19 Eki 2012

"ODA HAPSİ" - 13

Zaman zaman aralarında oluşan bu uzun süreli sessizlikler gitgide daha anlaşılmaz ve sıkıcı olmaya başlamıştı. Özellikle Bettra için. Bir soru sormuştu ve basit bir cevap bekliyordu. Alexander bir vampirdi ve kendi cümleleriyle bir insan, iyi ya da kötü herhangi bir  vampirin yanında asla tam olarak güvende olamazdı. Bunu önemli ölçüde vampirlerin açken şiddetlenen hayvani dürtülerine ve öfkelerine bağlıyordu. O halde nasıl olurda Alexander'ın yanında başka hiç kimsenin yanında olamayacağı kadar güvende olurdu? Durum çelişkili görünüyordu. Ve doğal olarak Alexander'ın inandırıcılığını azaltıyordu. İçinde bir yerlerde bu tuhaf durumun biran önce sona ermesini bekleyen yanı ona inanmak istiyordu. Alexander yine aklından neler geçtiği hakkında en ufak bir ipucu bile vermeyen ifadesiz ve bir o kadar da etkileyici yüzüyle karşısında otururken Bettra işte tam da bunları düşünüyordu. Uzayan sessizlik artık bir uğultuya dönüşmüş ve neredeyse her saniye şiddetlenen bir baş ağrısına yol açmıştı. "Görünen o ki sandığımdan zor bir soru oldu. Ah Tanrım  o haklı. Bir vampirin yanında nasıl güvende olabilirim ki? Düşüncesi bile saçma. Hatta o kadar saçma ki Alexander bile durumu kurtaracak başka bir yalan bulamıyor" diye kendiyle konusuyordu giderek artan uğultu dalgalarının arasında. Sonunda yeryüzünün belki de en melodik sesini tekrar duydu:

-Bettra?

- Evet?

-Başından beri sana söylediklerimin içinde bir tane bile yalan yok. Önce buna inanmalısın. Beni farklı kılanın ne olduğuna gelince..

İlk kez Alexander'ın fark edilir biçimde yutkunduğunu gördü. Ve içinde, gel gitle birlikte alçalıp yükselen sular gibi sürekli artıp azalan bir korkunun yeniden en tepeye doğru çıktığını hissetti. Karşınızda  bilmem kaç yüz yaşında olduğunu söyleyen ve doğa üstü olduğu kesin birkaç yeteneğe sahip olduğunu  bizzat  gördüğünüz bir adam duruyor ve o yutkunuyorsa az sonra ağzından dökülecek kelimeler cadılar bayramında kurulan korku evlerinden bir parça daha korkunç olabiliyor! Neredeyse konuşmakta zorlandığını düşünecekti. Susuşunun yeni bir sessizlik dalgasının başlangıcı olmamasını diledi. Konuşmak, anlamak, anlaşılmak ve şatonun durumunu netleştirip artık bu odadan çıkmak istiyordu. Belki aralarında oluşan gerginlikten belki de burada kendisi dışında her şeyin neredeyse antika oluşundan odanın havası iyice ağırlaşmıştı. Şuan şatonun kapısından çıkıp biraz taze hava almak için neler vermezdi. İçeri ilk girdiğinde güzelliğiyle başını döndüren kütüphane şimdi üzerine geliyor gibiydi. Alexander'ın onun güvenliğini sağlama konusunda ki bu kendinden emin ve biraz daha devam ederse neredeyse takıntılı olduğunu düşüneceği tavrı için aklına bir iki neden geliyordu ama ikisi de birbirinden saçmaydı.. Aklından geçenleri neredeyse kelimesi kelimesine okuma huyunu bildiğinden, düşünebildiği bu saçma nedenlerden ötürü utanmıştı ama başka bir fikri de yoktu. Ya Alexander ondan gerçekten hoşlanmıştı, ki bir yanı bu hoşlanma işini kendi kendine uyduruyor olduğundan son derece emindi, ve bu yüzden ona zarar veremeyeceğini düşünüyordu, ki bu kadar kısa bir zaman içinde böylesi yoğun duygular besleyebilmesi de pek mantıklı değildi, ya da evi onlara geri vereceğini düşündüğünden bir çeşit minnet duyuyordu ve bu yüzden ona zarar vermek istemiyordu. Oysa Bettra bir yolu olsa Harmony'yi işe aldığı kara güne geri dönüp onu hiç aramamayı dilerdi. Dilerdi öyle değil mi? Böylece onu evine davet etmez o da abisini bir şekilde şatoya sokamazdı. Alexander... O bugüne dek gördüğü en muhteşem erkekti. Tabi sadece fiziksel olarak. Kişilik yönünden erkek olmayı çok önemsediği görünüyordu ve bu onu zaman zaman hayır çoğu zaman çekilmez biri yapıyordu. Sanki her şeyin sahibi oydu. Her konuda ki tek otorite. Her şeyi bilen, en doğrusunu, en iyisini. Her neyse bu, onunla birlikte olmayı göze alabilecek kadar kör olmuş bir zavallının sorunuydu. Doğrusunu isterseniz insan onun karşısında kendisini eksik hissediyordu. Güçsüz. Yetersiz. O kadar şeydi ki.. O kadar.. Kusursuz. Kim bu kadar kusursuz biriyle birlikte olmak isterdi ki? Duruşu... Bazen gözünün gördüğü her şeyin sahibi olduğunu bilen kibirli bir kral,  bazen karşısındakini heran bir lokmada yutabileceğini bilmenin verdiği bir özgüvenle hareket eden kendinden emin bir yırtıcı, bazen de saatlerce bıkmak bilmeden dinleyebileceğinizi düşüdüğünüz bir şair kadar romantik. Sesi... Ağzından çıkan her ses havada uyum içinde dans eden kelimelere dönüşüyordu ve etkilenmemek için kulaklarınızı tıkamanız gerekiyordu... Bu durumda bile sözlerinin büyüsüne kapılmayacağınız garanti edilemez. Ne dediğini anlamak için bütün varlığınızla çabalamanız gerekiyordu çünkü çoğu zaman söylediklerinin bir önemi olmuyordu. Sadece o sesi bir kez daha duyabilmek için duruyordunuz karşısında. Sonuç olarak Alexander birçok yönden Bettra gibi sıradan ve gerçekten basit bir kız için birkaç yüzbin gömlek üstündü. Geriye kalan tehlikeli, aşırı erkeksi ve tahammül edilemez olan yönlerdi ki bunlar da Bettra için hiç uygun değildi. Durum böyle olunca nasıl olup da Alexander'ın yanında güvende olabileceği hakkında mantıklı bir neden bulamıyordu. Gerçekten böyle bir neden varsa Alexander artık söylese iyi ederdi. 

