20 Ağu 2012

"YABANCILARDAN UZAK DUR" - 8

Merdivenleri indiğinde durdu. Koridor boyunca tüm kat karanlıktı. Mutfaktan sızan bir ışık da göremedi. "Umarım kasabaya falan gitmemissindir Harmony" diye sızlandı. Daha yavaş adımlarla etrafı kolaçan ederek ana kapıya doğru ilerledi. Salon, okuma odası, film odası, bu katın banyosu ve diğer üç boş oda da (önceden misafir odası olarak kullanılıyormuş) karanlıktı. Sonunda girişe ulaştığında doğu kanadının merdivenlerinde yanan ışığı gördü. Harmony yine oraya mı geçmişti? Kapıyı açıp bakmak ve kimse olmadığını görmek istiyor ama kapıya çok fazla yaklaşmaya bile cesaret edemiyordu. Bu koca yerde tek başına yaşamaya cesaret etmişti ama! Lanet olsun diyerek sağ elinin işaret parmağını ısırdı. Ve acıyla geri çekti. Adam kapıda bekliyor olabilir miydi? Gecenin bu saatinde kim olabilirdi ki? Kapıyı çalmadığına göre iyi niyetli olmadığı kesin. 911'i aramayı düşündü ama onlara ne diyecekti? "Galiba kapımda bir adam var. Kötü biri olduğunu düşünüyorum. Rica etsem uzaklaştırabilir misiniz?" Yardım etmeleri için önce zarar görmen ya da adamın eve girmesi gerekmesi ne saçmaydı! Kapının uzağında bir o yana bir bu yana yürürken durdu ve tekrar ışıklı merdivenlere baktı. Harmony'i bulmalıydı. Orada ne halt ediyordu bilmiyordu ama sabahın bu saatinde kapının önünde bir sapık ya da katil ya da artık her neyse işte bir adam olduğunu duymak ilgisini çekerdi herhalde. Merdivenlere doğru ilerledi. İçindeki ses gitme diye bağırıyordu ama Harmony gidebiliyorsa Bettra da kendi şatosunun doğu tarafına pekala gidebilirdi. İlk basamağa adımını atmıştı ki Harmony birden merdivenlerin başında belirdi. Biraz sinirli ve biraz da tuhaf görünüyordu. Hatta öyle tuhaf görünüyordu ki Bettra sonra bu anları düşünürken kızın halini ifade edecek kelime bulamayacaktı.

-Uyku tutmadı mı? diye sordu Harmony. Kibir ve neredeyse azar bu kızın ses tonuna yer etmişti.

- Şey evet ama daha önemli bir şey var. Sanırım ön kapıda bir adam var. Yani az önce penceremden baktığımda kapıya doğru ilerliyordu. Sonra gözden kayboldu ama kapıyı çalmadı. Ve ben de ne yapacağımı bilemedim açıkçası. Sence ne yapmalıyız? Hala kapıda olabilir.

Bettra'nın vücıt ısısı yükselmiş avuçlarının içi terlemişti. Kalbi hala aynı hızla atmaya devam ediyordu ve ona uzun dakikalar gibi gelen bir süre boyunca Harmony'nin onu rahatlatmasını istediği cevabını bekledi. Harmony önce cevap vermedi. Sadece kızgın ateşten gözlerle Bettra'ya bakıyordu. Bettra'nın tahammülü kalmamıştı. O bu şekilde saçma davranacaksa Bettra da boş durmayacaktı.

-Harmony duydun mu emin değilim ama yol üstünde olmayan, kasabanın oldukça dışındaki evimin kapısının önünde tehlikeli olup olmadığını bilemediğim bir adam olabilir. Üstelik bu saatte! Bu durum beni olduğu kadar seni de endişelendirmeli diye düşünüyorum. Polisi arasak sence yardımcı olurlar mı?

Harmony'nin yüzündeki kızgın ifade birden yerini meşhur alaycı gülümsemesine bıraktı.

