2 Eki 2012

"SENİ FARKLI KILAN NE?" - 12

Alexander susup biraz zaman vermeye ve Bettra'nın tepkilerini izlemeye karar verdi. Şuana kadar anlattıkları bile Bettra için üzerinde günlerce düşünebileceği kadar çok ve karmaşıktı. Artık onun beklediği insan olduğundan neredeyse emindi. Bu anlattıklarının yarısını duyup ya da yapabildiklerinin çok daha azına tanık olup deliren birkaç kişi olmuştu. Alexander bunu isteyerek yapmamıştı. Ve elbette hafızalarından kendisiyle ilgili anıları tamamen temizleyerek onları akıl sağlıklarına geri döndürmüştü. Bettra'yı zaman zaman sakinleştirmek ya da uyutmak zorunda kalmıştı ama bunlar küçük müdahalelerdi ve işin aslı bu kız durumla gayet iyi başa çıkıyordu. Geniş ve ilginç bir hayal gücü vardı. Birçok insanın güleceği türden bir hayal gücü. Ama şimdi bu işine yarıyor, Alexander'ın anlatıklarına inanmasını kolaylaştırıyordu. Yine de tedbiri elinden bırakmayıp yavaş ilerlemenin daha doğru olacağını biliyordu. İnsan beyni tuhaf bir organdı ve delilik saniyeler içinde gerçekleşebilen bir durumdu. Ona baktı. Aklında aynı anda o kadar çok düşünce vardı ki. Nası başa çıktığını merak etti. Vampirleri, Alexander ve Harmony'nin gerçekten birer vampir olduklarını, tehlikede olup olmadığını, İstanbul'daki akrabalarını ve arkadaşlarını, kötü bir şey olursa bundan çok geç haberleri olacağını, başına gelenlerden bir film yapılabileceğini, yazmaya çalıştığı hikayeyi ve şatoyu düşünüyordu. Alexander söyleyeceği hiçbir şeyin onu buradan vazgeçiremeyeceğini biliyordu. Ve bundan mutluydu. Vazgeçmesi her şeyi berbat ederdi. Aslına bakarsanız onu buraya getirmesi birkaç yılını almıştı. Bunu çok daha hızlı ve kesin sonuç alabileceği şekilde de yapabilirdi ama istememişti. Onu etkilemek değil uyandırmak niyetindeydi. Gerçek hayatına uyanmasını ve bunca zamandır onu beklediğini, kendisinin de farkında olmadan bunu yaptığını anlamasını istiyordu. Zordu ama en azından işte karşısında oturuyordu. İşi buraya kadar, onu en az şekilde etkileyerek getirebildiyse bundan sonrasını da yapabilirdi. İhtiyacı olan aslında çoktan tükenmiş olan sabrını biraz daha kontrol altında tutabilmekti. Irkının diğer erkekleri bu yaptığını bilseler onunla dalga geçerlerdi. Er ya da geç ortaya çıkması da mümkündü (Harmony, James ve eve gelecek diğerlerini düşündü)  ama umursamıyordu. Onlara göre tek yapması gereken önce, ona seslenmek ve yanına çağırmaktı. Sesine karşı çıkması imkansızdı. Bu nasıl desem bir çeşit buyruk gibiydi. Neden yaptığınızdan emin olamadığınız ama yapmak zorunda olduğunuzu düşündüğünüz bir buyruk. Ya da ona rüyalarında görünüp çağırabilirdi. Her neyse.. Bunu bir şekilde yapmıştı zaten. Uyurken aklına Amerika'ya gelme fikrini yerleştirmişti ve aracı olarak da babasını kullanmıştı. Bettra'nın bunun içinden gelen bir şey olduğunu düşünmesini sağlamıştı. Birinin onu çağırdığının farkında değildi. Geldikten sonra da gözlerine bakıp kayıtsız şartsız onun olması için gereken sözleri söylemesi, işi mutlak başarıyla sonuçlandırırdı. Ama Alexander bunun her zaman yanlış bir yöntem olduğunu düşünmüştü. Babası da annesini bu yolla elde etmişti. Bu durum ona göre eşleri bir çeşit kuklaya dönüştürüyordu. Her söylediğini sorgusuz sualsiz kabul edecek ve uygulayacak bir kukla. Ve bu hiç adil değildi. Vücudu, sesi, duruşu, dokunuşu ve her şeyiyle bir dişi için zaten yeteri kadar baş döndürücüydü. O, kelimenin tam anlamıyla muhteşemdi. Zekiydi. Karizmatikti. Güçlüydü. Ve evet biraz, pekala tamam oldukça kibirliydi. Fakat bu kibir bile bazen karşı tarafın ilgisinin uyanmasına neden olabiliyordu. O silahsız bir savaşçıydı. Tüm silahları doğaldı. Karşı konulması imkansızdı. Etkileyerek ya da etkilemeyerek. Bettra'nın ona baktığında neler hissettiğini, allak bullak olan düşüncelerini, ufacık bir dokunuşuyla titremeye başlayan minik bedenini görüyordu. Daha fazlasını  yapmasına gerek yoktu. Zaten sonunda onun olacaktı.  Sadece bunun en az müdahaleyle, elinden geldiği kadar doğal yollarla gerçekleşmesini istiyordu. 

