25 Eyl 2012

"VAMPİRLER" - 11

Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu.  Bu, hiç bitmeyecek gibi gelen bir rüya mıydı bilmiyordu. Söyleyecek bir şey de bulamıyordu. Kulaklarında uğuldamaya devam eden ses sağlıklı düşünmesine engel oluyordu: "Yanılmıyorsun"  Alexander ya vampir olduğunu sanan bir kaçıktı ya da ... tabi ya! Bu, muhtemelen evi elinden almak için yaptıkları bir oyundu. İyi deneme seni ahmak diye düşündü bakışlarının takılı kaldığı siyah deri ayakkabılarından gözlerini hızla ayırırken. Oturduğu koltukta doğrulup kendinden olabildiğince emin bir şekilde, sessizce onu izlemekte olan Alexander'ın gözleriyle buluştu. Çok sinirliydi.

- Evi almak için uydurabildiğiniz yalan bu mu? Vampir olduğunuzu söyleyeceksiniz ben de korkup arkama bile bakmadan buradan kaçacak mıyım? Planınız bu mu Alexander? Evet biran aklım karıştı ve söyleyediğin şeyin gerçek olabileceğini düşündüm ama üzgünüm sadece biran sürdü. Buraya gelirken bana gerçekten ilgimi çekecek bir şeyler anlatabileceğini düşünmüştüm. Görüyorum ki küçük bir çocuğu kandıracak kadar iyi bir hikaye bile yazamamışsın. Buna kim inanır söyler misin? Aptala mı benziyorum?

Bettra sesini yükseltmiş, adama neredeyse avazı çıktığı kadar bağırmış, son günlerin stresini ve anlayamadığı onca şeyin üzerinde yarattığı gerginliği bu şekilde üzerinden atmaya çalışmıştı. Hem karşısında oturan adamın vampir olmadığına inanmak, olduğuna inanmaktan çok daha kolaydı.

- NEYE inanır Bettra? Alexander, kızın yükselen sesinden pek etkilenmişe benzemiyordu. Arkasına yaslanmış halde oturduğu koltukta keyfi gayet yerinde gibiydi. Gözlerini dikmiş Bettra'ya bakıyordu ve bir yandan da çenesinin altında birleştirdiği parmaklarıyla oynuyordu.

- Az önce bana vampir olduğunuzu ima ettin. Buna inanmamı bekliyorsan gerçekten kafayı yemişsin demektir. Acayip özelliklerinizin nereden kaynaklandığını bilmiyorum ama vampir diye bir şeyin olmadığını biliyorum. Sadece kurgulanmış hikayelerden ve senaryolardan ibaret bir canlı..

Bettra daha fazla dayanamayıp oturduğu koltuktan hızla kalktı. Tek yapmak istediği evinde sakince yaşamaya devam etmek ve yazmaktı. Bir de şu içinde bulunduğum duruma bak diye içinden bildiği tüm küfürleri sıralıyordu. Öfkeliydi. Kafası karışmıştı. Korkuyor ve kelimenin tam anlamıyla ne yapacağını bilmiyordu. Sadece uzaklaşmak istedi. Fakat henüz bir adım bile atamadan Alexander da kalkıp omuzlarından tutarak koltuğa geri oturmasını sağladı. Bettra şaşırmış ve korkusu daha da artmıştı. Bu kadar yakınındayken olduğundan çok daha büyük görünüyordu. Kasları gömleğinin altından bile belli oluyordu. Ve vampir olmaması tehlikeli olmadığı anlamına gelmiyordu.

Alexander kendi koltuğunu ayağıyla geri itip birkaç adım uzaklaştı. Aralarındaki mesafe kısaldıkça kızın hızlanan kalp atışlarını, gerginliğini ve artan vücut ısısını fark ediyordu. Ama Bettra henüz bunun asıl nedenini ve aralarındaki çekimi anlayabilmiş değildi.

- Senin konuşman bitmiş olabilir ama ben henüz bitirmedim dedi, davranışına kızdığını gösteren bir ses tonuyla. Aceleci davranıyorsun Bettra ve mantıklı düşünemiyorsun. Önce anlatacaklarımı bitirmeme izin ver. Sonra özgürce karar vermekte serbest olacaksın.