-Polisler mi? Buna gerek olacağını sanmıyorum. Gelen sana daha önce bahsettiğim abim. Haber vermediğim için üzgünüm. Çünkü benim de haberim yoktu. Sen yattıktan sonra telefonla kasabada olduğunu ve beni görmek istediğini söyledi.

Bettra biran durdu ve ardından derin bir nefes aldı.

- O adam abin mi? Tanrım Harmony dakikalardır aklım başımdan gitmiş durumda. Ne yapacağımı bilemedim ve çok kortum. Burası böyle korkular duymak için çok elverişli biliyorsun. Bunu neden hemen söylemedin? Ve Abin keşke daha önce haber verseymiş.

- Evet üzgünüm ama kendisi pek planlı yaşayan biri değil. Daha çok aklına eseni yapmayı sever.

O anda Bettra nerede olduklarını hatırladı: Doğu kanadı. Neden abisini buraya getirmişti ki? Bu hiç mantıklı değildi. Her taraf toz içindeydi. Düzgün temiz eşyalar yoktu. Dahası ona buraya pek gelmemesini açık açık ifade etmişti.

-Peki ama abini neden burada ağırlıyorsun? Onu salona alabilirdin?

Harmony hiç beklemeden:

- Şey ben gündüz telefonumun şarj aletini burada unutmuşum, dediği sırada arkasında bir adam belirdi. Bettra'nın az önce merdivenlerden çıkarken gördüğü adam. Uzun, parlak siyah saçları omuzlarına kadar uzanan, en ufak hareketinde üzerine milyonlarca ufak elmas parçası saçılmış gibi parlayan ve gözlerinin her birine birer kara elmas yerleştirilmiş bir adam. Muhtemelen yeyüzündeki en harika yüze ve vücuda sahip bir adam. Hiçbirşey söylemeden sadece dururken bile çok etkileyici olabilen ama bir nedenle bütün bunlarla eşdeğerde korkutucu bir adam. Adam Harmony'nin arkasında göründüğü ilk saniyden beri Bettra'nın gözlerinin içine bakıyordu. Çok yavaş bir hareketle adeta süzülür gibi hareket edip Harmony'nin yanına geçtiğinde Bettra içgüdüsel olarak merdivenden geri adım attı. O da gözlerini adamdan ayıramıyordu. Ve bunu tamamen kendi isteğiyle yapmıyordu. Fakat gördüğü insandan o kadar etkilenmişti ki o an sadece güzel olmak ailelerinde kalıtsal sanırım diye düşünüyor ve yeniden hızlanan kalp atışlarının sesini kulaklarında duyuyordu. O merdivenlerin başında ve Bettra bu kadar aşağıdayken adamın uzun boyu ve oldukça yapılı vücudu onu daha da büyük ve kesinlikle ihtişamlı gösteriyordu. Yine de bu konum Bettra'yı rahatsız etmişti. Hayatında ilk defa neredeyse dili tutulmuş, gözleri gördüğü şeyin bu kadar kusursuz olmasına inanamazmış gibi bakışları adamın gözlerine takılı kalmıştı. Sonra birden adamın ağzının kenarında bir gülümseme işareti belirdi ama bu öyle bir gülümsemeydi ki Bettra tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Sonunda adam konuştu. Bu daha çok bütün ortamı dolduran ahenkli bir müzik gibiydi. Ne dediğinin bir önemi yoktu. Sesi tüm vücudunu okşayarak geçip gitmişti ve Bettra bu sesi yeniden duyabilmek için umutla bekliyordu. Ne kadar olduğunu kestiremediği bir süre sonra Harmony'nin ona doğru geldiğini fark etti ve sonunda beyni adamın az önce söylediği şeyi algılayıp tehlike sinyaleri çalmaya başladı.

- "Oyun oynamak için vaktimiz yok Harmony. Bu durum gittikçe daha fazla sıkıntı vermeye başladı. Küçük hanımı odasına götür ve orada kalmasını sağla. Biz de işimize geri dönelim." demişti.