İkisi de düşüncelere dalmıştı. Alexaner tekrar Bettra'nın zihnine odaklandı. Tanrım bu kadar çok şeyi birden düşünmek zorunda mı diye söylendi içinden. Şimde de kapıya bırakılan güllere takılmıştı. Alexander değilse kim diyordu. Aslında bu bir yandan da hayranlık duyulacak bir şeydi. Başkalarına göre felaket denebilecek bir durumda bile o her şeyi bir yana bırakıp daha sıradan konulara odaklanabiliyordu. Kim bilir aklını kaçırmasına da belki bu engel oluyordu. Şimdi Alexander da gülleri düşünüyordu. Kim buraya kadar gelip kapıya gül bırakma cesareti gösterebilmişti? Evin laneti ve yüzyıllar önce de olsa içinde yaşayanlar hakkındaki şüpheler kasabalıları genellikle bu ev ve civarından uzak tutardı. Bu onların da işine geliyordu. Yıllar korkuları unutturmuş olmalıydı. Ama gülleri göndereni bulduğunda onun, hayatının en büyük korkusunu yaşayacağı kesindi. Kimse onun kızına çiçek gönderemezdi. 

"Güller hala mutfakta mı? "

Bettra dalgın bakışlarını kaldırıp kafasını salladı. Neredeyse esneyecekti. 

"Güller mi? Sen yine aklımı mı okuyordun? Şundan vazgeçer misin lütfen? Mahremiyet diye bir şey bilmez misin sen?"

"Neredeler?" Alexander'ın bazen bu söylenenleri duymamış gibi takındığı tavır gerçekten sinir bozucuydu. Duymuyor muydu bu adam? Hayır aslında duyuyordu da işine gelmiyordu.

"Git ve kendin bul. İnanmayacaksın ama evimde vampirler var ve nasıl olduysa çiçekleri tamamen unutmuşum.  Nerede olduklarını hatırlamıyorum!"

"Bettra!"

"Hem onlarla ne yapacaksın söyler misin? Seni neden ilgilendiriyorlar? Onlar benim çiçeklerim ve  biliyor musun bulup yatak odama götüreceğim."

Bettra bunu bilinçli olarak söylemişti. Alexander'ın onunla ilgilendiğini hissediyordu. Çiçekleri gönderenin o olup olmadığını sorduğunda konudan rahatsızlık duyduğunu hissetmişti. Ve yaşadığı bunca gerilim yüklü olaydan sonra onun da biraz canının sıkılmasını istiyordu.

