14 Ağu 2012

YAĞMUR - 7

"Şatom neden Beyaz Saray'a dönüştü böyle? Bu kız ne yapıyor?" diye küçük sesiyle söylendi. Büyük demir kapıları açıp arabayı içeri soktuktan sonra tekrar direksiyonun başına geçti ve gözleri doğu kanadının camlarına kilitlenmiş bir şekilde ön bahçeye doğru ilerledi. Tam park etmek üzereydi ki ışıkların tamamının aynı anda kapandığını gördü.
"Sanırım elektirikler kesildi".. Bu sırada yağmur yine hızlanmaya başlamıştı.
"Neyseki eve vardım.. "
Arabayı park ettikten sonra poşetleri alıp hızlı adımlarla kapıya doğru yürüdü. Şatonun en sevdiği özelliklerinden olan uzun ve dar giriş merdivenlerini yarılamamıştı ki Harmony kapıda göründü.
Selam.
Bettra, kısa biran için Harmony'nin yüzüne sessizce bakarken ters giden bir şeyler olup olmadığını ve bu kadar az bir zamanda nasıl olup da doğu kanadından buraya ulaştığını merak ediyordu. Üstelik elektrikler kesikken diyecekti ki girişte parlayan ışığı fark etti.
-Aaa selam. Az önce kısa bir elektrik kesintisi mi oldu?
-Hayır sanmıyorum.
-Doğu kanadının bütün ışıkları yanıyordu ama şimdi hepsi sönmüş..?
-Evet ben söndürdüm ama hepsi değil sadece bir kısmı yanıyordu.. Doğrusunu istersen sabah şatonun o bölgesinden bahsederken biraz gergindin. Sanırım gerginliğin bana da yansıdı. Merakıma yenilip yine de etrafa bir bakınmak için gittim ve hava kararmaya başlayınca ışıkları yakmak istedim. Sonra da arabanın sesini duydum ve aşağı indim.
Bir kez daha! Harmony'yle ilgili nasıl yaptığını anlayamadığı daha ne başka neler yaşayacaktı?Bettra anlam veremediği ya da mantığını anlayamadığı şeyler yaşamaktan hiç hoşlanmazdı. Neler olduğunu ve nasıl olduğunu anlamak zorundaydı. Işıkların hepsinin yandığını gözleriyle görümüştü. Hepsini o kadar kısa süre içinde söndürmesi imkansızdı. Gözleri onu yanıltmış olabilir miydi? Az önce baktığı görüntüyü tekrar gözünde canlandırmaya çalıştı. Hayır büyük kuleninkiler de dahil bütün ışıklar yanıyordu.. Bu kadar zamanda bütün ışıkları kapatıp sonra da buraya ulaşmayı nasıl başarmıştı ki? Elinde poşetler, aklında soru işaretleriyle ne diyeceğini bilmez bir halde Harmony'ye bakıyordu. Sonunda kız bu gergin anı bozdu ve yüzünde kibirli bir gülümsemeyle Bettra'ya doğru yaklaştı.
-İzin verir misin?
Bettra bir şey söylemeden elindeki poşetleri Harmony'ye verdi. Harmony arkasını dönüp içeri girerken Bettra bir kez daha kafasını kaldırmış doğu kanadının zifiri karanlık camlarına bakıyordu.
Harmony poşetleri mutfağa götürüp içindekileri yerleştirmeya başlamıştı bile. Daha önceden alınmış ve tükenmiş yani mutfaktda mevcut bir yeri olan mazlemelerin hepsini doğru yere koyması Bettra'nın dikkatiden kaçmamıştı. Gören bir gün değil bir aydır burada Bettra'yla yaşadığını sanırdı. Bettra elindeki bir bardak suyu yudumlarken çaktırmamaya çalışarak ona bakıyordu. Bu kızda tuhaf bir şey vardı. Bunu dün yaptıkları ilk görüşmeden beri hissediyordu ama ne olduğunu anlayamıyordu. Anlamak istediğinden de emin değildi aslında.. Sadece zararsız bir tuhaflık olmasını diliyordu.
-Bu akşam teknik yetersizliklerden dolayı akşam yemeğimiz yok, dedi sessizliği bıçak gibi kesen ahenkli sesiyle.
-Ama sen elini yüzünü yıkayıp üzerini değiştirene kadar harika bir salata hazır olur, diye ekledi sonra.