Bettra aniden kendisini gözlerini kapatmış, havayı bütün varlığıyla ciğerlerine çekerken buldu. Islanmış toprak, çimen ve çam ağaçlarının harika kokusu etrafını sarmıştı. Tekrar tekrar taze havayı kokladı ve serinliğiyle ürperdi. Gözlerini açmasa bahçede olduğuna yemin edebilirdi. Bu sırada Alexander'ın ayak seslerini duydu ve gözlerini açtı. Boğulmak üzere olduğunu anlamış ve uzun odanın sonundaki camlardan birini açmıştı. İşte bu şuan minnet duyabileceği bir şeydi. Yine de hala buradan çıkmak istiyordu.

-Merak etme konuşmamız bitmek üzere. Az sonra seni odana götüreceğim ve harika bir uyku uyuyacaksın.

Ah işte klasik Alexander! Onunla ilgili altının çizilmesi gereken en önemli şeyleden biri çok tutarlı ya da inatçı olduğuydu. Başkalarının adına karar vermek en büyük hobisi gibiydi.

-Odama gitmek istediğimi nereden çıkardın? Buradan çıkmak istiyorum ama hatırlarsan burası hala benim evim ve içinde ne yapmak istiyorsam onu yaparım.

Alexander olduğu yerde huzursuzca kıpırdandı. Bettra'nın anlayamadığı bir şeyler oluyor gibiydi.

- Korkarım bir süre, misafirlerimizi sorunsuzca evlerine geri gönderene kadar, şatoda istediğin gibi hareket etmen mümkün olmayacak Bettra. Bu birkaç gün sürebilir.

- Sen neden söz ediyorsun? İznim olmadan buraya misafir davet ediyorsun ve ayak altında dolaşmamam gerekiyor öyle mi? Ah tabi ben de buraya sizi davet etmemiştim ama şimdi gördüğün gibi misafir muamelesi görüyorum! Misafirleriniz beni zerre kadar ilgilendirmiyor Alexander. Ama onları istemiyorum desem de durum değişmeyecek değil mi? Bu durumda ben burada önceden nasıl yaşıyorsam aynı şekilde yaşamaya devam edeceğim ve siz de misafirlerinizle ne işiniz varsa biran önce halletseniz iyi olur.