"Onları yatak odana falan götürmeyeceksin Bettra çünkü sen onları bulamadan çöpü boylamış olacaklar. Canımı sıkmaya çalışma. Başarırsan sonuç seni korkutabilir"

Sesi boğuklaşmış ve gözleri daha kara bakmaya başlamıştı. Bettra şimdi bu lanet koltuktan kalkmayı her zamankinden daha fazla istiyordu. Adamın en iyi yaptığı şey karşısındakini korkutmaktı. İşin kötüsü bunun için çok fazla çaba harcamasına da gerek olmuyordu. Konuyu değiştirmeye ve asıl üzerinde durması gereken konu hakkında konuşmaya karar verdi. Bu ikisi için de daha yi olacaktı. 

"Pekala. Biraz sizden bahsetsen? Ya da ben sorsam sen cevaplasan?"

"Neyi bilmek istiyorsun?" Sesi hala kızgındı. Ve gözlerini raflarda durdan kitaplara dikmişti. Bu kez Bettra, sesindeki öfkeyi duymazdan geldi. 

"Bir sürü şeyi. Nerede uyuyorsunuz mesela? Filmlerdeki gibi tabutlarda mı? Ya da toprağın içinde mi? Yoksa hiç uyumuyor musunuz? Beslenmek için gerçekten insan kanına mı ihtiyacınız var? Yani bu temel besin kaynağınız mı? Örneğin Twilight'ta, bu filmi biliyorsun öyle değil mi bugünlerde çok popüler?, vejeteryan vampir diye bir şey yazmıştı yazar. Yani sadece hayvan kanı içiyorlar. İnsanlardan beslenmiyorlar. Siz de böyle misiniz? Canın başka bir şey çekmez mi? Mesela koca bir kutu Häagen-Dazs? Sarımsak, haç, ayna, gümüş? Dünyayı ele geçirmek gibi fikirleriniz var mı? Üstün ırk olduğunuzu düşünüyor musunuz? Hayvanlarla konuşabiliyor musun? Ya da bir hayvana dönüşebiliyor musun? Uçabiliyor musun? Sise dönüşebilir misin mesela? Bir vampir bir insan için her zaman tehlike taşır mı? Yani iyi biri olduğunu düşünsen bile bir vampirle görüşmek her zaman risk taşır mı? Hepinizin üstün yetenekerli var mı? Hızlı olmak, düşünce okumak, etkileyerek istediğini yaptırmak gibi..? Ve tabi güneş? Gündüz dışarı çıkamıyor musunuz? Çıkarsanız birden kocaman bir alev topuna mı dönüşürsünüz yoksa yavaş yavaş mı yanarsınız? Göz yaşlarını elmasa çevirebilir misiniz gerçekten? Bir günün nasıl geçiyor? Siz de televizyon seyredip sinemaya gider misiniz mesela? Ya da ne bileyim zamanınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?"

Alexander kendini daha fazla tutamayarak birden kahkaha atmaya başlamıştı. Bettra sustu ve onu izlemeye başladı. Çok eğleniyor gibiydi. 

"Çok mu komik buldun? Her gün bir vampirle tanışmıyorum ve bildiğin gibi vampirler hakkında bir hikaye yazıyorum. Hakkınızda kitaplarda ve filmlerde geçen şeyler genellikle bunlar."

"Ah dur bir dakika Bettra! Su krizi atlatmama izin ver hahahaha! Sen hep böyle komik miydin? Normal bir insan için şok edici olduğu kesin bunca olayın arasından sıyrılıp nasıl oluyor da heyecanla bunları düşünebiliyorsun? Sakın bunlardan Harmony'ye bahsetme, gelecek birkaç yüzyıl dilinden kurtulamazsın. Hahaha"

