28 Ağu 2012

KABUSLAR VE GERÇEKLER - 9

"Kollaaar... Ve ayaklar!" Bettra uzun saniyeler boyunca yatakta gerindi ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bir çocuk gibi battaniyesini ayaklarıyla yataktan aşağı attı. "Harika hissediyorum! Gördüğüm kabusu saymazsak sanırım son birkaç aydır uyuduğum en sağlıklı ve keyifli uykuydu. Aslında dur bir dakika. Güzel şeyler de gördüm. Yüzüyordum hem de çok berrak, ışıl ışıl bir denizde. Ve denizin üzerinde uçuyordum! Ne kadar zamandır rüyamda uçmuyordum. Harikaydı! Haaarikaydı! Bugün çok güzel bir gün olacak ve bu enerjiyle sanırım birkaç yüz sayfa yazacağım! " Yataktan hızla kalktı. Ilık bir duş için banyoya doğru yürürken biran pencerenin yanındaki beyaz tekli koltukta birinin oturduğunu sanıp irkildi. Ama kimse yoktu. Yutkunup derin bir nefes aldı. Zaten dağınık haldeki saçlarını karıştırıp "Bu kadar kabus görmemeyi dene. Gördüğün gibi gündüzlerini de etkiliyor" diye düşünerek duş için banyoya geçti. Haftalardır yaşayamadığı olumlu modunun Harmony'le olanları düşününerek bozulmaması için, lavabonun yanındaki beyaz tahta dolabının rafında duran küçük radyosunu son ses açtı ve başını sallayıp etrafında dönerek duşa girdi. Banyoyu dolduran No Doubt - Settle Down'ı mırıldanırken bir yandan da düşüncelerine engel olamayıp "Her şeyin bir çözümü var. Ona biraz daha zaman tanırım. Anlaşamazsak da deneme süresinin olumsuz olduğunu söyler hoşçakal derim. İşte bu kadar basit!" diye düşünüyordu. Aklını bu şekilde rahatlattıktan sonra şiddetle guruldayan karnını hissetti. "Saat kaç oldu acaba? Harmony kahvaltıyı hazırlamış olmalı." Duşunu hızlıca tamamlayıp kapının arkasındaki bornozuna sarındı. Yerde duran pijamalarını kirli sepetine atmak üzere aldı. Yüzünde hınzır bir gülümsemeyle "Yerdekileri  almasam ve Harmony o seksi kıyafetleri içinde gelip bunları da toplasa nasıl olur? Teorik olarak son derece keyifli bir fikir" diye düşündü. Makinenin hala çalışıp çalışmadığını görmenin zamanı gelmiş, kirli sepeti dolmuştu. Gün içinde halledilmeliydi. Radyoyu kapatıp üzerine bir şeyler geçirmek için giysi dolabına gitti. Kapağı açtığında siyah kalem jean ve üzerinde kırmızı, ön ve arka yüzü kesilmiş iplerle daha seksi yapılmaya çalışılmış bluzunu ön tarafta buldu. "Bunları buraya ne zaman aldım? Hiç hatırlamıyorum.. Harmony çıkarmış olamaz öyle değil mi?" Böyle bir bluzu ancak akşam dışarı çıkacak olsa giyerdi. Bluzu yerine astı. Jean e de şöyle bir bakıp burun kıvırdı ve sağ taraftaki raflardan siyah bir tayt ve gri Muse bluzunu çekti.