Bettra sinirle yerinde kıpırdandı. Hayatına dün zorla girmiş birinin onu eleştirmesi, davranışlarını yönlendirmeye kalkması dahası bir çocukmuş gibi onu itip kakmassı elbette sinir bozucuydu ve kabul edilir bir durum değildi. Bugüne kadar kimse ona böyle davranmamıştı. Bu adam kendini ne sanıyor gerçekten diye düşündü sıktığı yumruğunu koltuğun koluna vururken.

Alexander göz ucuyla Bettra'nın koltuğun kolunu yumruklayışını izledi. Kızın, bu yüzyılda yaşayan tüm   dişiler gibi ciddi bir eğitime gereksinimi vardı. Hepsi saygıdan yoksun ve iyi bir terbiyeye ihtiyaçları var diye düşündü.

- Şiddet yanlısı hareketler ve az önce saydığın o sokak serserisi küfürleri senin gibi genç bir bayana hiç yakışmıyor Bettra.

Bettra dayanamayıp  hızlıca ve bu kez daha büyük bir öfkeyle koltuğundan kalktı. Bağırıyordu:

-Siz bana ne yapıp yapmayacağımı söyleyemezsiniz bayım! Davranışlarımdan hoşlanmıyorsanız bu sizin sorununuz. Şatoyu zorla elimden almaya kalkan iki kaçıkla burada tıkılı kalmışken küfür etmek bence yaptığım en masum şey! Evimden sonsuza dek defolursanız sorun çözülür ve ikimiz de birbirimizden kurtulmuş oluruz, diyebildi sinirden kızarmış yüzüyle.

Kısa biran sessizlik oldu. Alexander durduğu yerden hiç kıpırdamadı. Ve Bettra üzerinde bir baskıyla kendisini koltuğa otururken buldu. Bu kez, gerçekten çok korkmuştu. Titremenin geri geldiğini fark etti. Kısık bir sesle 'neler oluyor', diye sorabildi ama başındaki uğultu öyle artmıştı ki cevabı duyabileceğiniden emin değildi. Alexander derin bir nefes aldı. Oldu beri bayanlarla arası iyi olmamıştı. Çok heyecanlıydılar. Çok sabırsız. Mantıksız. Telaşlı. Duygusal. Yani insanı zıvanadan çıkaracak bütün özelliklere aynı anda sahiptiler. Gözlerini kapatıp havadaki negatif elektiriği ve gerginliği olabildiğince azalttı. Tamamen yok olmasını istemiyordu. Doğruları öğrenmeye ve sindirmeye ihtiyacı vardı. Ve ancak ondan sonra gerçekten kim olduğu konusuna gelebilirdi. Hepsinden önce burada patronun kim olduğunu iyice anlaması gerekiyordu. Bettra'ya baktı. Çok inatçıydı ve dik kafalı. İçindeki ses işinin uzun süreceğini söylüyordu ama daha fazla bu çocukça pervasız hareketlerle de uğraşmak istemiyordu. Sabrını korumaya ve yavaştan almaya karar verdi.

- Az önce de söylediğim gibi konuşmamı bitirmedim Bettra. Ve ben bitirmeden koltuğundan kalkmanı istemiyorum. Pekala vampir değilsek sence ne olabiliriz? Ve nasıl oluyor da vampir olmadığımızdan bu kadar emin olabiliyorsun?

Alexander'ın  rahatlatıcı hareketi etkisini göstermişti. Uğultu yok olmuştu. Düşünebiliyordu. Hala gergin ve sinirliydi ama kontrolü yerindeydi.

- Ne olduğunuz hakkında bir fikrim yok. Aslında bir fikrim olması gerektiğini de sanmıyorum.

- Şu kızgın konuşmayı keser misin? Seninle düzgün bir konuşma yapmaya çalışıyorum Bettra. İçinde ne olduğumuz gerçeğini kabul ettiğini görüyorum sadece bunu dile getiremiyorsun. İnkar etmenin  hiçbirimize bir faydası yok. Türümüzden nefret etmediğini de biliyorum. Her zaman var olmamızı istemiyor muydun? İşte burada karşındayım.

- Türünüzden nefret etmek mi? Gerçekte var  olduklarını bilmediğin, sadece hikayelere konu olduğunu sandığın efsanevi bir türden nasıl nefret edebilirsin? Daha önce hiç bir vampirle tanışmadım tamam mı? Ben sadece hikayelerde okuduğum varlığı seviyorum. Beğendiğim hikayelerdeki varlığı elbette. Okuduklarımın ne kadarı sizin gerçekte nasıl olduğunuzla örtüşüyor bilmiyorum.