Bettra'nın canı sıkılmıştı. Onunla dalga geçiyor gibiydi. Acaba aptalca sorular mı sormuştu? Ama Alexander o kadar içten kahkalar atıyordu ki Bettra da neredeyse kahkaha atmaya başlayacaktı. Normalde kendiyle, kusurları ve bitmek bilmez sakarlıklarıyla dalga geçmeyi severdi. Yine de şuanda sorularına kahkahalarla gülen Alexander'ın karşısında kendisini biraz komik ve aptal gibi hissetmişti ve içinden gelmesine rağmen gülmek istemiyordu. Haklı olduğu bir konu da vardı. Niye böyle tuhaf tepkiler veriyordu? Aslında buna tepkisizlik demek daha doğruydu. Korkuyordu ama bu olması gerektiği gibi kaçıp gitmesine yetecek, aklını kaçırmasına neden olacak türden bir korku değildi. Söyledikleri gibi gerçek birer vampirlerse hayatı tehlikede olmalıydı. Burası yuvaları ve burada olmadıkları zaman gerçekten güvende değillerse evi onlara geri mi satması gerekiyordu? Birazcık aklı olan ve iyi yürekli birinin böyle yapması gerekirdi değil mi? Ama Bettra şatodan ayrılmak istemiyordu ki! Burada kalıp vampirlerle birlikte de yaşayamazdı. "Tanrım çıldıracağım bir çıkış yolu göster lütfen!" diye içinden yakarmaya başlamıştı. Her zaman olduğu gibi dürüst ve direk olmaya karar verdi.

- Pekala hakkımı başka bir soru için kullanmak istiyorum. Hayatım tehlikede mi? Ve şatoyu size hala satmak istemiyorsam ne olacak?

Alexander'ın hala sırıtan yüzü ciddileşti. Bakışları Bettra'nınkileri yakaladı. Yeşil gözleri, kahverengi iri dalgalı saçları ve pamuk gibi beyaz teniyle gerçekten etkileyiciydi.  Ve Alexander'a hissettikdiklerinden kesinllikle habersizdi. O, olduğunu sandığı şeyden çok daha fazlasıydı. Daha güzel, daha akıllı, daha cesur... Kendini önemsemiyordu. Sıradan ve basit olduğunu düşünüyordu. Oysa sıradanlıktan çok uzaktı. Alexander, cevap bekleyen gözlerinin ardındaki korkuyu, endişeyi, merakı hepsini görebiliyordu. Bettra sonuç odaklıydı. Korksa da, hatta korkusundan ölse de önce durumu bütün detaylarıyla bilmek istiyordu. Bir vampire bile kafa tutabiliyordu. Alexander cesur yanını sevsede bu kadarının çok da akıllıca olmadığının farkındaydı.

-Ben diğer soruları cevaplayarak başlamak istiyorum dedi dudaklarının kenarında beliren çarpık gülümsemesiyle.

- Sorularımı o kadar komik bulduysan yanıtlaman gerekmiyor. Artık merak da etmiyorum.

- Ah hadi ama. Meraktan öldüğünü biliyorum. Öncelikle bilmen gereken bizim de insanlar gibi olduğumuz. Yani nasıl bütün insanların iyi ya da bütün insanların kötü olduğunu söyleyemezsek bizim için de böyle bir genelleme yapamayız. Bizim de iyilerimiz ve yoldan çıkmışlarımız var Bettra.

- Sadece kan içmeniz bile sizi insanların gözünde yeteri kadar kötü yapıyor ama, diye araya girdi Bettra.

- İnsanlar da zevk için hayvanları katlediyor. Kürkleri için onları canlı canlı taşlara vurarak öldürüyor. Biraz para için düşünmeden karşısındakini öldürebilecek insanlarla dolu sokaklar. Ama bu bütün insanlar canidir dememize yetmiyor öyle değil mi?

Bettra sessiz kaldı. Haklıydı.

- Biz ihtiyacımız olduğu ve başka türlü hayatta kalamayacağımız için kan içiyoruz Bettra. Böylece sorularından birini yanıtlamış, temel besin kaynağımızı doğrulamış oldum. Başka bir şey yemeyiz ya da içmeyiz ve birkaç yüzyıl sonra canımız başka hiçbir şey çekmez. Çünkü çok sevdiğimiz şeylerin bile tadını unutmuş oluruz. Sadece kana açlık çekeriz. Ve bu bizim için aynı zamanda bir nasıl desem bir zevk kaynağı. En sevdiğin yiyeceği yediğinde yaşadığın zevki, duyduğun hazzı düşün ve bunu yüzle çarp. Kan içtiğimizde hissettiğimiz şey yaklaşık olarak böyle bir şey. Ama asla tam olarak değil.  Zorunda kalırsak hayvan kanıyla da beslenebiliriz fakat insan kanının yerini hiçbir şey tutamaz. Ve normal şartlar aştında hiçbir vampir hayvan kanını tercih etmez. Yani vejeteryan vampir bahsettiğin yazarın muhteşem hayal gücünden başka bir şey değil. Bu arada Edward'dan hoşlandığını, azımsayarak söylüyorum!, biliyorum. Ama o sümsük vampirde ne bulduğunu bir türlü anlayamıyorum.