Bornozunu çıkarıp dolabın kapağına astı ve seçtiklerini üzerine geçirip saçlarını elleriyle hızlıca düzeltti. Banyodaki siyah lastik tokalarından biriyle hala ıslak saçlarını at kuyruğu yapıp aynaya şöyle bir baktı. Güzel bir uykunun sonunda dinlenmiş bir yüz görmek keyifliydi. Bunda, gördüğü o huzurlu rüyaların etkisinin olduğuna da emindi. Rüyalarından çok etkilenirdi. Artık çok acıkmıştı. Bu yüzden daha fazla bekleyemeyip çıktı ve kapıya doğru yürürken acı dolu bir çığlık attı. "Ah! Ayağım!" Sağ ayağına bir şey batmıştı. Sağ ayağı havada zıplayarak geri çekildi. Ne battığını görmek için yere baktığında bir süre hiçbir şey düşünemedi. Onlarca görüntü ve konuşma biranda aklına akın etmişti. Sonunda herşeyi hatırladığında boğuk bir sesle "Hayır!" diyebildi. Yerdeki cep telefonunun parçalarıydı. Kaba adam telefonunu paramparça etmiş elbette yerdeki pisliği toplama zahmetine girmemişti. Kabus görmemişti. Hepsi gerçekti. Harmony ve abisi. Alexander! İki insan nasıl bu kadar güzel görünüp aynı zamanda bu kadar kötü olabilirdi ki? Dış görünüşle iç güzelliğinin hiçbir ilgisinin olmadığının yaşayan en iyi örnekleri bu ikisi olurdu herhalde. Ağır adımlarla geri geri gidip yatağına oturdu. Plan yapmalıydı. Hızlı ve onu bu şatodan çıkaracak kadar iyi bir plan. Gitmene izin veremem demişti.. Kimseye bir şey söylemem dese bu numarayı yemeyeceklerine emindi. Gözlerini kapatıp derin nefesler alıp vermeye, az önceki sakin haline geri dönemeye çalıştı ama olmuyordu. Uzanıp tavanı seyretmek ve rahatlamaya çalışmak şuan çok saçma bir fikir gibi görünüyordu. Kalktı ve odada bir o yana bir bu yana yürümeye başladı. Dışarı çıkıp en sessiz haliyle girişe kadar ulaşabilirse buradan kurtulabilirdi. Ama adam telefon açmaya çalıştığında bile birden odada belirmişti sanki. Onu duymuş olmasına imkan yoktu. Muhtemelen kontrol etmek için zaten buraya geliyordu ve kapıda sesini duymuştu. Sadece buradan çıkmak istiyordu. İçinde bulunduğu gergin durum bu kocaman yerde bile klostrofobisini harekete geçirmişti. Kapana kısılmış hissediyordu. Pencereye gidip biraz hava almak istedi ama açamadı. Sıkışmış olmalı diyerek zorladı. Yararsızdı. Tekrar içeri döndü. Kapıya ulaşmadan önce belki de bilgisayarından Su'ya, dayısına ve halasına mail atabilirdi. Tehlikede olduğunu söyler yardım isterdi. Bu biraz zaman alırdı ama yine de denemeliydi. Buradan çıkıp çıkamayacağının bir garantisi yoktu sonuçta. Bir derin nefes daha alıp açık olması için dua ederek kapıya doğru yürüdü. Yerdeki parçalanmış telefonunun sağından geçip tokmağı tuttu ve çevirdi. Açıktı! Uzun bir soluk verip kısa biran rahatladı ama kalbi hala çok hızlı atıyordu. Sesi o kadar yüksek duyuyordu ki diğer ikisin de duymasından korktu. Kafasını çıkarıp koridorun her iki yanını da kontrol etti. Kimse yoktu. Alt dudağını ısırıp sessizce sol taraftaki yan odaya doğru parmak uçlarında yürümeye başladı. Kapı aralıktı. Yavaşça açıp içeri girdi ve olabildiğince sessiz bir şekilde kapıyı kapattı. Bundan sonrasında çok hızlı hareket etti. Genel olarak hep uyku durumunda olan bilgisayarına dokunup hemen maillerini açtı. Yeni mail butonuna tıkladı ve aceleyle "Yardım edin. Evde hırsızlar var dışarı çıkamıyorum. Polise haber verin." yazdı.

- Bilgisayarının telefonunla aynı kaderi paylaşmasını istemiyorsan, elbette bu başına gelecek en hafif şey olur, yazdıklarını sil lütfen.

Bettra duyduğu sese inanamaz bir şekilde yavaşça sesin geldiği yöne döndü. Harmony sol arka taraftaki kanepede uzanmış camdan dışarı bakıyordu.

-Sen.. Sen burada değildin? diyebildi heyecandan kurumuş boğazını zorlayarak.

-Görünüşe göre yanılmışsın, öyle değil mi?

-Harmony az önce odaya girdiğimde sen o kanepede değildin! Bu nasıl olur? Kafayı mı yiyorum ben? Kanepenin arkasında falan mıydın? Sen buraya geldiğinden beri birçok şeyi nasıl yaptığını anlayamıyorum. Bana mantıklı bir şey söyle yoksa bunca şeyi aklım kaldırmayacak ve delireceğim.

Harmony bu sabah her zamankinden daha keyifli görünüyordu. Sağ eli havada manikürünü kontrol ediyordu. Elini uzaklaştırıp bir de uzaktan kontrol ettikten sonra yüzünde tatmin olmuş gbir ifadeyle:

- Bilmem.. Sana mantıklı bir açıklama yapmam gerekiyor mu gerçekten? Şuna ne dersin: Akıllı bir insan gibi davran ve işimize burnunu sokmaktan vazgeç. Neyin nasıl olduğuyla da bu kadar ilgilenme sana bir faydası olmaz. Hatta kalan aklını da alıp götürebilir. 