Bettra aklındaki saçma sapan düşünceleri uzaklaştırmaya çalışarak silkindi.
-Salata iyi olur sanırım. Ton balığı almıştım. Ondan da bir parça ilave eder misin lütfen? Birkaç kozmetik malzeme de var poşetlerde. Tezgahın üzerine bırakabilirsin. Sonra alırım. Ve acele etmene gerek yok. Bir duş almak istiyorum.
-Olur, dedi Harmony kısaca.
Yatak odasına varana kadar bütün ışıkları yaktığını ancak odasına girerken fark etti. Umursamadı. Geniş camların iki yanında birer koruma gibi bekleyen uzun siyah perdelerini çekip pantolonunu ayaklarının yardımıyla sıyırdı ve olduğu yerde bıraktı. Beyaz gömleğinin düğmelerini açarken banyoya geçiyordu. Küvetin sıcak suyunu açtı ve o dolarken aynanın karşısına geçip yaptığı hafif göz makyajını temizlemeye başladı. Uzun, koyu kestane saçlarını toplayıp çekmeceden aldığı bir tokayla yukarıdan tutturdu. Gömleğini kapının arkasına asıp çamaşırlarından da kurtulduktan sonra kendini suyun silici ve rahatlatıcı kollarına bıraktı. Gözlerini kapatıp sıcak suyun onu sarmasını ve dakikalar içinde kafasında oluşan bu karmaşayı ondan uzaklaştırmasını bekledi. Bu her zaman işe yarardı. "Tanrım aklımda onlarca soru olmak zorunda mı? Hepsinden kurtulmak istiyorum. Soru işareti istemiyorum!" Sağ elini havaya kaldırıp şıklattı. "İşte böyle yapmak ve tüm sorulardan kurtulmak mümkün olsaydı keşke... " Parmağının bir hareketiyle az önce yaşadığı soru bombardımanı uçup gitmemişti belki ama suyun rahatlatıcı etkisiyle zihninin duvarlarının birinden diğerine çarpıp duran o endişeli sorular sakinleşmişti. "Evet doğru yoldasın bebek. Rahatla.. Her şeyin mantıklı bir açıklaması vardır. Herşeyin. Sadece öğrenmek için zamana ihtiyacın var" Bir süre hiçbir şey düşünmeden boş duvara baktı ve çıkmadan küvetin içine kayıp suyun bütün vücudunu örtmesini sağladı.
Su yeşili pamuklu pijamalarını giyip suyun üzerinde yarattığı rahatlığın devam etmesini sağladı. Bu en sevdiği pijamasıydı. Harmony'nin onu böyle görünce içten içe güleceğini düşünüyordu. Eminim bir tane bile böyle pamuklu pijaması yoktur, diye düşündü. "Onun için fazla .. fazla sade olur ya da yeteri kadar seksi olmaz".
Odasından çıkıp gelirken yaktığı tüm ışıkların kapandığını görmesiyle rahat dakikaları sona erdi. Eve geldiğinde gördüğü şeyler tuhaftı ve mantıklı bir açıklamaya ihtiyacı vardı. Karanlık mutfağın önünden geçerek doğruca salona gitti. Harmony camdan dışarı bakıyordu.
-Geciktim sanırım, üzgünüm. Sıcak bir banyoya ve biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı. Biraz uzun sürdü.
-Sorun değil diye cevap verdi Harmony artık alışıldık ifadesiz yüzüyle dönüp masaya doğru gelirken.
Ton balıklı salatalarını yemeye başladıktan sadece birkaç dakika sonra:
-Bir şey sorabilir miyim?
İkisi de aynı anda aynı soruyu sormuştu. Bettra kafasını sallayarak gülümsedi. Harmony sadece sor demek ister gibi bekleyerek bakıyordu.
-Önce sen dedi Bettra. Ne de olsa ev sahibi benim. Kibar bir ev sahibi olarak ilk soruyu sorma hakkını sana veriyorum.
Harmony tereddütsüz:
-Neden burdasın? Yani bu şato.. Yaşaması kolay bir yer değil. Hatta pek çok insan özellikle tek başına yaşamak için oldukça korkunç bir yer olduğunu düşünür, eminim.. Buralı bile değilsin. Anladığım kadarıyla yakınlarda yaşayan bir akraban ya da arkadaşın da yok..