Gülümsedi. Bu, elbette gözlerine kadar ulaşan gerçek bir gülümseme değildi.

- Yine de haklısın bu biraz ironik bir durum. Her zaman dünyanın bir yerinde ya da pek çok yerinde hatta aramızda vampirlerin yaşadığını hayal ettim Şimdi karşımda vampir olduğunu iddda eden biri var ve ben olamaz diyorum. Gözlerimle görüp yaşadığım insanüstü özelliklerinizi de dikkate alarak buna hemen inanmam, boynuna atlayıp gerçek olduğunu biliyordum diye sevinç çığlıkları falan atmam gerekirdi değil mi? Gerçi kanla aranızdaki su geçirmez ilişkiyi düşünürsek boynuna atlamak iyi bir fikir olmayabilir.

Alexander gülümsedi.  Komik bir kızdı. Bu durumda bile espiri yapabiliyor olması onu gerçekten komik biri yapıyordu. Biraz toparlamış gibi görünüyordu ve bu durum Alexander'ı mutlu etmişti. Akıl sağlığını kaybetmiş bir eş, ona sonsuz karanlığında eşlik edemezdi. Bettra devam etti:

- Pekala diyelim ki, şuan gerçekten aklımı oynatmış olduğumu düşünüyorum,  siz vampirsiniz. Bunun benimle ne ilgisi var? Evi vampir olduğunuz için size geri vermem gerekiyor sanırım. Vermesem de nasıl olsa rahatlıkla almanın bir yolunu bulursunuz öyle değil mi?

-Bettra bu evin bizim için anlamını anladığını sanmıyorum. Bunu beklemiyorum da. Ama bizim, yaşadığımız yuva ve ait olduğumuz toprakla ilişkimiz insanlarınkinden farklı. Tüm hayatımız boyunca tek bir yuvamız olur. Ve yuvamız olmadan güvende ve huzurlu olamayız. Gücümüzü kaybederiz. Düşmanlarımıza karşı çok zayıf bir duruma düşeriz.

- Aklıma gelmişken hikayelerdeki gibi uzun yaşıyorsunuz öyle değil mi?

-Evet, oldukça.

- Kaç yaşındasın? Bettra duyacağı şeyden çekinerek sormuştu bu soruyu.

- 421

Alexander cevabının yaratacağı etkiyi tahmin edebiliyordu. Bunca yıllık ömründe vampir olduğunu öğrenen çok az sayıda insan olmuştu. Hepsi de eninde sonunda kaç yaşında olduğunu merak etmişti. Ve yaşı yapabildiği onca şeye rağmen her zaman en çok hayret duydukları şey olmuştu. Yine de Bettra'nın tepkisini merak ediyordu. Bettra pek göstermiyorsun der gibi dudaklarını büzdü. Alexander neredeyse kahkaha atacaktı.

- Pek de büyük sayılmazsın değil mi? Yani kitaplarda bin küsür yaşındaki vampirlerden söz ediliyor, dedi.

- Bin küsür yaşında olanlarımız da var evet ama sadece beş tane.

Bettra ne diyeceğini bilemedi. Doğruları söylüyor olma ihtimali var mı acaba diye düşünüyordu. 1000 yaş! Bir insan yani bir vampir 1000 yıl ne yapar ki? Bu yaşamak için çok uzun bir süre. İnsanlığın tüm evrimine şahitlik etmiş adamlar! Ne kadar çok şey öğrenmişlerdir. Hepsi nasıl akıllarında kalıyor peki? Soruların ve hayretle kurulmuş cümlelerin ardı arkası kesilmiyordu. Alexander sakinleşmesi için araya girmeye karar verdi.

- Devam edebilir miyim?

- Evet tabi. Oldukça ilginç şeyler anlatıyorsunuz ne de olsa. Her insanın duyamayacağı türden.

Alexander sık sık şaşırmazdı ama Bettra dünden beri bazen cesareti bazen de en gergin anlarda bile yapabildiği espirileriyle onu şaşırtmayı başarıyordu. Korkusu o kadar yoğundu ki neredeyse elleriyle tutacaktı. Yine de, tabi kendi yaptığı sakinleştirici etkilemenin de sonucunda, sakin kalmaya çalışıyordu. Bunda kendi karakterinin de etkisi vardı. Sinirli ve aceleci yapısını hızlı kararlar vermeyerek dengelemeye çalışıyordu. Alexander bu yanını sevmişti.