Harmony çevik bir hareketle ayağa kalkıp hala çalışma masasının sandalyesinde oturmakta olan Bettra'ya doğru yürümeye başladı ve sonunda yanına ulaştığında çöküp dizlerinden tuttu.

- Alexander işini garantiye almayı sever. Bir şekilde uyanıp aptalca bir şey yaparsın diye beni sana bekçilik yapmam için bıraktı. Maalesef kibar olmamı da istedi. Yaşlandıkça tuhaflaşıyor.. Ve bil bakalım sen mışıl mışıl uyurken ne oldu? Sonunda aradığımız o lanet taşı buldular. Ama ben sayende orada değildim. Yani çok keyifli olmakla beraber sana yeterince kızgınım. Bunlar şatodaki son günlerin hatta saatlerin bile olabilir. Alexander işleri tamamen yoluna koyar koymaz seni gönderecek. Tabi uslu durursan. Ve biz de eski düzenimize geri döneceğiz.

Bettra kızın birer pençe gibi bacaklarına geçmiş tırnaklarını hissederken hem korkuyor hem de delicesine öfkeleniyordu. Ayağa kalkıp kızı tartaklamak, yüzündeki o kendinden çok emin kibirli sırıtmayı silmek, kimin evinden kimi atacaklarını sormak ve o güzel sarı saçlarını eline dolayıp yerde sürüklemek istiyordu. Harmony birden gülmeye başladı.

-Ha ha ha ha! Bu gerçekten komik olabilirdi. Yani denemen diyorum. Bunu deneyebilecek kadar aklını kaçırmış olamazsın ama öyle değil mi?

- Neyi deneyebilecek kadar?

 Tırnaklarını yemeye başlamıştı. Kız muhtemelen düşüncelerini okuyordu.

- Her neyse. Şimdi odana geri dönüyorsun. Ve biz çıkabileceğini söyleyene kadar da çıkmıyorsun.
Anlaşıldı mı?

Bettra duyduğu korkuyu unutmuş sinirden titremeye başlamıştı. Biri bu kıza bu kadar küstah olmasının başına dert açabileceğini öğretmeliydi.

- Hayır anlaşılmadı. Sen bana ne yapacağımı söyleyemezsin. Burası benim şatom ve siz hırsız ya da artık her neyseniz beni buradan çıkaramazsın. Harmony er ya da geç buradan çıkacağım ve yaptıklarınızı size ödeteceğim. Şu yaptıklarınıza bir bak! Nası bu kadar cüretkar olabiliyorsunuz? Ev eskiden sizindiyse üzgünüm ama yapacak bir şey yok. Parasını verdim ve ben satın aldım. Burada yaşamış ve büyümüş olabilirsiniz. Ya da artık bu evle bağınız her neyse hiçbir şey yaptığınız bu zorbalığı önemsiz gösteremez. Medeni yollarla konuşmayı denemediniz bile! Evime zorla girdiniz ve beni alıkoyuyorsunuz. Dahası aşağıda ya da doğu kanadında neler yaptığınızı da bilmiyorum.

Harmony ayağa kalkıp bu kez daha yumuşak bir sesle:

- Ah sorun para öyle değil mi? Merak etme Alex sana paranı fazlasıyla geri ödeyecek. Bizim için burası bir yuva Bettra. Hiç bir rakamla kıyaslanamayacak kadar önemli. Durumu bilmediğin için böyle konuşman doğal. Burayla senin anlayamayacağın derin bağlarımız var. Senin için zor anlıyorum ama başka bir seçeneğin yok. Paranı alıp gideceksin.

- Göreceğiz, diyerek Bettra hışımla ayağa kalktı ve kapıdan çıkıp doğruca koridorun başına koşmaya başladı. Bunu düşünmeden yapmıştı. Merdivenlere ulaşamadan Harmony'yi karşısında buldu. Artık alışmıştı. Sakin kalmaya çalışarak:

-Nesin sen? Bir çeşit özel yetenek falan mı? Nasıl bu kadar hızlı olabiliyorsun?