Bettra soru karşısında biraz düşündü. Şatoyu satın aldıktan sonra kendi kendine benzer pekçok soru sormuştu: Bunu neden yaptım? Yaşamak istediğim yer gerçekten bildiğim ve tanıdığım her şeyden uzak bu yer mi? Hangi akıllı insan böyle bir çılgınlık yapardı ki? Ülkeni bırak ve tek başına daha önce hiç yaşamadığın ve hatta görmediğin bir başka ülkeye gelip sıfırdan başla. Aslında sadece babasının doğup büyüdüğü yerleri görmek için gelmişti Portland'a. Kısa bir ziyaret ve uzun bir gezi için... Burada hiç akrabasının olmadığı doğru değildi. İstanbul'da iki kez ziyaretlerine gelen yaşlı Meg hala vardı. Çok sıcak kanlı biriydi. Bu ziyaretiyle birlikte tüm hayatı boyunca sadece üç kez görmesine rağmen onu sevmişti. Şehirde yaşıyordu. Babasının zayıf aile ilişkileri nedeniyle buradaki akrabalarından pek haberdar değildi. Aslında akrabalarla çok da ilgilenmiyordu. Meg halayı ziyaretinden sonra çevreyi gezmeye başladı. Yeşil alanlarının genişliği ve efsaneleriyle ünlü Altus'a geldiğinde buraya kelimenin tam anlamıyla aşık oldu. Tamam insanları çok sessiz ve hatta soğuktu. Yine de burada onu çeken bir şey vardı ve bunun doğa olduğunu düşünüyordu. Ayrıca efsaneleriyle ünlü bir kasabada yaşamak, yazmak için kaynak sağlayabilirdi. Sonra kasabadaki küçük tur ofisinin tavsiyesiyle Kara Şato'yu gördü. Bölgenin en eski yapısıydı ve şimdiye kadar sadece filmlerde izlediği ya da kitaplarda okuduğu şatolardan biriydi. Bu haliyle efsanelerden en azından birine ev sahipliği yapmasını ummuştu ama ne yazık ki bu görkemli yapının söylentilerle hiç ilgisi yoktu. Satılıktı. Üstelik sahipleri iflas ettiği için değerinin çok daha altında bir fiyata satılıyordu. Bettra'nın karşılayabileceği bir fiyata! Kim bir şatoda yaşamak istemezdi ki? En azından hayatının bir döneminde.. İstanbul'a döndüğünde kendine yeni bir ev bulmayı planlarken evi burada karşısına çıkmıştı işte. Yakın arkadaşlarının hepsine haber verip onları buraya çağırmayı planlamıştı hemen. Alışma sürecini kolaylaştırır diye düşünüyordu. Ama işler düşündüğü gibi olmadı. Ve Su'dan başka hiçkimse planlarını ayarlayıp ziyaretine gelemedi. Sadece Su haberi aldığında en az Bettra kadar heyecanlanıp "Şato mu? Az önce bir şato satın aldığını mı söyledin? Tanrım çıldırmış olmalısın! İlk uçakla yanına geliyorum. Beni alandan al" diyerek aynı heyecanla telefonu kapatmıştı. Bettra onun bu heyecanlı tepkisine dakikalarca güldüğünü hatırlayarak birkez daha gülümsedi.
"Hem yazmak için daha uygun bir ortam düşünemiyorum. İnsan bir şatoda yazamazsa başka hiçbir yerde yazamaz herhalde" diye kendi kendini ikna etmeye çalışmış ve hiç zorlanmamıştı. Şatoyu satın almak elbette daha çok bir maceraydı. Sıkılırsam ya da işler hayal ettiğim gitmezse satar geri dönerim düşünüyordu. Şimdiye kadar zaman zaman yanlış bir şey yaptığını düşünsene de geri dönme planları yapmak için çok erkendi. Daha burada yaşayacağı çok şey vardı.
-Bettra..?
Bakışlarını kadehin içindeki sudan kaldırıp Harmony'e baktı.
-Zor bir soru oldu galiba..
Bettra gülümsedi.