- Söylediğim gibi burası bizim yuvamız Bettra. Annem ve babam öldürüldükten sonra neyle karşı karşıya olduğumuzu, düşmanımızın kim olduğunu ve tam olarak neyin peşinde olduğunu öğrenmemiz gerekiyordu. Babam bölgemizin lideriydi ve yönetimi ele geçirmek isteyen biri onları öldürmek istemiş olabilirdi. Olayı çözene kadar Harmony'le kendimize geçici bir yuva bulduk ve buraya dönmemiz bir yüzyılımızı aldı. 
















15 Eyl 2012

"YANILMIYORSUN" - 10

Koridor boyunca tek duyulan ayak sesleriydi. Az önceki gerginliğin ardından hiç konuşmadan yürüyorlardı ama bu ikisi için de sorunmuş gibi durmuyordu. Hava şaşırtıcı derecede huzurluydu. Oysa Bettra'nın aklı öyle karışmış ve Harmony'e gürlemesinden o kadar korkmuştu ki görünenin aksine içinde hiç de sakin bir hava yoktu. Bir sürü düşünce kafasında darmadağın bir halde oradan oraya uçuyor gibiydi.  Titriyordu ya da öyle sanıyordu. Merdivenleri çıkmayı bitirdiklerinde uzun ve loş koridor boyunca ilerlemeye başlamışlardı. Kapalı kapılar ardında bir sürü oda vardı. Bunların, şimdi hangileri olduğunu hatırlamadığı, bir kaçına daha önce girmişti. Duvarlarda daha önce fark etmediği portreler asılıydı. Bir sürü eski insanın portresi. Aile resimleri olmalıydı. Ama hepsi erkekti. Koridorun sonunda bir kapı vardı. Kapı diğerlerinden daha büyük ve farklıydı. Biraz daha  eski moda gibiydi. Hatta antika. Aynı noktada sağa ve sola doğru başka iki koridor devam ediyordu. Kapının önünde durdular. Alexander kızın duyacakları karşısında ne tepki vereceğinden, bunlara hazır ollup olmadığından emin değildi. Hiçbir şekilde zarar görmesini istemiyordu. Öğreneceklerini sağlıklı bir şekilde sindiremezse hepsini hafızasından silmeye karar verdi. Tahmin ettiğinden daha kırılgan görünüyordu. Belki de herşeyi biranda anlatmamalıyım, diye düşündü. Hareketsiz ve sessiz kaldıkları bu an Bettra için çok tedirgin edici olmaya başlamıştı. Ona doğru dönmek için cesaretini topladı.

- Ne gösterecek ya da ne söyleyecekseniz biran önce başlayıp bitirebilir miyiz? Neden bilmiyorum ama, sanırım söylemiştim, doğu kanadında tedirginim.

Alexander aralarındaki kısa mesafeyi bir adımla kapatıp kollarından tuttu. Dokunuşuyla Bettra bu kez titrediğinden emindi. Bir çeşit histeriye kapılmış gibiydi, başı dönmüştü ve  ayakta durmakta zorlanıyordu. İçgüdüsel olarak kollarını yana doğru açıp silkelendi ve adamın ellerinden kurtuldu. Bir eliyle önünde durdukları kapıya dayandı ve panik halinde bana neler oluyor böyle düşündü. Titrediğinin farkında mıydı? Bunu bilerek mi yapmıştı? Bir insan bilerek nasıl böyle bir şey yapabilirdi ki? Titrediğini anlamamış olmasını diledi. Komik duruma düşmek istemiyordu.
Alexander az önce kapattığı aralarındaki mesafeyi yeniden açtı. Hızlı hızlı nefes alan Bettra'nın gözlerini bulabilmek için uzanıp çenesini tuttu. Gözleri loş ışıkta bile parlıyor, Bettra etrafı aydınlattığını düşünüyordu.

- Sakin ol. Sana bir daha dokunmayacağım ve sen de sakin kalacak ve sakin düşüneceksin. Heyecanlanmanı ya da tedirgin olmanı gerektiren bir şey yok. 