- Bu şekilde olmayacak Bettra. Kendi güvenliğin için odandan ve hatta gerekirse uygun bulduğum başka bir yerden ayrılmayacaksın. İki gün sonra gelecek konuklarımızın bir kısmıyla uzun saatler sürecek bir toplantıda olacağım. Yuvamıza geri döndüğümüz bildirilecek ve bölgemizin yeni lideri seçilecek. Bu süre boyunca güvende olduğundan emin olduğum bir yerde olacaksın.

- Benimle ilgili bu şekilde ebeveynimmiş gibi kararlar almaya hakkın yok. Kendi güvenliğimi sağlayabilirim. Madem güvende olmayacağımı düşünüyorsun misafirlerini başka bir yerde ağırlamaya ne dersin? Ayrıca buraya şatoyu size satıp satmayacağım konusunu netleştirmek için geldiğimizi sanıyordum. Neredeyse başka her şeyden bahsettik. Şatoyu size geri satacağımı söylemişim ve evin yeniden sahibi olmuşsun gibi davranıyorsun. Ve misafir davet ediyorsun. Düşündüm de sizin yuvanız olabilir ama burası artık benim de yuvam ve size satacak bir şeyim yok. Bence kendinize yeni bir yuva bulmalı ve biran önce buradan ayrılmalısınız.

Bettra aynı anda bunları söylememiş olmayı diledi. Alexander en başında başka bir yuvaları olamayacağını söylemişti. Ancak şatoyu satmak, geri vermek ya da buradan gitmek yapmak istediği şeyler listesinde yoktu. Öte yandan kendi evinde misafir gibi olmak da istemiyordu. Hiç tanımadığı insanlar ah hayır insan bile değiller! Vampirler evine girmiş şatonun gerçek sahipleri olduklarını söylüyorlardı. O da nereden aldığını bilmediği bir cesaretle onlara kafa tutuyor hayır diyordu. Bu durumun içinden nasıl çıkacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu. 

- Şatoyu bana geri satmak zorundasın Bettra. Başka bir çözüm yolu yok. Ben sadece bunun olması gerektiği gibi karşılıklı anlaşma yoluyla olması için uğraşıyorum. Diretsen de sonucun değişmeyeceğini biliyorsun. Ancak seni temin ederim buradan gitmek, alıştığın yaşam şartlarından vazgeçmek zorunda kalmayacaksın. Daha önce de söylediğim gibi burada dilediğin kadar kalabilirsin. Değişen tek şey evin yasal sahibi olacak. 

- Buna inanmamı nasıl söylersin? Daha şimdiden misafirlerinizin olacağını ve güvenliğim için odamdan dışarı çıkamayacağımı söylüyorsun. Burada sizinle birlikte yaşama fikrine de sıcak baktığımı söyleyemem. Bunu neden yapayım ki Alexander bana mantıklı bir sebep söyle. Lütfen. Çünkü bu karmaşa ve sorular  çok yakında beni delirtecek. 

Bettra ayağa kalkıp hızlı adımlarla Alexander'ın az önce açtığı büyük pencereye doğru yürüdü. Başını dışarı uzatıp gecenin sakinliğine karışmayı diledi. Dışarıda her şey çok daha kolay gibiydi. Bu dinginliğin onu da sakinleştirmesini ve bütün bu anlam veremediği karışıklığı ondan alıp götürmesini istedi. 

Alexander'ın hemen arkasında ki varlığını ancak konuştuğu zaman fark etti ve irkilerek geri döndü. Simsiyah gözlerinin içine bakarken ona istediği şeyi vermemek imkansızdı. Ne söylerse söylesin sonunda onun istediğini yapacağını hissediyordu ve bu kesinlikle onunla ilgili en korktuğu şeydi.