- Sadece düşünüyordum. Bu soruyu ben de kendime çok kez sordum. Galiba bir kaç nedenim var: Yazmak için, şatoda yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu anlamak için, biraz yalnız kalıp tam anlamıyla dinlenebilmek için. Bilirsin bir şatoda yaşama fırsatı normal insanların çok sık karşılatıkları bir durum değil. Fırsatı kaçırmak istemedim. Burayı tahmin edebileceğinden çok daha uygun bir fiyata satın aldım. Tabi kışın oluşacak yakıt masrafı ve çevre düzenlemesi falan gibi masrafları düşünecek olursak sanırım bir yıl içerisinde satın aldığıma pişman olacağım. Bir de eski yapılar her zaman ilgi alanıma girmiştir. Büyük kapılar, yüksek tavanlar.. Haklısın bir çok olumsuz yanı da var. Biraz korkunç olması gibi. Özellikle tek başına yaşıyorsan.. Bu yüzden yatılı bir yardımcı istiyordum. Bana bu koca yerde biraz arkadaş olması için. Aslında tuhaf gelecek biliyorum ama kasabaya çok farklı nedenlerle gelmeme karşın şatoyu gördüğümde başka hiçbir yerde yaşayamazmışım gibi hissettim. Evet tam olarak böyle bir şey işte. Tüm zor yanlarına rağmen buraya bir şekilde bağlıymışım gibi hissediyorum. Sanki daha önce de sahibi benmişim ya da nasıl anlatılır bilemiyorum sanki dönüp sırtımı gitsem ömrümün sonuna kadar pişmanlık duyacakmışım gibi. Galiba gidip pişman olmaktansa kalıp pişman olmayı tercih ettim. Garip bir durum ve bunun biraz çılgınca bir davranış olduğunu kabul ediyorum. Gülümsedi.
- Yalnız insanlar için maceraya atılmak daha kolay sanırım diyerek söyleyeceklerini bitirdi..
Harmony gözlerindeki küçümsemeyle alaya alma benzeri ifadeyi saklamak için bakışlarını kaçırdı ancak Bettra anlattıklarının onu pek etkilemediğinin farkındaydı. Sanırım bir kaçık olduğumu düşünüyor diyen iç sesi karşısında bir kez daha gülümsedi. Umursamaz bir şekilde.
-Evet artık sıra bende. Üzerinde çok fazla düşünme fırsatım olmadı bu yüzden umarım bu soruyu sorduğum için komik duruma düşmem.
-Açıklama yapmana gerek yok ne istiyorsan sorabilirsin.
-Kasabadan döndüğümde doğu kanadının tüm ışıklarının yandığını gördüm. Sonra neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre içerisinde tüm ışıklar aynı anda söndü ve daha kapıya bile ulaşamadan sen kapıda belirdin. Tanrım böyle anlatınca kulağa daha da inanılmaz geliyor ama gördüğüm tam olarak buydu Harmony. Normal şartlar altında bir insanın bu kadar hızlı olması imkansız. Biliyorum mutlaka mantıklı bir açıklaması vardır ama o cevabı bulamıyorum ve duymaya ihtiyacım var.
Mahçup olmuş bir şekilde omuzlarını silkti. Ne sormuştu şimdi? Kıza üstün yeteneklerin varsa söyle mi demek istemişti? Komik duruma düştüğünü hissediyordu.
Harmony tabağının kenarında duran peçeteyi alıp ağzını sildikten sonra peçeteyle oynamaya başladı. Gülüyordu. Bariz bir şekilde.
-Bunu sana nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum Bettra, dedi. Göz teması kurmadan elindeki peçeteyi katlayıp bükmeye devam ediyordu. Sonra öksürür gibi boğazını temizledi ve gülümsemesi daha da genişledi. Bettra neler duyabileceği hakkında endişe etmeye başlamıştı bile.
-Ama sanırım söylemem gerek: Benim bazı süper yeteneklerim .... yok. Yani gerçekten yok. Gözlerin sana oyun oynamış olabilir diye düşünüyorum çünkü haklısın bütün o ışıkları yakıp sonra hepsini aynı anda söndürebilmem için insan üstü bir hızla koşuyor olmam gerekir. Gördüğüm kadarıyla doğu kanadı çok büyük. Her yerini gezmediğimi de belirtmeliyim. Sonuç olarak mantıklı açıklamam bu. Işıkların sadece birkaç tanesi yanıyordu. Geldiğini duyduktan sonra hepsini tek tek söndürüp elimden geldiğince hızlı bir şekilde sna yardım etkmek için girişe geldim. Hepsi bu.