Sonra adam o muhteşem yüzünü Harmony'e çevirmiş ve:

- Yeteri kadar açık olduğumu düşünüyorum. Çabuk hallet!

Ve Harmony, sonunda duyduklarını anlayan Bettra'ya doğru ilerlemeye başlamıştı. Bettra adamın sözlerinin ne anlama geldiğini anlamaya çalıştığı saniyler nedeniyle de zaman kaybetmişti ama yine de geç değildi kapıya ulaşabilirdi. Arkasını dönüp hızla kapıya doğru koşmaya başladı. Koşmasıyla, hala merdivenin başında adeta bir tanrı gibi duran adamın kahkahaları bütün şatoyu doldurmuştu sanki. Bu küstah adamın melodik sesi etrafını öyle sarıyordu ki durmamak için bütün vücüduyla savaş veriyordu. Kapıya sadece birkaç metre kalmıştı ki birden önünde beliren Harmony'e neredeyse çarpacaktı. Kafasını sola eğmiş, bir yandan neler olduğunu anlamaya çalışırken bir yandan da soluk soluğa kendisine bakan Bettra'ya bakıyordu.

-Sanırım benimle gelsen iyi olur. Abimi kızdırmak istemeyiz.

-Anlamıyorum Harmony..? Neden odama gitmem gerekiyor? Ayrıca abin kim oluyor da bunu istiyor hatta emrediyor?

Bunları söylerken geri geri gidiyor ve aynı zamanda içinde yükselen korku ve öfkeyle mücadele etmeye çalışıyordu. Sorular sorup zaman kazanmaya çalışıyor ve kendisini dışarı atmanın bir yolunu arıyordu. Bir şekilde şatonun dışına çıkarsa kurtulabileceğini düşünüyordu. Harmony derin ve sıkkın bir nefes alıp olduğu yerden sağ elini Bettra'ya doğru uzattı:

- Ah evet tabi sen henüz onu tanımıyorsun. Biliyorum senin için mutheşem görünüyor ama onu biraz tanıdığında bunun yeterli olmadığını anlayacaksın. Melek yüzlü bir şeytan gibi düşün tatlım. Tam bir zalimdir ve emirlerine itaat edilmemesinden nefret eder. Şimdi biran önce seni odana götürüp geri dönmem gerektiği için bu kısa açıklamayı daha fazla uzatmasak ? Emin ol odana onunla gitmektense benimle gitmeyi tercih edersin ve oyalanmaya devam edersek dibimizde bitmesi an meselesi.

Bettra olduğu yerde rahatsızca kıpırdandı. Bu kadar kolay teslim olmaya niyeti yoktu. Elinden gelen bir şey de yoktu ama bu kızın içinde bir yerlerde insanlığa dair bir kırıntı olmalıydı.

- Açıklama bekliyorum Harmony. Abinin zalim ya da küstah ya da ne kadar kötü olduğuyla değil evimde ne aradığıyla ilgileniyorum. Bu nasıl bir cüret böyle? Polisi aramadan önce ikiniz de hemen evimden defolun!

Bütün bunları nereden geldiğini bilmediği bir cesaretle söylemişti. Korkudan ödü kopuyordu ama cesur durmak zorundaydı.

Harmony'se adeta kırmızıya dönen gözleriyle, hala geri geri giden Bettra'ya doğru hızlı bir hamle yaptı ve kolundan tutup onu çekiştirmeye başladı.

-Harmony dur... Sana durmanı söyledim. Pekala beni evden çıkarmaya ne dersin? Böylece size ayak bağı olmam. İşiniz neyse halledin ve gidin... Sana iş verdim. Evimi açtım. Bana böyle mi teşekkür ediyorsun?

Harmony söylediklerinin tek bir kelimesini bile duymuyormuş gibi Bettra'yı çekiştirmeye devam ediyordu. Sonunda odasına geldiklerinde kapıyı açıp Bettra'yı adeta içeri attı ve iç tarafta duran anahtarı çekip kapının dışına taktı.