- Özel yeteneklerim var diyelim. Ah bu arada merakını gidermek istiyorum: Dün akşam kasabadan döndüğünde elektirikler kesilmemişti. Ben bütün ışıkları söndürüp sonra seni kapıda karşıladım. Şimdi nasıl yaptığımı anlıyorsun öyle değil mi?

-Yaptığını görüyorum ama nasıl yaptığını anlamıyorum. İkisi farklı şeyler. Sen de açıklama yapmadığına göre şimdi önümden çekilirsen Alexander la konuşmak istiyorum.

-Üzgünüm buna izin veremem. Ve ona söyleyeceğin hiçbir şey durumu değiştirmez. O bu evi geri almayı benden çok daha fazla istiyor emin olabilirsin. Ayrıca şuan misafiri var. Rahatsız edilmek onu kızdıracaktır.

-Öyleyse ona git ve ev sahibesinin onunla acilen görüşmek istediğini söyle Harmony. Bu saçmalığa daha fazla katlanmak istemiyorum.

Bettra gözlerini kaçırmadan Harmony'ye bakıyordu. Karşısında duranın artık sıradan bir insan olmadığına emindi. Üstün bazı yetenekleri vardı. Yine de korkmayı bir kenera bırakmış ne olacaksa olsun diye düşünmeye başlamıştı. Burada bir korkak gibi ona söylenenleri yapıp kaderine razı olmayacaktı.

- Bizim dünyamızda işler böyle yürümüyor Harmony. Alex nasıl desem oldukça eski kafalı biri. Bir çeşit maço. Daima kendisine itaat edilmesini bekler. Kadınların işine karışmasından hiç hoşlanmaz. Ne zaman, nasıl isterse, nerede isterse, ne isterse, kimi isterse... Onun işleri hep böyle yürür. Senden burada kalmanı istediyse bu, kesinlikle söylediği yerde kalmalısın ve o çıkıp gelene kadar seninle görüşmeyecek demek. Ona gidip görüşmek istediğini söylersem, ki emin ol yapmam, önce benim canıma okur sonra da seni bir daha onunla hiçbir şey görüşmek istemeyecek bir hale getirir. Bırakalım erkekler işlerini halletsinler ve sonra senin işini de halledeceğiz. Şanslısın ki Alex paranı verip seni bırakmayı düşünüyor. Bunu hayal bile edemeyecek bir durumda da olabilirdin.

Harmony sustuğunda Bettra kafasında yeni soru işaretleriyle duruyordu:

- Erkekler de kim? Başkaları da mı var?

- Ah evet James de burada. Kuzenimiz. Bulduğumuz taşla ilgili ona ihtiyacımız vardı.

- Harika! Daha başka misafirlerimiz olacak mı?

- Evet ama sen o zamana kadar gitmiş olursun merak etme.

Harmony her gitmekten söz ettiğinde Bettra'nın içinde yükselen alevler beynine kadar ulaşıyordu. Bu kız kafasının tasını attırmayı çok iyi beceriyordu. Kimse beni kendi evimden kovamaz diye düşündü.

- Harmony ben bir yere gitmeyeceğim çünkü burası benim evim. Yasalar var. Kanun var. Sizi şikayet ederim.

Durup başını yukarı kaldırıp biran tavana baktı. Aldığı nefesin soğuk bir su gibi içindeki alevleri söndürmesini istedi. Eski alışkanlığı şaşırtıcı şekilde bir parça sakinleşmesini sağlamıştı.

- Lütfen abine en kısa zamanda onunla görüşmek istediğimi söyle. Odamda olacağım. Ve çok açım. Bana bir sandviç hazırlar mısın lütfen? diyerek yüzünde Harmony'nin her zaman takındığı kibirli gülümsemesine benzer bir ifadeyle dönüp odasına doğru yürümeye başladı.

- Bergamut aromalı çayımı da unutma lütfen.

Arkası dönük odasına yürürken bile Harmony'nin yüzündeki şaşkın ve sinirli ifadeyi görebiliyordu. Madem kibar olması söylenmişti o halde biraz kibarlık öğrenmeliydi.