Yüzündeki gülümseme kaybolmuştu ama gözlerindeki alaycı bakışı görmemek için kör olmak gerekirdi. Bettra kendini gerçekten kötü hissediyordu. Kıza resmen üstün yetenekleri olup olmadığını sormuştu. Ve kız da üstü kapalı bir şekilde onunla dalga geçmişti. Oysa gördüğü manzaradan o kadar emindi ki..
-Şey pekala öyle olsun. Yani öyle diyorsan. Sanırım bir göz yanılsaması falan yaşadım.
Biriyle yaşamak mı zor yoksa Harmony'le yaşamak mı, diye düşünerek dün onu işe aldığı için pişmanlık duymaya başladığını hissetti. İştahı kaçmıştı. Salatasından zorla birkaç çatal daha alarak yemek için teşekkür edip film odasına geçti. Kafasını dağıtmaya ve rahatlamaya ihtiyacı vardı. Arşivden gözü kapalı Twilight'ı çekip dvd oynatıcıya yerleştirdi. Ve sinema eleştirmenlerinin eleştirmeye bile değer bulmadıkları filmi bilmem kaçıncı kere izlemek için rahat koltuğuna gömüldü. Bella, sevdiği müzik eşliğinde annesiyle birlikte yaşadığı Phoenix'i terk ederken "Çok da umurumda. Bence harika bir film" diye düşünüyordu daha önce onlarca kere aklından geçirdiği gibi. Dakikalar içinde filme dalmış ve gayet de rahatlamışken kapı açıldı ve Harmony elinde bir kase aptlamış mısırla içeri girdi. Sanırım buna ortamı yumuşatmak deniyor diye düşündü Bettra.
-Sesleri duyunca burada olduğunu anladım ve iyi gider diye düşündüm diyerek kaseyi uzattı.
-Teşekkürler çok severim. Ahh sen de katılmak ister misin?
- Aaa kalırsam kahkahalarımla seni rahatsız edebilirim, dedi yine o alay fışkıran gülümsemesiyle. Anlayacağın ben filmin fanlarından biri değilim. O yüzden seni Edward denen o ütopik canlıyla başbaşa bıraksam daha iyi olur.
-Pekala sen bilirsin.
Harmony odadan çıktığında Bettra dudaklarını ısırarak ekrana bakıyor ama artık gördüklerini algılamıyordu. Bu ne ukalalık böyle? Sonuçta burada patron benim öyle değil mi? Ne diye sürekli bir alay havası hissediyorum acaba? Bunu bir daha yaparsa gereken cevabı fazlasıyla alacak diye kendi kendine söylendi.
Filmi bitirip özenle arşive geri kaldırdıktan sonra doğruca odasına gitti. Kapısını kitledi. Bu alışık olduğu bir durum değildi fakat şuanda bu şekilde daha iyi hissedeceği kesindi. Durup dururken insanın kendi kendini sıkıntıya sokması böyle bir şey olsa gerek dedi sadece kendisinin duyabileceği bir sesle. Hemen uyumak istiyordu. Yatmadan önce hep yanına aldığı bir bardak suyu almadığını fark etti fakat aşağı inmemek için gece susarsa kalkıp almayı düşündü. Bu akşam Harmony'le daha fazla konuşmaya can atmıyordu. Ve sonunda başını yumuşacık yastığına koyup bembeyaz yatağının içinde kayboldu.