Çenesini bıraktı. Ve kelimelerin işe yaramasını izledi. Daha iyi görünüyordu. Daha huzurlu. Solgun rengi de yavaş yavaş kendine geliyordu. Artık az sonra duyacaklarına vereceği tepkiler konusunda daha endişeliydi. Telkininin işe yaramasını umdu. Fakat bunca yıldan sonra beklemeye daha fazla dayanamazdı. Beklediğinin o olduğundan emin olmak zorundaydı. Aslında oldukça emindi. Yine de teyit etmeliydi.
Bettra yeniden merak eder gözlerle bakmaya başlamıştı. Konuşacak mı acaba diye düşünüyordu.  Bir yandan da ilk kez kendisini burada bu kadar rahat hissettiği için şaşkındı. Düşünceleri sesiyle bölündü:

-Pekala.. Bu, babamın çalışma odasıydı. Annemle birlikte .... katledikleri yer. Ve aynı zamanda James'le hayat taşını bulduğumuz yer. 

Bettra yutkundu. Annesi ve babası öldürülmüş müydü? Burada mı? İçi biranda ona karşı büyük bir acıma ve şefkat duygusuyla dolmuştu. Kendi evlerinde anne ve babasını ölü bulmanın onu nasıl yaraladığını görebiliyordu. Ama Alexander'ın yüzünde içindeki acıya dair en ufak bir belirti yoktu. Tek gördüğü ifadesiz bir yüzdü. Acısına rağmen bunları böyle soğuk kanlı bir şekilde dile getirebilmesine şaşırmıştı. Üzgün olduğunu söylemek istiyordu fakat kelimeler boğazından bir türlü çıkmıyordu. Teselli amaçlı koluna dokunmak istedi. Sonra, az önce yaşadığı titremeyi düşünüp hemen bundan vazgeçti. Adam elektrik yüklü gibiydi.

-  Sana her şeyi burada anlatacağım. Merak etme her şey çok uzun yıllar önce oldu. Korkmanı gerektiren hiçbir şey yok. 

Kapıyı açıp içeri girdi ve eliyle Bettra'yı da içeri davet etti. Bettra derin bir soluk alıp yutkundu ve çekingen adımlarla odaya girdi.  Bunca oda varken neden burada konuşacağız ki diye geçiriyordu içinden. Anlattıkları yüzünden odaya karşı olumsuz duygularla dolmuştu.

- Aman Tanrım! Burası hayatımda gördüğüm en büyük kütüphane. Kaç tane kütüphaneniz var bu evde?

Odaya adım atıp etrafı görmesiyle fikri biranda değişmişti. Harika bir yerdi.

-Sadece iki. Biri bildiğin gibi koridorun baş tarafında sağda. Diğeri de burası.

- Burada bütün ülkeye yetecek kadar çok kitap var Alexander. Baban okumayı seviyormuş. 

- Babam bir araştırmacıydı. Hayatı araştırırdı. Güneşi. Canlıları. Ölümü ve sonrasını. Bazen günlerce buradan çıkmadığını hatırlıyorum. Araştırmaları için de dünyanın dört bir yanından kitap ve yazılar toplardı.

Bettra sabırsız gözlerle:

-Bakabilir miyim? diye sordu odanın dört bir tarafında yerden tavana kadar uzanan raflardan birine yaklaşarak.

-Elbette ama üzgünüm anlayabileceğini sanmıyorum. Hepsi bizim kendi dilimizde yazılmıştır.

-Sizin diliniz?

-Evet eski Rumence.

Bettra bu dili bilmiyordu.

- Pek bilinen bir dil değil. Bugün konuşulan Rumence'den de oldukça farklı. Dünya üzerinde bilen kişilerin sayısı sınırlı. 

-Sanırım seninle konuşmak için düşüncelerimi seslendirmeme gerek yok. Öte yandan bu yaptığın hiç hoş bir şey değil. İnsanların düşünceleri özeldir. Seninle paylaşmak istemediğim şeyler de düşünüyor olabilirim öyle değil mi? dedi kendinden emin ve azarlar bir ses tonuyla.

- O kadar yüksek sesle ve net düşünüyorsun ki küçük hanım, düşüncelerini duymamak için kulaklarımı tıkamam ve aklımı sana kapatmam yetmez. Binlerce kilometre uzağa bile gitsem hala duyabilirim gibi geliyor diye karşılık verdi Alexander yüzündeki ifadesiz maskeyi muhafaza ederek.

Bettra espri yaptığını düşünmüştü ama bu ifadesiz haliyle ne düşündüğüne emin olmak zordu.