Odasına döndüğünde ilk iş radyosunun saatine bakmak oldu. Saat yediydi. Akşam yedi. Bütün gün uyumayı nasıl becermişti? Alexander onu bir şekilde uyutmuştu. Ondan da en az Harmony'den ettiği kadar nefret ediyordu. Buraya tıkılıp kalmış olmaktan da öyle. Kendi evinde mahsur kalmıştı. Telefon yok. Bilgisayarını kullanamıyor. Ve dahası buranın kendi evleri olduğunu söyleyen iki deli kardeşle baş etmek zordundaydı. Çayını ve sandeviçini camın kenarında yemişti. Alexader'ı beklediği saatler boyunca Harmony'le ilk tanıştığı günden bu yana, ki sadece üç gün olmuştu, olanları düşündü. Her şeyi, baştan, teker teker. Evdeki günlük işleri yapmak için birine ihtiya duymuş ve gazeteye ilan vermişti. Bir hafta boyunca sadece bir kişi aramıştı: Harmony! Şimdi bunun bir tesadüf olmadığını düşünüyordu. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama Harmony başka birinin aramasına engel olmuş olabilirdi. Kız böyle bir iş için ütopik derecede güzeldi ve başından beri hoşnutsuz görünüyordu. Kendi evi olduğunu iddia ettiği bir yerde çalışan olmak zor olmalıydı. İkisi de hayatı boyunca gördüğü en ihtişamlı güzelliğe sahipti ve bazı üstün yetenekleri olduğu açıktı. Çok hızlıydılar ve muhtemelen, hayır kesinlikle akıl okuyorlardı. Güçlüydüler. Alexander'ın bir çeşit hipnotize etme gücü de var gibiydi. Hatırladığı kadarıyla uyumasını o sağlamıştı. Kendisinden bir çok yolla daha üstün olan bu iki kardeş evin onlara ait olduğunu düşünüyordu ve ödediğinden daha fazlasını verip evi geri alacaklarını söylüyorlardı. Bettra bir iflas durumu yaşayıp evi kaybettiklerini ve şimdi geri almaya geldiklerini düşündü. Peki doğu kanadında yaptıkları o hummalı çalışma da neydi? Harmony bir taştan söz etmişti. Evi geri almalarıyla taşın ne ilgisi vardı ki? Değerli bir taş olmalıydı. Düşünceleri kapının vurulmasıyla kesildi. Ayağa kalkıp:

-Girin, dedi.

Alexander elinde bir buket kır çiçeğiyle içeri girdi. Bettra'ya çok daha uzun gelen birkaç saniyede yanına gelip çiçekleri kıza uzattı.

- Bunu şimdiye kadar verdiğimiz rahatsızlık için bir özür olarak kabul et lütfen.

Bettra inanamıyordu. Karşısındaki o kibirli ve kaba adam mıydı? Aynı anda aklına kapısına bırakılan beyaz güller gelmişti. Nedense onun göndermiş olabileceğini düşündü. Daha doğrusu içten içe bunu diledi. 

- Sanırım kadınlara çiçek göndermek ve vermek bir çeşit alışkanlığınız. En azından güllere bir kart yazabilirdiniz.

Alexander kısa biran susup beyaz gülleri gönderenin kendisi olmadığını söyledi. Yüzünde memnuniyetsiz bir ifade vardı. Bettra alt dudağını büzüp peki anlamında kafasını salladı.

-Benimle görüşmek istediğini duydum. Konu nedir?

- Konu mu nedir?

Bettra içinde yükselen öfke dalgalarını dindirmeye yetecek kadar derin bir soluk alıp kendini koltuğa geri bıraktı. Camdan dışarı bakıyordu. Harmony'nin Alexander'la ilgili söylediklerini ciddiye almaya karar verdi. En azından bir parça.

- Bakın Alexander. Bir kez daha söylüyorum burası, benim evim. Evet kısa bir süredir ama parasını ödedim ve satın aldım. Tapusunu gösterebilirim. Sizin için sorunun bu olmadığını anlıyorum ama zorluklarına rağmen burada yaşamayı seviyorum ve satmak niyetinde değilim. Aileniz ya da siz burada yaşadıysanız ve bir nedenle evi kaybettiyseniz, adınıza gerçekten üzgünüm. Keşke yapabileceğim birşey olsa. Yaşadığın yerden ayrı kalmanın ne demek olduğunu bilirim. Fakat dediğim gibi evi satmayı hiçbir durumda düşünmüyorum. Verdiğiniz rahatsızlığı çiçeklerle değil ancak evimi en kısa zamanda terk ederek giderebilirsiniz. 

Bütün bunları ayakta bekleyen Alexander'a bakmadan bahçeye doğru söylemişti. Adamın sinirden kızarmış gözlerini görmek istemiyordu. Aslında adamın yüzüne bakarak bunları söylemek bakmadan söylemekten çok daha zordu. Yüzüne baktığında her şeyi unutuyor ve aklı karmakarışık oluyordu.