Bettra şaşırmıştı. Hakkında daha neler biliyordu kim bilir? İnsan yani vampir yani işte her neyse evinde yaşayan birini iyi tanımalı herhalde. Özellikle evini ondan yasal olmayan yollardan geri almak istiyorsa! Ne olursa olsun en sevdiği karaktere laf ettirmeyecekti.

-Edward sümsük falan değil bay Alexander. Sadece sizin anlayamayacağınız kadar kibar ve anlayışlı bir erkek vampir.

Alexander kahkahalarla gülmeye başladı.

- Sen sen gerçekten komik bir kızsın Bettra. Ondan öyle söz ediyorsun ki bilmeyen, yaşayan biri olduğunu düşünür! Yine de o sümsüğün teki üzgünüm.

Bettra yeniden sinirden kudurmaya başlamıştı. Her seferinde bir laf edip ya da kaba saba davranıp onu delirtmeyi başarıyordu. Ve aklından geçenleri kesinlikle tartıp düşünmeden söylüyordu. Buraya daha çok beni deliye çevirmek için gelmiş olmalı, diye düşündü. O da aklına geleni söylemeye karar verdi, madem böyle oynuyordu..

- Senin kadar kaba ve maço olmayan erkekleri sümsük diye tanımlamak tam da senin tarzın gibi görünüyor! Birini gerçekten seviyorsan onun sevdiği ve önemsediği şeyleri de seversin. Ve tercihlerine her zaman saygı duyarsın. Ancak sen kendini zorlama bunlar senin anlayabileceğinin ötesinde oldukça ince davranışlar!

Nokta. Vaoov bütün bunları bir solukta ve azarlayarak mı söylemişti? Alexander'ı azarlamak ilk defa yaptığı bir şey değildi fakat bu kez hak edip etmediğinden emin  değildi. Galiba biraz ağır konuşmuştu. Hepsi onun suçu diye düşünürek artık yorgunluktan ve zamansız uyku düzeninden iyice aşağı düşmüş omuzlarını silkti. Beni afet kardeşiyle birlikte o kadar gerdiler ki kendim gibi davranamıyorum. Biraz abartmış olabilirim ama suçu kendisinde aramalı! Söyledikleri elinde olmadan aklında bir kez daha yankılanırken Alexander'ın hala gülümseyen bir suratla kendisine baktığını fark etti.

- Beni kaba ve maço olarak tanımlamana üzüldüm. Böyle biri olduğumu düşünmüyorum. Sadece bir erkek gibi davranıyorum. Ne kadar evrimleşirsek evrimleşelim ben oldukça eski bir zamandan geliyorum Bettra. O zamanlar işler böyle yürümüyordu. Çok daha basitti. Ve bilgin olsun küçük hanım hangi zamandan gelirse gelsin gerçek dünyada hiçbir erkek sevdiği kızın gözlerinin önünde başka bir erkekeği öpmesine izim vermez.  Buna saygı duymaz. Bunun düşüncesine bile tahammül edemez. Hele ki söz konusu olan bir vampirse bunu hayal bile etmek istemezsin. Sonu iki erkekten birinin acılı ölümüyle biter. Anlayacağın senin yazar bu noktada oldukça kötü çuvallamış.

Son cümlelerini söylerken yüzünde o sıcak gülümsemesinden eser kalmamıştı. Yaşadığı bir olayı hatırlamış gibiydi. Kim bilir belki de..