-Sonra görüşürüz patron. Şimdi çalışmam gerek. Sen dinlenmene bak ve kafanı gereksiz şeylerle meşgul etme.

Her kelimeyi yüzünde yaygın bir gülümseme ile söylemişti. Kapıyı kapatıp kilitledi. Bettra arkasından kapıyı yumruklamış, onu dışarı çıkarmasını söylemiş, dakikalarca bağırıp durmuş hatta ağlamış ama hiçbir sonuç alamamıştı. Sonunda sırtını kapıya verip olduğu yere çöktü. Dizlerini karnına çekip başını dizlerinin arasına koydu. Neler olmuştu böyle? Evine bir hırsız mı almıştı? Muhtemelen ! O da abisini yardıma çağırmış evde ne var ne yok götürmek için çalışmaya başlamışlardı. Onu öldürmedikleri için şanslıydı belki de. Tabi şimdilik! Tam bu sırada falcının yıllarca aklından çıkmayan sözleri sarsıcı bir şekilde hafızasında birkez daha su yüzeyine çıktı: "Yabancılardan uzak dur. Onlar sadece ölüm getirecek." "Tanrım! Bu neden benim başıma geldi ki? Ne istiyorlarsa alıp biran önce gitsinler lütfen! Lütfen!" Korku, öfke, endişe ve benzeri duygularla olduğu yerde çökmüş, panik halinde düşünmeye çalışırken ne kadar olduğundan emin olmadığı bir süre sonra cebinde bir şeyin titreştiğini hissetti. "Cep telefonum!" Ayağa kalkıp titreyen ellerini sabit tutmaya çalışarak pijamasının sağ cebinden telefonunu çıkardı. Su, ofiste ne kadar sıkıcı dakikalar geçirdiğini gösteren komik bir resim göndermişti. Resme gülümseyemeden 911'i tuşladı.

- 911 Acil durumunuz nedir?

-Evimde hırsız olduklarını düşündüğüm iki yabancı var. Lütfen yardım edin. Beni odama kilitlediler. Lütfen yardım gönderin.

-Sakin olun bayan. Yaralı mısınız?

-Hayır ama.. Bettra başka bir şey söyleyemeden telefonu elinden alındı. Kapının açıldığını bile duymamıştı. Adam hayatında gördüğü en kızgın gözlerle sadece birkaç santim uzağından ona bakıyordu. Sol işaret parmağını dudaklarının üzerine götürüp susmasını istedi. Aslında bu kesin bir emirdi.

- İyi akşamlar hanımefendi. Özür dilerim ama kızım yatıya gelen arkadaşıyla birlikte size bir şaka yapmaya çalıştı sanırım. Evimizde her şey güvenli ve kontrol altında. Zamanınızı aldığımız için lütfen kusura bakmayın. Ben kendisiyle gereken konuşmayı yapacağım.

Telefonu kapattı ve bir adım gerileyerek cihazı sağ avucunun içinde un ufak etti. Avucunu yavaşça açarak parçaların yeri dökülmesini sağladı. Bettra bunun bir çeşit güç gösterisi olduğunu düşünmüştü.

- Siz kızlar durumun ciddiyetini anlatmakta ve anlamakta neden bu kadar zorlanıyorsunuz merak ediyorum.