- Sizden ricam bu. Bulduğunuz o taşı da alıp evimi biran evvel terk etmeniz. Taşın değerli olup olmamasıyla da gerçekten ilgilenmiyorum. Hatta doğu kanadındaki eşyalardan sizin için önemli olanları da alabilirsiniz. Hepsini alın. Aslına bakarsanız şuanda tek dileğim yarın sabah uyandığımda bütün bunların bir kabustan ibaret olduğunu ve sizin hiç var olmadığınızı görmek.

Ev ne zamandan beri bu kadar önemli olmuştu ki? Bu ikisi çıkıp geldikten sonra mı? Burayı gerçekten bu kadar isteyip istemediğini düşündü. Harmony de uğraşması zor biriydi ama bu adam hayatında gördüğü en tehlikeli canlıydı. Hiçbir harekette bulunmadan ve hatta konuşmadan sadece duruşu ve bakışlarıyla etrafına  tehlike  saçıyordu.  Karşısında kendisinin yapamadığı şeyler yapan ve tehlikeli oldukları gün gibi açıkta olan insanlar vardı ve Bettra henüz iki aydır bile yaşamadığı bu ev için mücadele ediyordu. Çok kısa biran kendine neden diye sordu. Nedeninden emin değildi. Gösterdiği cesaret şimdi aptalca geliyor yine de kendine engel olamıyordu. Burayı seviyorum ve gitmek istyemiyorum diye düşündü. Susmuştu. Alexander'ın cevabını bekliyordu. Ama beklediği cevap bir türlü gelmiyordu. Her nasılsa biran babasını düşündü. Keşke yanımda olsaydı dedi. Adamın bu sert duruşunu babasına benzetiyordu. Babası da dışarıdan çok sert görünür içinde ki o yumuşak tatlı adamı çok az insanla tanıştırırdı. Alexander'ın içinde böyle biri olmadığına emindi. Tamam az önce kibar davranmıştı fakat bu daha çok zorlama bir davranış gibiydi. İkna etmede faydası olacağını düşünüyor olabilirdi.

- Baban için üzgünüm. Aile hayatta yeri başka şeylerle doldurulamayacak tek şey. Öte yandan seni ikna etmek için kibar olmama gerek yok. Aslında seni ikna etmeme bile gerek yok küçük hanım.

Bettra bu kez başını çevirip şaşkınlıkla Alexander'a baktı. Kibirin hayat bulmuş hali bu adam olmalıydı. Daha önce kendine bu kadar çok güvenen başka biriyle tanışmamıştı. Ve bu kadar derin bakan bir başka çift göz görmemişti. Dahası saniyeler önce aklından geçenlere cevap veriyordu. Bu nasıl mümkün olabilirdi ki?

- Bunu nasıl yaptığınızı söyleyecek misin? İnsanların akıllarını okuyorsunuz.. Yani sen ve kardeşin.

- Zamanı geldiğinde bütün sorularının cevaplarını bulacaksın.. Şimdilik senden sabırlı olmanı istemek zorundayım. Erken öğreneceğin gerçeklerin sana bir faydası olmaz.

- Her neyse... Kabul ediyorum ki siz ikiniz yapabildiklerinizle beni gerçekten korkutuyorsunuz. Gerçekçi biri olmasam insan olmadığınızı bile düşünebilirim. Madem bu kadar yeteneklisiniz bu kadar zahmete girip benimle neden uğraştığınızı da anlamıyorum. Pekala cevabınızı bekliyorum. Taşı alıp gidecek misiniz? Çünkü ben evimi satmayacağım. Bütün kabalığınıza rağmen evi sizin de istediğinizi anlıyorum ama yardımcı olamayacağım. Üzgünüm.

Alexander yüzünde umursamaz ama içten bir gülümsemeyle yaklaşıp Bettra'yla göz hizasına gelene kadar eğildi. Kızın bu küçük ama yine de kendine güvenen, savaşçı halini sevmişti. Bettra, adamın bu bakışından hiç hoşlanmamıştı. İnsanın elini kolunu bağlayan, sözcüklerini ağzına tıkayan ve bildiği her şeyi unutturan bir bakıştı bu. Gözlerini kaçırmak yeniden bahçeye bakmak istedi ama çok geçti. Bakışları adeta Alexander'ın gözlerinde kilitli kalmıştı.

-Benimle doğu kanadında bir gezintiye ne dersin? Her şeyi elimden geldiğince açık bir şekilde anlatacağım ve sen de evi bana geri satıp satmayacağına ondan sonra karar verirsin.