- Sana yaşattığımız bu sıkıntılar için çok üzgün olduğumu bir kez daha söylememe izin ver Bettra. Keşke başka bir yolu olsaydı. Ama bildiğim en mantıklı ve dürüst yol bu. İşleri senin için kolaylaştırabilir ve daha az karmaşık hale getirebilirim elbette ama bu düşüncelerini olduğu gibi yönlendirmem anlamına geliyor. Neden yaptığını bilmeden bir sürü şey yapman demek oluyor. Bunu isteyeceğini sanmıyorum. Senden sadece bana güvenmeni isteyebilirim. Biliyorum henüz tanıdığın üstelik insan bile olmayan birine güvenmek çok kolay değil ama zamanla aklında tek bir soru işareti bile kalmayacağına ve her şeyin hayal ettiğinin çok ötesinde güzel olacağına söz veriyorum. Sadece kendine ve bana biraz zaman ver. Döneli sadece üç gün oldu. Halletmem gereken çok şey var. Başta da şu bölge toplantısı geliyor. Ailelerin liderleri burada olacak. Şatoda bir insanın varlığını hissederlerse bunu onlara açıklamak zorunda kalırım ki henüz ikimiz de buna hazır değiliz. 

- Neye hazır değiliz Alexander? 

Tam bu sırada kapı bir kez kuvvetlice çalındı ve  Harmony içeri girdi. Bu kızı halinden memnun ve gülümseyen bir ifadeyle görmek anlaşılan herkese nasip olmuyordu.

- Gereksiz derecede uzun konuşmanızı böldüğüm için üzgünüm ama James zamanımızın azaldığını ve hazırlıkların tamamlanması gerektiğini söylüyor. Misafirlerimizin bazılarının bu beklenmedik toplantıyla ilgili hoşnut olmadıklarını da bilmek istersin sanırım.

Harmony, Alexander'ın az önce söylediği her şeyi ve daha fazlasını zaten bildiğinden emindi. O, burada bu insan kıza anlamsızca dert anlatırken aynı zamanda Harmony ve James'i ve hatta yakın civardaki her canlıyı kolayca dinleyebilirdi. İsterse zihinlerine girip konuşmalarına dahil olabilir, hoşuna gitmeyen  bir şey olursa müdahale edebilirdi. Yine de Harmony gelip neler olduğunu görmek ve  rahatsız etmek istemişti. Kıza gösterdiği bu apaçık ilgiden hiç memnun değildi.

Alexander kısa ama derin bir nefes alarak uzandı ve az önce esen kısa rüzgarın etkisiyle Bettra'nın yüzüne düşen bir tutam saçı omuzlarının arkasına, olması gereken yere koydu. Bu küçüçük dokunuş bile Bettra'nın vücüdundan bir titremenin geçmesine yetmişti. Kapıya doğru döndü ve koluna girmesi için kolunu uzattı. Bettra içinde koluna girmesini söyleyen çok net bir istekle karşılaştı ve ne olduğunu doğru dürüst anlayamadan kendisini Alexander'la kolkola Harmony'ye doğru yürürken buldu. Bir yandan her adımlarında Harmony'nin şaşkınlıka büyüdüklerini gördüğü gözlerine bakıyor bir yandan da göz ucuyla Alexander'ı kontrol edip ne söyleyeceğini merak ediyordu. Daha önce girişte yaşadıklarına benzer bir tartışmanın olmaması için dua ediyordu. Kapıya ulaştıklarında Alexander önce son derece sakin bir tonla Harmony'ye teşekkür etti. Ve ekledi:

- Bettra çok yoruldu. Onu odasına bırakıp döneceğim. Sizinle alt kattaki toplantı odasında buluşalım.

Harmony'nin yüzündeki memnuniyetsiz ifade katlanarak büyümüş yanına bir de şaşkınlıktan sonuna kadar açılmış ışıl ışıl bir çift göz eklenmişti. Hiçbir cevap vermedi.

Alexander eliyle kapıyı işaret ederek Bettra'yı odadan çıkardı ve Harmony'yi odada bırakarak koridorda ilerlemeye başladı. Odasına doğru yürüdükleri süre boyunca Bettra şuanda uyuyamayacağını, en azından misafirler gelene kadar evde istediği gibi hareket etmek istediğini söyledi. Alexander'ın bu bilinçli sağırlığı en sakin insanı bile sinirden deliye döndürebilirdi. Tek kelime etmiyordu. Hatta başka bir yerde gibiydi. Sonunda Bettra kolundan kurtulmaya çalıştığında kolunu rahatça yakalayıp  onu çekiştirerek yürümeye devam etti. Hala bir şey söylemiyordu.

-Neler oluyor Alexander? Neden konuşmuyorsun? Dilini mi yuttun be adam bir şey söyle! Sana söylüyorum! Ben odama gitmek istemiyorum. Mutfağa gitmeliyim. Acıktım tamam mı? Ah lanet olsun! Bu kara şatoyu aldığım o güne lanet olsun!