- Hayır şimdiye kadar böyle bir şey yaşamadım Bettra. Sadece söylediklerini düşünüyordum. Birini gerçekten sevsen bile bütün tercihlerine saygı duymayabilirsin. En azından benim için durum böyle görünüyor... Bu beni senin gözünde kaba ve maço yapsa bile..

Bettra o anda düşündüklerinin ve söylediklerinin Alexander için sandığından daha önemli olduğunu gördü. Tam olarak emin olmamakla beraber hakkında düşündükleri onu üzüyor gibiydi. İçinde kendisine ait olmayan sıkıntılı bir çekiş duyduğuna yemin edebilirdi..

Alexander konuyu daha fazla uzatmayıp kaldığı yerden devam etmeyi tercih etti.

- Edward'ı artık ait olduğu hayal dünyasına geri gönderelim ve senin yaratıcı sorularına devam edelim olur mu? İyi olanlarımız sadece beslenme amaçlı olarak insanlardan yararlanır ve onları öldürmez. Kötü olanlarımız genellikle besin kaynağını tamamen kurutur. Yani öldürür. Ve hiçbir pişmanlık duymaz. Biz de insanlar gibi evrim geçiriyoruz Bettra. Ancak yine de bir insandan çok bir hayvan gibi davranırız. İçgüdülerimiz çok kuvvetlidir. Çok iyi duyar ve iyi koku alırız. Bir panter gibi koşabiliriz. Ve en az onun kadar yırtıcı olabiliriz. En vahşi zamanlarımız ilk dönüştüğümüz zamanlar olur. İyi bir ailede doğmuşsak doğanın dengesini koruyarak beslenmeyi, yoğun duygularımızı, büyük açlığımızı, öfkemizi kontrol etmeyi öğrenir, kısa zamanda büyük ilerleme kaydedip olabildiğince evcilleşiriz. Güneşe çıktığımzda alev topuna dönmeyiz Betra. Ama uzun süre gündüz güneşine maruz kalamayız. Karanlık ortamları tercih ederiz. Cildimiz güneş ışığına karşı çok hassastır ve yıllar geçtikçe bu hassasiyet artar. Uzun süre öğle güneşinde kalırsak ciddi yanık sorunu yaşarız. Fakat tekrar karanlığa döndüğümüzde kendiliğimizden iyileşiriz. İlk vampiler tabutlarda uyumuşlar ama  dediğim gibi biz de sizin gibi zamanla gelişip değişiyoruz ve modern dünyanın olanaklarınından faydalanıyoruz. Kapalı olduğunda içeri zerre kadar ışık sızdırmayan perdeler var artık. Birçoğumuz geniş ve rahat yataklı odalarımızda bunları tercih ediyoruz. Daha temkinli olanlarımız uyumak için hiç penceresi olmayan karanlık odalar tercih ediyorlar ki bu bana da her zaman daha güvenli gelmiştir. İnsanlara ölümü çağrıştırsa ve korkunç gelse de toğrağın içinde de gayet huzurlu bir uyku çekebiliriz ve kendimizi çok daha iyi hissederiz. Yaralı ya da güçsüzken toprağın içinde uyumak daha kısa zamanda iyileşmemize yardımcı olur. Sarımsak, haç ya da gümüş bize zarar vermez. Ve bildiğin bütün ibadethanelere girip dua edebiliriz. Ne kadarı kabul olur tartışılır elbette...

Alexander konuşmaya başladığından beri ilk kez gözlerini Bettra'nınkilerden ayırmıştı. Başını koltuğa yaslayıp gözlerini tavana diktiğinde Bettra biran boşluğa düşmüş gibi oldu. Ve tekrar Alexander'a bakma ihtiyacı hissetti. Gözleri bilinçsiz olarak onu takip edip tavana bakmaya başladı.

- Bazen sonunda gerçekten öldüğümüzde bizi neyin beklediğini merak ediyorum. İçimde iyi şeylerin de olabileceğine dair bitmek bilmez bir umut var.

Bettra bakışlarını tavandan ayırıp tekrar ona baktı. Belki de çığlık çığlığa buradan uzaklaşmak istememesinin nedeni kötü biri olmamasıdır, diye düşünüyordu. Bir vampir olması onu bir canavar yapmazdı değil mi? Söylediği gibi öyle insanlar vardı ki canavar yanında melek kalırdı.