- Ben .. ben oradan pek hoşlanmıyorum ve sanırım saatte epey geç oldu. Bunu yarın sabah yapsak? diyebildi bütün gücünü kullanarak. Kekelemiş miydi? Az önce bütün ciddiyeti ve kesin kararıyla söylediği şeyler biranda havaya uçmuştu. Adam hiçbirini duymamış mıydı? Soru soruyor ama hayırı cevap olarak kabul etmiyordu. Muhtemelen fazla şımartılmış, tek erkek çocuk vakasıydı. 

- Ben yanındayken korkman gereken tek şey benim. Ve makul olduğun sürece benden korkmana gerek yok. Oraya şimdi gideceğiz. Daha fazla uzamasını istemediğini söylemiştin değil mi?

Bettra evet ama diyecek olmuştu fakat Alexander çoktan elini tutarak onu yerinden kaldırmış ve kapıya doğru yürümeye başlamışlardı. Adamın bu her şeye hakim, kendine son derece güvenir ve gücüyle yeri bile oynatacak gibi görünen hali Bettra'yı etkiliyor fakat sonunda yine de en çok hissettiği şey korku oluyordu. Kulaklarında ki ses hep aynı şeyi söylüyordu: "Yabancılardan uzak dur"

Hiçbir şey konuşmadan yan yana yürüdükleri dakikalar boyunca Bettra kendini tuhaf hissediyordu. Cazibesinden etkilenmemek mümkün değildi ama bu "Bütün kararları ben veririm. Sınırlı ben çizerim" havası insanı çileden çıkarmaya yetiyordu. Tabi iş bunu adamın gözlerine bakarken de düşünebilmekte, söylediklerine hayır diyebilmekteydi. Yapamıyordu ve bunun için de kendisine ayrıca sinir oluyordu. Ana girişe ulaştıklarında Harmony ve James olduğunu sandığı adamı büyük aynanın önünde konuşurlarken buldurlar. Geldiklerini gördüklerinde ikisi de sustu ve saygıyla Alexander'ı selamlayıp meraklı balkışlarını kızın üzerinde gezdirdiler. Harmony hala hazırladığı kahvaltının sıkıntısı yaşıyor gibiydi. Bettra, Harmony ve James'in aynadaki görüntülerini görünce bir çeşit rahatlama hissetti. Yazdığı hikaye nedeniyle olsa gerek bugünlerde vampirlerle o kadar uğraşmıştı ki Tanrı biliyor ya bu iki kardeşin vampir olabileceğini bile düşünmüş ama elbette komik duruma düşümemek için bundan söz etmemişti. Yanlarından geçip gitmişlerdi ki Harmony arkalarından seslendi:

-Konuşabilir miyiz Alex? Kısa ve önemli.

Alexander dönüp Harmony'e yine ne var dercesine baktı. İlerlemeye devam edip Bettra'yı merdivenlerin başına kadar götürdü.

- Burada bekle. Hemen dönerim.

Kızın bir şey söylemesini beklemeden arkasını dönüp kardeşi ve kuzeninin yanına gitti. Harmony sinirli bir ifadeyle:

-Napıyorsun sen? O bir insan. Ailemizi yok eden ve yuvamızı elimizden alanlarla aynı türden. Onlara güven olmayacağını hala öğrenemedin mi? Geçmişimizi ona nasıl anlatırsın Alexander? Ve bize esip gürlerken bu zayıf insana gösterdiğin kibarlığın anlamı ne söyler misin? Ona hiçbir şey anlatmak zorunda değilsin. Büyüle ve evi satmasını iste. Adaletli olmayı bu kadar çok istiyorsan da parasını ver olsun bitsin.

Alexander, Bettra'nın da duyabileceği kadar yüksek, bir hayvanınkine benzer bir homurtuyla kardeşine doğru bir adım attı. Bettra onlarca adım uzakta titremeye başlamış merdivenleri birkaç adım birden çıkmıştı. Trabzanlardan tutuyor gözlerini onlardan ayırmıyordu.

- Nasıl olur da benim davranışlarımı sorgularsın? Harmony ! Sana bunu bir daha söylemeyeceğim bu ailenin lideri benim ve sen de dahil hepiniz benim kurallarımla yaşayacak ve kararlarıma saygı duyacaksınız. Kız bundan sonra tamamen benim kontrolümde. Akşam üzeri ona hakkımda söylediklerinin her kelimesini duydum. Sayede onlarca adım ötemdeyken titremeye başlıyor.