Gözlerini açtığında yağmurun sesini duydu. Sese bakılırsa çok yoğun yağıyordu . İçinde bir sıkıntıyla radyonun saatine baktı: Saat sabahın 3.03 ünü gösteriyordu. "Yine mi?!" Her uyandığında aynı saat dilimi içinde olduğunu görmek neredeyse bir çeşit fobiye dönüşmüştü. Sıkıntısı artarak sırt üstü dönüp tavana bakmaya başladı. Göz kapakları ağırlaşıyor ve tamamen karanlığa kavuşmak için can atıyordu ama ruhu uyumaya yanaşmıyordu. Doğrulup yastığını sırtına aldı ve baş ucu ışığını yakıp çekmecede duran çalışma notlarını aldı. Gözlüğü çalışma odasında kalmıştı ve bu uyku akan gözlerle ne kadar okuyabileceğinden emin değildi ama ana karakterlerden Sasha'nın özelliklerini okumaya başladı: "Ciddi, çalışkan, disiplinli. Üniversitede dil bilimci bir doktor. Otuz yaşlarında.. Bekar. Aynı üniversitedeki genç tarih profesörü Jason, Sasha'yla ilgelinyor ama kızın ilgisini çekmiyor. Max isimli golden cinsi köpeğiyle yaşıyor. Spor yapmayı seviyor. Her sabah köpeğiyle koşuyor ve her akşam işten sonra yine köpeğiyle yürüyüş yapıyor...." Okurken aynı zamanda, bu kıza biraz renk katmam gerek diye düşünüyordu ama şuanda karakter geliştirecek bir havada değildi. Özellikle gözlerini bile açık tutmak da zorlanırken. Daha fazlasına bakamadı ve notları çekmeceye geri bıraktı. Yağmuru daha yakından dinlemek ve odayı biraz taze havayla doldurmak için odanın ışığını yakmadan kalkıp pencereye gitti. Siyah perdeyi aralayarak ön bahçeye bakan pencereyi açtı. Ve ciğerlerini gecenin ıslak ve serin havasıyla doldurdu. Çimenlerin harika kokusu her zamanki etkisini yaratıp onu mutlu etmişti. Tam bu sırada merdivenlerde bir gölgenin varlığı hissetti. Bir adam merdivenleri çıkıyordu. Kalbi hızla atmaya başladı. Fark edilmemek için adamı görebileceği kadar geri çekildi. Ve adam gözden kayboldu. Hemen camı kapatıp yatak odasının kapısına gitti. Kilidi açıp dışarı çıktı ve zilin çalmasını bekledi. Bekledi. Bekledi. Ama ne zil ne de kapı tokmağın sesi duyabildi. Koşarak tekrar pencereye döndü ve ellerini cama dayayarak merdivenleri görmeye çalıştı. Kimse yoktu. Adam kapıda bekliyor ya da kapıyı kurcalıyor olabilirdi. Bu kez koşar adımlarla Harmony'nin aynı kattaki odasına gitti. Kapısını önce yavaşça çalıp seslendi. Bir kez daha. Ama Harmony kapıyı açmadı ya da herhangi bir ses gelmedi. Dayanamayıp kapıyı açtı ve ışığı yaktı. Oda boştu. Harmony henüz yatmamıştı. Odasına dönüp cep telefonunu aldı. Loş koridoru geçip hızla merdivenlerden aşağı inerken kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.




6 yorum:

  1. ama haksizlik bu yaaaaa, boyle de bitermi!!!!hayir allahtan bu hikayeyi mektupla beklemiyoruz ha! olmustum o zaman :-))))

    YanıtlaSil
  2. Hahaha evet mektup cok yorucu olabilirdi beklemek acisindan :)
    Valla basta tamamen gudusel olarak duruyordu parmaklarim Ben de yayinliyordum.
    Sonra tepkileri de iyice koklayinca Olay biraz sizin aleyhinize oldu galiba :))

    YanıtlaSil
  3. Vay bee, sürükleyici! Bir şey sormak istiyorum karakterler neden yabancı acaba?

    YanıtlaSil
  4. Teşekkürler Bolat. Söyle ki yazmak istediklerim maalesef bizim kültürümüzde var olan seyler degil. Hal böyle olunca hikaye tamamen bizim üzerimizde aksa sanki inandırıcı olmazmış gibi geliyor.. Ornegin bizde sato yok. İlerledikce goreceksin ana konu bizim efsanelerimizde pek yeri olan bir konu degil. Yine de bir sekilde bizi de hikayeye yerleştirmeye çalışıyorum. Aynı soru daha önce de birkac kez soruldu. Sanırım bir sonraki hikayenin mekan ve karakterleri daha çok bizden olacak :)

    YanıtlaSil
  5. Ama olmaz ki boyle.
    en guzel en heyecanli yerinde kesip merak icinde birakiyorsun :)
    ya hic okumayip sen bitirdim diyene kadar bekleyecegim.
    ya da her bolum sonlandiginda HAYIIIIIIIIIIR diye tekrar tekrar sana soylenecegim.
    gene super olmus. hizla yazmani istiyorum hizla :)operim

    YanıtlaSil
  6. Ben de hep ve hizla yazmak istiyorum Z AMA biliyorsun iste yavaslatan muhtesem sebebi :)
    Yeni bolum yakinda :)
    Mua :)

    YanıtlaSil