Alexander birden durdu. Dişlerini sıkıyordu. Gözleri dalgın bakıyordu. Başka bir yerde gibiydi. Ya da bir çeşit transtaydı. Ve şimdi Bettra'nın kolunu da sıkmaya başlamıştı.

-Bunu bir daha as la söyleme. Bu evde hiç kimse bir daha lanet okumayacak. Ve o günün hayatında nasıl bir yere sahip olduğu hakkında henüz hiçbir fikrin yok.

Bettra acıyla kolunu çekiştiriyordu.

-Bırak beni Alexander. Kolumu acıtıyorsun.

Alexander kafasını sallayıp kendine geldi ve hemen kolunu bıraktı. Aceleyle tekrar tutarken Bettra korkuyla kolunu geri çekmeye çalışmıştı.

- Çok üzügünüm. Bilinçli olarak yapmadım Bettra. Bırak da acını dindireyim.

Bettra çekinerek kolunu serbest bıraktı. Alexander bu kez kolunu incitmekten korkarak hafifçe tuttu. Bettra kolunda hafif, rahatlatıcı bir ısı hissetti. Ve acı gitmişti. Bu yönüyle kesinlikle ülkesindeki üfürükçülere ya da şifacılara benzediğini düşünerek içinden isteksizce güldü. Bunu neden yapmıştı ki?

- Sana bu şekilde cevap vermediğimde bilmelisin ki çok önemli başka bir şeyle ilgileniyorumdur. Bu her şey olabilir Bettra. Hayati bir şey bile olabilir. Bu yüzden ben bu şekilde sessizken üzerime gelmemeye ve eğer yapabilirsen (!) konuşmamaya çalış lütfen.

- Ah şimdi de suçlu ben mi oldum? Yanımda yürürken başka biriyle tartıştığını ya da aslında yanımda olmadığını nereden bilebilirdim söyler misin? Ben sadece bir insanım Alexander ve seni yanımda görüyorsam gerçekten yanımda olduğunu düşünürüm.

-Pekala bu senin hatan değil haklısın. Hakkımızda öğrenmen gereken çok şey var ama bunların hepsini sana bir gecede özellikle bu gece anlatamam. Hiç zamanı değil. Az önce acıktım mı demiştin?

Bettra küçük bir çocuk gibi sağ omuzunu silkti. Artık bir şey yemek istemiyordu.

-Açtım ama şimdi bir şey yemek istediğimi sanmıyorum.

Alexander bu küçük kaprisle pek ilgileniyormuş gibi görünmedi.

- Öyleyse odana gidebiliriz.

Bettra böyle zamanlarda ne kadar harika görünürse görünsün ondan nefret ettiğini hissediyordu. Karşısına geçip söylediği bu aptalca şeyler ve kaba davranışları için yüzünün ortasına okkalı bir şamar indirmek sitiyordu.

-Bettra ! Ne düşündüğüne dikkat et. Her zaman kontrollü davranamayabilirim.

Harika şimdi de açık açık tehdit ediliyorum dedi kendi kendine. Ve sinirle düşünmeye devam etti: Biliyor musun Alexander canın cehenneme! Ne desem boş öyle değil mi? Duvara konuşsam sonuç alma ihtimalim daha yüksek olur muhtemelen. Beni odama kitle ve git. Davranışlarına daha fazla tahammül edebileceğimi sanmıyorum.

Alexander gerginliğin uzamasını istemedi. Kız keçi kadar inatçı ve dik başlıydı ve kalan ömrü boyunca onunla bu şekilde uğraşmak zorunda olduğu fikri Alexander'ı korkutuyordu. Zamanla düzeleceğini ummaktan başka bir seçeneği yoktu. Havayı bir parça yumuşatmak için sesine zorlama da olsa biraz gülümseme ekledi.

-Ah! Beni tokatlamak isteyen sendin ama. Benim başlattığımı söyleyemezsin.

-Bu sadece lafın gelişiydi seni.. seni ..

Bettra lafın gerisini getirmedi. Ahmak adam demek istemişti. Hoş muhtemelen o da bunu biliyordu. Sonunda odasına gelmişlerdi.

-Ne kadar süre odamdan dışarı çıkmamam gerekiyor bay gardiyan?

- Öncelikle burada kalmanın önemini anladığını umuyorum. Bu durumdan ben de hoşnut değilim. Ama hem bir asırdır başı boş kalmış bir yığın önemli işle uğraşıp bir yandan da senin güvenliğini sağlayamam Bettra. Önümüzdeki iki gün güvenlik anlamında büyük bir sıkıntı yaşayacağını düşünmüyorum ancak gelecek misafirlerimizin hepsi insanlara karşı dost canlısı değiller. Bunu gerçekten anlamana ihtiyacım var.