- İyiler için her zaman umut vardır, diyebildi nasıl teselli edeceğini bilemeden.

Alexander da bakışlarını tekrar aşağı indirdi. Bu kez onu serbest bırakmış göz hapsinden çıkarmıştı.

- Nerede kalmıştık? Hah evet dünyayı ele geçirmek! Bu gerçekten filmlerden alıntı bir cümle oldu! Dünya zaten bizim Bettra. Sizden her bakımdan çok daha güçlüyüz. Daha zeki. Daha hızlı. Daha, daha, daha. Ve bunu resmen ilan etmeyecek kadar da zekiyiz. Çünkü sayıca insanlardan çok daha azız. Bazen bazı müdahalelerde bulunuyoruz ama dengeyi bozamayız. Her şeyin normal akışında olması gerekiyor. Üstün ırk olduğumuzu ve insanların bize hizmet etmesi gerektiğini düşünenlerimiz elbette var ama bunun hepimizin fikri olduğunu söyleyemem. Yaşımıza, bilgimize ve ruhsal gücümüze bağlı olarak uçabiliriz. Ya da başka herhangi bir canlıya dönüşebiliriz. Kulağa masalsı geliyor biliyorum ama bazılarımız bunların hepsini gerçkeleştirebilecek kadar şanslı. Hepimiz değil. Bunun için zaman ve engin bir bilgi birikimi gerekiyor. Bir vampir bir insan için ne kadar iyi olursa olsun her zaman tehlikelidir. Açken ya da öfkeliyken davranışlarımızı kontrol etmemiz çok güçleşir ve sağlam bir iradeye sahip olmamız gerekir. Akıllı bir insanın yanımızda kendini her zaman  garantiye alması gerekir. Bu nasıl olacaksa? Hepimiz akıl okuyabiliriz. Hızlıyız. Güçülüyüz. Fakat yine tıpkı insanlarda olduğu gibi hepimiz farklı konularda bir diğerimize göre daha başarılı olabiliriz. Göz yaşları ve elmaslar ? Bunu duymak hoşuna gitmeyecek muhtemelen ama üzgünüm şimdiye kadar bunu yapabilen bir vampirin varlığından haberdar olmadım. Hımm sanırım sorularının hepsini yanıtladım.

Bettra'nın yüzünde biraz şaşırmış biraz korkmuş biraz endişeli karışık bir bir ifade vardı. İçinde aynı anda hissettiği farklı duygular yüzüne de yansıyordu. Bütün bunları gerçekten merak ederek ve heyecanla sormuştu. Aldığı cevaplar elbette kolay inanılır gibi değildi ama şimdi tek düşünebildiği sonradan sorduğu iki sorunun cevabını alabilmekti. Tehlikede olduğunu az önce birinci ağızdan öğrenmişti. Burayı uzun zamandır yaşıyormuş gibi seviyordu yine de şimdi biranda yaşama iç güdüsü daha baskın gelmişti. Karşısında muhtemelen dünyanın en yakışıklı adamı duruyor ve şaşırtıcı biçimde onunla ilgileniyordu ama bunun da bir önemi varmış gibi görünmüyordu. Sadece normal yaşamına geri dönmek, daha çok bir fantastik bir film senaryosunu andıran bu ortamdan uzaklaşmak istiyordu. Gözlerini tavana dikip sakinleşmeye ihtiyacı vardı ama bunun şuanda bir işe yaramayacağından adı gibi emindi.  Kalp atışları yeniden hızlanmaya, vücut ısısı artmaya başlamıştı. Uzun ve derin nefesler alıp vererek sakinleşmeyi denedi. Alexander haklı çıkmaktan nefret ediyordu. Ve neden tehlikede olduğunu söyledim ki diye hayıflanıyordu. Müdahale edip yoğunlaşan duygularını hafifletmezse Bettra için durum şimdiye kadar olduğundan daha kötü olacaktı. Alexander şifalı nefesini Bettra'ya doğru usulca üfleyip bir kez daha sakinleşmesine yardımcı oldu. Kalp atışları yavaşladı, nefesi normal hızına geri döndü. Hala cevapları duymak istiyordu.