Bettra bir kez daha titremeye başlamıştı. Adam konuşmaya başladığında hep aynı şey oluyordu. Sesi sanki hipnotizma etkisi yaratıyor, içinde bulunduğu durum önemini yitiriyor ve bir çeşit büyüye kapılmış gibi hissediyordu. Az önce bir adam karşısında cep telefonunu kağıt buruşturur gibi kolayca unufak etmişti. Kilitli odasına sanırım çıt bile çıkarmadan girmişti. Gördüğü en öfkeli gözlerle ona bakıyor ve muhtemelen az sonra yapacağı şeyleri planlıyordu. Peki korkuyor muydu? Evet, hem de ölesiye! Ama nedense bunun önemini bir türlü hissedemiyordu. Sesi, yüzü ve hatta o kor alevi gözleri şuanda daha çok ilgisini çekiyordu. İçinde nasılsa hayatta kalmayı başarabilen uyanık yanı atabildiği en yüksek çığlığı atıp onu kendine getirmeyi başarmıştı ama. "Delirdin mi sen? Adam seni öldürecek. Kaç, uzak dur, bir şeyler yap !" İç sesini dinledi ve sadece birkaç adım geri çekilebildi. Göz ucuyla eline geçirip adamın kafasına vurabileceği bir şeyler aramaya başladı.

- Hımm evet bu oldukça mantıklı ama bir o kadar da çaresiz bir adım küçük hanım, dedi adam. Küçük bir adımıyla yanına gelip onu sert bir hareketle kolundan tuttu ve yatağına götürüp oturmasını sağladı.

- Pekala kötü bir başlangıç yaptığımızın ve oldukça kaba göründüğümün farkındayım. Neden olduğumuz bu karmaşa için senden kendim ve ailem adına özür dilerim.

- Bir insandan özür mü diliyorsun?! Evrim falan mı geçiriyorsun sen? dedi kapıda beliren Harmony.

Alexander derin bir nefes aldı. Ve içinde yükselen öfkeyi bastırarak gözlerini Bettra'dan ayırmadan:

- Olman gereken yere, işinin başıa dön Harmony. Şimdi! Ve seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokmaktan vazgeç.

Harmony yüzünü buruşturdu ve geldiği gibi sessiz bir şekilde gitti.

- Nerede kalmıştık? Ah evet.. Çok önemli ve aynı ölçüde de zorlu bir çalışmanın ortasındayım ve bunun önemsiz bazı sebeplerle ikidebir kesilmesinden sıkıldım. Merakını gidermek için söyleyeyim şuanda gitmene izin veremem. Anlatacakların kasabadakilerin ilgisini çekmeyecek, çekse bile akıllılık edip aldırış etmeyeceklerdir ama yine de içlerinden birinin aptallık etmeyeceğinin garantisi yok öyle değil mi? Bir sorunla daha uğraşmak istemiyorum. Evimde kalmaya devam edeceksin. Hikayeni yazabilirsin. Buna, buraya duyduğunu bildiğim sevgi ve ilgiden dolayı izin veriyorum. Ancak ne kadar süreceğini ne yazık ki bilmediğim araştırmalarımız boyunca buradaki sürekli varlığımıza alışsan iyi edersin. Sonrasında kalmak istersen de zaman zaman birlikte yaşamaya alışmamız gerekecek. Kafanın karıştığını biliyorum. Burası benim evim diyorsun. Kağıt üzerinde öyle olabilir ama burası tam 520 senedir ailemizin. Şekil ve bazı zalimler sayesinde el değiştirmiş olabilir. Asıl sahibinin şuanda ben olduğumu bilmen yeterli. Sen sadece kağıt üzerindeki sahibisin. Yakında bunu da değiştireceğiz elbette.

Bettra duyduklarına inanamaz bir şekilde adamı dinliyordu. Bu eve ailesinden kalan mirasın büyük bir kısmını vererek sahip olmuştu. İnanılmaz bir şekilde. Şimdi gaflette bulunup işe aldığı kızın abisi çıkıp gelmiş ve bu ev bizim diyordu. Düşünceleri adamın sesiyle kesildi:

-Endişelenme şatoyu satın almak için harcadığın para sana fazlasıyla geri ödenecek. Bu arada adım Alexander küçük hanım. Uzanıp kızın elini öpmek istedi ama Bettra elini çekti.

-Bana dokunma!

Alexander gülümsedi. Yeryüzünde böyle bir gülümsemeye sahip olabilecek başka bir adam olamaz diye düşündü Bettra. Bu gülümsemenin bir eşi daha olamaz. Ama Harmony söylemişti: Melek yüzlü şeytan. Buna kanmamalısın.