Harmony'nin yüzündeki korku dolu ifade abisinin bu son cümlesiyle yerini pis bir sırıtışa bırakmıştı.

- Ben ciddiyim Harmony. Küçük ve sorumsuz bir kız gibi davranmayı kes. Sakın işime burnumu sokma. İstediğimizi aldık, eve girdik ve taşı bulduk. Gerisi için acelemiz yok. Sonuçta burası şuanda yasal olarak onun evi ve ondan zorbaca almak istemiyorum. Bilmesi gerektiği kadarını anlatacağım ve evi kendi isteğiyle bana geri vermesini sağlayacağım. z iyi biri ve aptalca bir şey yapmadığı sürece, ki buna izin vermem, hiçbir şekilde zarar görmeyecek. Diğerleri görüşme için geldiğinde de bunun böyle bilinmesini istiyorum. Anlaşıldı mı? Kıza kimse yanaşmayacak. Aksi halde sonuçlarından sorumlu olmayacağım.

Harmony evet anlamında başını salladı ama Alexander bununla yetinmedi:

- Seni duymak istiyorum Harmony!

- Pekala seni anladım tamam mı? Ama bunun ne anlama geldiğini anlayamıyorum. Kendi isteğiyle verdiğinde ne olacak ki? Neticede buradan gidecek öyle değil mi?

Harmony aslında cevabını bildiği ama rahatsızlık duyduğu soruyu sonunda sormuştu. Alexander'ın kızla farklı bir şekilde ilgilendiğini düşünüyordu.

-Kız kalmak isterse kalacak Harmony, diye homurdandı Alexander. Düşünceli bakışları kısa biran Bettra'yı bulmuştu. Gözlerinde sadece korku vardı ve ona baktığında korkusu daha da arttı. Baktığına pişman oldu. Harmony zorlamaya devam ediyordu.

- Ne olarak Alex? Nöbetçi besin kaynağı mı? Onunla burada ne yapacağız söyler misin? Kardeş kardeş yaşayacağız deme bana!

Alexander gittikçe kabaran öfkesini kontrol altında tutmak da zorlanmaya başlamıştı. Çekinmeden soluğu Harmony'nin dibinde aldı. Ayakları kardeşininkilere değiyor, uzun boyu duruma hakim olan kişinin kendisi olduğunu vurguluyordu. Harmony geri çekilmek istediğinde Alexander istemeden  de olsa kolundan öfkeyle tuttu. James olan biteni sadece birkaç adım gerilerinde sessizce izliyordu. Bettra duruşundan ve yüzündeki ifadeden onun da Alexander'dan çekindiğini anlayabilmişti.

-Bunların hiçbiri seni ilgilendirmiyor. Sen sadece sana söylediklerimi yapacaksın. Kız artık benim kontrolümde dedim. Bundan ne istiyorsan onu anla Harmony. İleride bilmen gereken yeni bir şey olursa ilk olarak seninle paylaşacağımdan emin olabilirsin. Ama sakın kararlarımı sorgulamaya cesaret etme. Ve beni daha fazla sana bu şekilde davranmaya mecbur bırakma!

Kızın kolunu bıraktı. Ve birkaç saniye sessizce bakıştılar. Kavgalarına noktayı bakışlarıyla koymuş gibiydi. Dönüp Bettra'ya doğru yürümeye başladı. Merdivenleri birkaç adım çıktığını görünce az önce yaşadığı öfke krizinin kızın üzerinde yarattığı etkiyi daha iyi anladı. Yüzündeki kızgın bakışı silip yerine yumuşak bir ifade yerleştirdi. Harmony'nin arkadan gelen sesinin bunu bozmasına izin vermedi:

- Diğerleri için ben hiçbir şeyi garanti edemem. Evdeki bu taze kokuyu almamaları imkansız.
















6 yorum:

  1. Çok güzel ah Harmony :)ah!

    YanıtlaSil
  2. :)) Hos hatun da cekilir dert degil be Bolat :))

    YanıtlaSil
  3. Senin oglana sahsii opucuk ve minciklarimi yolluyorum, boyle yazmana izin verdigi icin!

    YanıtlaSil
  4. O da sana muaaa yapiyor minicik ellerini agzina goturerek :)

    YanıtlaSil
  5. Nazar degdirdim cocuga :-)))))

    YanıtlaSil
  6. Cik Başak ablası tatildeyiz oğlumla :) Şato sakinleri bir süreliğine yalnız kaldılar :(

    YanıtlaSil