-Burada benim yanımda olduğun sürece sana kimse zarar veremez Bettra. Tehlikede değilsin.

- Ama sen bir vampirsin öyle değil mi? Az önce bir insanın, bir vampirin yanında hiç bir zaman güvende olamayacağını söyledin..

- Evet bu doğru ama bu durumun bazı istisnaları olabilir. Bir başka vampirin hatta şuanda Harmony'nin yanında bile tam olarak güvende olamayabilirsin. Ama benim yanımda başka hiçbir yerde olamayacağın kadar güvendesin. Evi satmayı isteyip istememen bu durum üzerinde bir değişiklik yaratmıyor.

- Neden ya da nasıl senin yanında güvende olabiliyorum söyler misin? Seni farklı kılan ne?

Fiziksel olarak ihtiyacı olmadığı halde bu kez Alexander derin bir nefes alma ihtiyacı hissetti. Ne söyleyecekti? Doğduğu andan beri onu beklediğini, ona zarar verirse yaşamasının mümkün olmayacağını nasıl söyleyecekti?


8 yorum:

  1. Geldim, okudum, gidiyorum :-)

    YanıtlaSil
  2. Gorusurz Basakcim :) Hep gel :)

    YanıtlaSil
  3. VAAAAAAAAAAAAUV!
    hadi devam et...
    taslaklarin varsa onden yolla!
    supersin betram:)

    YanıtlaSil
  4. Cooook tesekkur ederim Z :) Sen de harika bir moral kaynagisin ;)

    YanıtlaSil
  5. Bu vejeteryan vampir olayinin olmamasi guzel olmus. :) Ayrica twilightta vampirlerin yataklari yoktu sanki, yatmazlarmis falan dememis miydiniz? Yanlis hatirliyorsam ucuncu kez seyrettirirsin sen kesin. :) Bir de bu vampirler nece konusurlar? Hangi ulkeye giderlerse o ulkenin dilini mi konusurlar? Opuyorum seker!

    YanıtlaSil
  6. Ole'cim hosgeldin :) Evet itiraf ediyorum bu vejeteryan vampir durumu bana da cok mantikli gelmemisti. Haklisin Twilight vampirleri uyumuyor AMA bu da bana pek mantikli gelmiyor. Bu yuzden benim vampirlerim misil misil uyuyacak :) Vampirlerin Ana dilleri Rumence yani anavatanlari Romanya'da konusulan dil. Uzun yasamlari beraberinde insanlara gore cok daha fazla konuda bilgi sahibi olmalarini da getiriyor. Hayranlik uyandirici degil mi? :) Ve her Dili olmaSa da pek cok Dili konusabiliyorlar. elbette Ingilizce bunlarin basinda geliyor.
    Filmin son iki bolumunu Z ile Cuma aksami tekrar seyrettik :) Kulaklarini cinlattim Ole olsa komedi filmi tadinda olurdu diye :) SenInle izlemenin tadi baska :) Gel artik :( Sevgiler...

    YanıtlaSil
  7. Bu Romanya'daki Dracula satosunda mi dogmuslar acaba? Ben ucuncu bolumu izlemedim daha, size sakladim yorumlarimi ;)

    YanıtlaSil
  8. Himm ben soyle dusunuyorum: Koken vampirler Romanya dogumlu. Sonra zamanla tipki insanlar gibi onlarda dunyaya yayilmislar. Fakat sayica az olduklari icon anavatan duygusundan kopmamislar. Sonuc olarak artik hepsi Romanya'da dogmuyor AMA Romanya'lilar :)
    Bu durumda Seninle ucuncu ve dorduncu bolumun ilk yarisini izleyecegiz demektir :) Son bolum kasimda yayinlanacak. Sanirim sen gelmeden yayinlanacak olur. Onu da izleriz :)

    YanıtlaSil