- Ailene olanlar için çok üzügünüm dedi biranda. Az önce söyleyememişti ama işte şimdi düşünmeden biranda ağzından dökülüvermişti kelimeler. Odaya girer girmez kitapların büyüsüne kapılıp neredeyse sevinç kahkahaları atmış olmaktan ötürü utanç duyuyordu.

- Teşekkür ederim. Çok uzun aman önceydi ve gereken kısmen yapıldı. Yakında tamamen sona erecek.

Bu kez yüzüne kara bir gölge düşmüştü. Gözlerinde biranda beliren nefreti görmemek için kör olmak gerekirdi. Ailesine kim zarar verdiyse Bettra hiç şansları olmadığını düşünüyordu. Neden öldürülmüşlerdi? Gereken kısmen yapıldı ne demekti? Suçluların bir kısmı mı yakalanmıştı?

- Bizim dünyamızda adaleti biz kendimiz sağlarız Bettra. Başkalarının bunu bizim yerimize yapmasına ihtiyacımız yok. Bir suç işlersen cezasını çekersin. Er ya da geç. Yüzlerce yıl sonra bile olsa. 

Gözleri odanın ortasındaki çalışma masasının üzerinde duran beyaz renkli buzlu gibi görünen taşa dalmıştı. Bahsettikleri taş bu olmalıydı ama öyle değerli bir taşa benzemiyordu.

- Evet taş bu. Hayat taşı. Yüz yıllardır bizi yuvamızdan ayrı tutan taş. 

- Anlayamadım. Daha açık olur musun? Taşla burada olmamanızın ne ilgisi var? 

- Taş lanetlenmişti. Yani bir çeşit büyü yapılmıştı. Soyumuzdan gelen hiç kimsenin bir daha bu şatoya girememesi için. Burası bizim yuvamız Bettra ve bizler için yuva olmadan hayatta kalmak çok zordur. Ve hepimizin hayat boyu sadece bir yuvası olur. 

- Hala pek bir şey anladığımı söyleyemeyeceğim.

Bettra anlamaz gözlerle etrafına bakıyordu. Zorunda kalmadıkça ya da bilinçsiz olarak karşılaşmadıkça Alexander'la göz göze gelmemeye özen gösteriyordu. Alexander da şuanda başka yerlere bakıyordu.

- Harmony ve ben ava çıkmıştık. Yazdı ve annem hizmetlilerin hepsini ailelerinin yanına ziyarete göndermişti. O da babamla başbaşa vakit geçirmek istiyordu. Av uzun sürdü. Harmony'ye avlanmanın kurallarını öğretiyordum. Daha çok genç ve acemiydi. Aslında bunu annemle babamın yapması gerekirdi ama babam abisi olarak ona doğanın dengesini bozmadan ve vahşileşmeden nasıl avlanabileceğimizi  öğretebileceğimi söylemişti. Bu benim de hoşuma gitmişti. Kendimi daha yetişkin ve sorumlu biri gibi hissetmiştim.

Durdu. Bakışları çok uzakta bir yerlerdeydi. O günleri tekrar yaşıyor gibiydi. Bettra aynı anda doldurulup duvara aslımış bir oda dolusu hayvan kafası hayal edip ürperdi. Bu her şekilde vahşetti. Sonra yeniden Alexander'ın özel durumuna konsantre oldu.

- Bana bu detayları anlatmak zorunda değilsiniz. Acı çektiğini görebiliyorum ve bunu istemiyorum, dedi.

Alexander hayır anlamında başını salladı. 

- Acım yerini daha çok bir boşluğa ve öfkeye bıraktı. Dediğim gibi çok uzun zaman oldu. Öldüklerini duyar duymaz (Alexander yok olduklarını hissetiklerini vurgulamamayı tercih etmişti) bütün tehlikeye rağmen, katillerin bizim peşimize de düşeceklerini biliyorduk, buraya geldik fakat evimize giremiyorduk. Tüm kapıları, pencereleri gizli girişleri denedik hepsi büyülenmişti. Onları son bir kez görme şansımız bile olmadı. Öylece birden bire hayatımızdan yok oldular. Ama bize saldıran kimse de olmadı. Hiçbir şey yoktu. Ailemiz, evimiz ve o güne kadar olan hayatımız birden bire yok olmuş elimizden alınmıştı. Evet günahsız yaratıklar değildik ama bildiğim hiç kimseye böylesi bir zarar vermemiştik. O gün, bunu bize yapanlardan intikamımızı alacağıma yemin ettim. Henüz bitmedi ama dediğim gibi büyük kısmı halloldu. Tamamlanması için tek bir adım kaldı.

