Sevgiler,

    YanıtlaSil