-Harmony'nin söylediği her şeyi ciddiye alma. Öfkelendiğimde bazı kontrol sorunları yaşadığım doğru, bunu bilmende fayda var, ama genel olarak çok da kaba biri olduğum söylenemez.

-Sen aklımı mı okuyorsun?! Düşündüğüm her şeye cevap veriyorsun?

-Hımm daha çok zamanımız olacak küçük hanım. Bunları daha sakin ve rahat bir zamanda konuşuruz.

Bettra oturduğu yerde öfkeyle iyice doğruldu. Alexander'ın sürekli oalrak ne yapacağını söylemesinden bıkmıştı. Birinin bu adama herkesin hayatına bu şekilde karışamayacağını anlatması ve kendisine duyduğu sonsuz güvenini yıkması gerekiyordu.

- Öncelikle bana küçük hanım demekten vazgeç küçük falan değilim. Ve seninle şimdi ya da başka bir zaman hiçbir şey konuşmak istemiyorum. Sadece şuanda gitmeyeceğinize göre ne işiniz varsa halledin ve "evimden" çekip gidin. Burası benim evim ve senin gibi kafadan çatlak sinir hastalarına bırakmaya da hiç niyetim yok. Evimi satmayı falan da düşünmüyorum. Önce beni öldürmen gerek bay haydut! En kısa zamanda gidin! Burada sizinle değil bir gün birkaç saat geçirmek bile işkenceden farksız anladın mı? Ve bana ne yapacağımı söylemekten vazgeç. Ne istersem ne zaman nasıl istersem öyle yaparım.

Alexander bir kez daha gülümsedi. Bettra onca lafı saymamış, hakaret etmemiş gibi.

- Pekala şimdi uyku zamanı küçük hanım. Benim artık çalışmam gerek ve sen de burada şimdi tam da istediğim gibi uyuyacaksın ve ben uyanmanı söyleyene kadar gözlerini açmayacaksın.

-Delirdin mi sen?! Sabah olmak üzere ve bu sinir bozukluğuyla uyku falan tutmaz beni. Uyumak istemiyorum ayrıca!

Alexander bu kez yatağın kenarına oturup eliyle Bettra'nın çenesini tuttu ve gözleriyle adeta kızın içine baktı.

-Bettra çok uykun var ve yorgunsun. Gözlerini açık tutmakta zorlanıyorsun. Şimdi yat ve derin bir uykuya dal.

Bettra boş gözlerle söyleneni yaptı ve Alexander orada değilmiş gibi yatağına uzanıp o saniye derin bir uykuya daldı.

Alexander bir süre kızın çocuksu yüzünü seyretti.

- Ne söylersem onu yapacaksın küçük hanım farklı bir şey değil. Şimdi güzel rüyalar gör. Akşama görüşürüz, diyerek yataktan kalktı doğu kanadına işinin başına geri döndü.








4 yorum:

  1. Güzeel :)) heyecan verici olmuş yine.

    YanıtlaSil
  2. Cok tesekkur ederim tekrar :) Sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Bu roman ilerde cizim gerektirecek haberin olsun!!!!! Hani soyle guzel illustrasyonlar filan :-)))) Cok mutluyum coook, acaip surukleyici :-))) Hani korku filan ama beni bile bagladin seker :-)

    YanıtlaSil
  4. Basakçım çok sağol... Maalesef çizim konusunda çok yeteneksizim :( Hayal gücünüzle idare etmeniz gerekecek :) İleride profseyonel işler yapabilirsem senin için birkaç çizim koyarım ama kitaba :) Sen böyle mutluyum dedikçe ben senden kat kat daha mutlu oluyorum :) Tam olarak korku değil aslında ya da nelerden korktuğuna göre değişir diyelim ;) Yine de gerilim yaratan unsurlar var haklısın :)
    Mua :)

    YanıtlaSil