Bettra tüyleri diken diken olmuş hareketsizce dinliyordu. Bu şimdiye kadar duyduğu en inanılmaz ve dramatik hikayelerden biriydi. Bir şeyler söylemesi gerektiğini düşünüyor ama yine ne diyeceğini bilemiyordu. Konuşmalarını Alexander yönlendiriyor gibiydi ve aklının bir köşesinde bütün bunların evi satmasıyla olan ilişkisini merak etmeden duramıyordu.

- Oturmak ister misin, diye masanın bir tarafında duran iki koltuktan birini gösterdi. Bettra oturunca o da karşısına oturdu.

- Olayların bundan sonrası senin için biraz karmaşık olabilir. Elimden geldiğince dürüst ve basit bir şekilde anlatacağım. Bu son birkaç gün de yani bizimle tanıştığından beri önce Harmony ve sonra bendeki farklılıklar dikkati çekmiştir..?

Cevabını bildiği bir soru sormuştu. Her şeyi olabildiğince sindirmesini istiyordu. Bettra'ysa işte başlıyoruz diye düşündü ve söyleyeceklerini korkuyla karışık bir merakla beklemeye başladı.

- Ee evet. Çok hızlısınız. Yani Harmony çok hızlı hareket edebiliyor. Düşündüklerimi söylemesem de ikiniz de söylemişim gibi cevap veriyorsunuz. Ve sanırım sizin bir çeşit hipnoz yeteniğiniz var. Dün gece uyumam konusunda.. dedi, beni zorla uyuttunuz dememek için. Büyüleyici güzelliklerinden de söz etmemeyi tercih etti. Bu haliyle de dünyanın en kibirli ikilisi bunlar olabilirdi.

- Peki bütün bunlar sana ne ifade ediyor Bettra?

Bettra bir kez daha yutkundu. Ne düşünebilirdi ki? Ya da düşündüklerini nasıl söylecekti? Daha önce hiç böyle yetenekleri olan biriyle tanışmamıştı. Aklına gelen tek seçenek vampir olduklarıydı ki bunun da gerçek olmasına imkan yoktu. Var olmayan bir şey gerçek olamazdı. Bettra çocukluğundan beri vampir hikayelerine ilgi duyar ve gerçek olmalarını dilerdi ama her aklı başında insan gibi var olmadıklarını bilirdi. Bu sırada aklından geçenleri okuyabildiğini hatırladı. Onu duymuş olmalıydı. Korkuyla Alexander'ın gözlerine baktı. Ve konuşmadan telaşlı bir şekilde düşünceleriyle kendini ifade etmeye çalıştı. Deli olduğunu sanmasından çekiniyordu. Vampirler hakkında bir hikaye yazdığını, uzun zamandır yaptığı araştırmalar dolayısıyla kafasının bu konuyla fazla meşgul olduğunu, saçmaladığının farkında olduğunu düşündü. Adam annesi ve babasının öldürüldüğünü anlatıp onunla acısını paylaşmıştı. O ise aklından vampir olabileceğini geçiriyordu. İki seçenek vardı: Ya aptal ya da kaba biri olduğunu düşünecekti. İkisini de istemiyordu. Panik halinde düşünmeye devam ederken Alexander'ın sesini zihninde duydu:

- Dur. Böyle düşünmeyi ve panik yapmayı kes Bettra. Aklını kaçırmadan yaşamayı nasıl  beceriyorsun? Aptal ya da kaba değilsin. Yanılmıyorsun...

Ürperti omuzlarından başladı ve parmak uçlarına kadar vücudunun her noktasını sardı. Ses gitmişti. "Dur" dediği andan itibaren Alexander'ın yüzüne bakıyordu ve dudaklarını oynatmadığını görebiliyordu. Aklından geçenleri duyabildiği gibi onunla zihin yoluyla iletişim de kurabiliyordu. Aklına konuşuyordu. "Beni azarladı mı ?" diye sıkıntı duydu önce. Ardından son kelimesi uğuldamaya başlayan aklında asılı kaldı: "Yanılmıyorsun" ...