Bettra kollarını önünde bağlamış evet tabi anlıyorum der gibi başını sallıyordu fakat sebebi ne olursa olsun kendi evinde bir odaya hapsedilmekten memnun değildi.

- Hapis falan değilsin. Önemli bir şey olursa ya da herhangi bir nedenle bana ihtiyacın olursa sadece seslen. Mümkün olan en kısa sürede burada olacağım.

-Burada olacak olman benim bu dört duvar arasında hala ne kadar olacağını bilmediğim bir süre boyunca kalmam gerektiği gerçeğini değiştirmiyor ama öyle değil mi?

Alexander onun vazgeçmeyeceğini biliyordu. Neden bunun hayati derecede önemli olduğunu göremiyordu? Her zaman sabırsız ve öfke kontrolü yaşayan biri olduğunu düşünmüştü ama şimdi kendine haksızlık ettiğini görüyordu. Hala büyük bir öfke patlaması yaşamamıştı ve bunca zorlamaya rağmen bu kadar sakin kalabiliyorsa bu son derece sabırlı biri olduğunu gösterirdi.

- Pekala saat sabahın üçü Bettra. Lütfen yat ve uyumaya çalış. Uyuyamayacağını düşünüyorsan yardımcı olabilirim.

-Hayır bunu istemiyorum .Uyuyamasam da kendimde olmak istiyorum. Evet ne zamana kadar?

Alexander bilerek onu kızdırmaya çalıştı ve her zaman ki gibi kesin başarı elde etti.

-Yarın akşama ne dersin?

-Delirdin mi sen? Akşama kadar burada kalamam.. Acıkırım, sıkılırım ayrıca çalışmak istiyorum. Belki çalışmak aklımı rahatlatmama yardımcı olabilir. Tabi becerebilirsem.

Alexander başını arkaya atmış şekilli güzel ağzı ve parıldayan dişleriyle gülüyordu. Eğleniyor gibiydi ama onu daha fazla kızdırmamak için çok uzatmadı.

-Pekala. Uyandığında bir şeyler düşünürüz olur mu?

-Beni delirtiyorsun Alexander. Biliyorsun değil mi?

Alexander uzanıp yeniden saçlarına dokundu ve hepsini nezaketle omuzlarının arkasına koydu. Yüzünde hınzır bir gülümseme vardı.

-Sanırım evet. Bunun oldukça farkındayım küçük hanım.

Bettra muhtemelen kızarmıştı ve bu şekilde yüzüne bakmamak için hızlıca içeri girdi ve kapıyı yüzüne örttü. Alexander dışarından "Sana da iyi geceler küçüğüm" diye seslenip  Harmony ve James'in yanına gitmek üzere ayrıldı. Elbette odayı bildiği tüm koruma büyüleriyle kapatıp güvence altına aldıktan sonra. Herhangi bir vampir onun izni olmadan asla bu odaya giremezdi. Uzaklaşan ayak sesleriyle Bettra'nın kalp atışları yavaşlamaya başlamıştı. Bu gece Alexander onu gelip aldığı zaman oturduğu koltuğuna geri döndü. Düşünmeye ihtiyacı vardı. Ve bu sefer çuvallamayacak bir kaçış planına...


Bettra 








8 yorum:

  1. Allahim, bu kiz bi sakin dursa olmuyor mu yaaaa! Adam anlatiyor iste..!!!

    YanıtlaSil
  2. Değil mı Basakcim? Ama yok bı çeşit keçi bu Bettra :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayir herif tas zaten, otur seyret ne biliim sarkintilik et filan, akli fikri evde :-))

      Sil
    2. Katılıyorum :)))

      Sil
  3. Güzel yazıyorsun Bettra "Islanmış toprak, çimen ve çam ağaçlarının harika kokusu etrafını sarmıştı. Tekrar tekrar taze havayı kokladı ve serinliğiyle ürperdi." kısmı bana Yaşar Kemal betimlemelerini hatırlattı :)

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Bolat,
    Aman efendim ne demek mi desem, ne desem bilemedim :)
    Ben deniz firinlarca ekmek yese.. yok yok yine de Usta gibi olamaz.
    Cok tesekkur ederim bu nazik yorum icin :))

    Sevgiler...

    YanıtlaSil