25 Kas 2012

OYUN - 14

Koltuğunda oturmuş kapanmamak için son mücadelesini veren göz kapaklarını açık tutmaya çalışıyordu. Bembeyaz kocaman yatağına girip kafasını yastığına huzurla gömebilmek için neler vermezdi? Oysa kan çanağı olmuş gözleri ve uykusuzluğun getirdiği iyice ağırlaşmış düşünceleriyle bunu en son ne zaman yaptığını bile kesin olarak hatırlayamıyordu. Bir gün mü, iki gün mü yoksa üç gün önce mi..? İlk kez kendini buraya bu kadar yabancı hissetmişti. Huzurla uykuya dalamayacak kadar yabancı. Bir başkasının evinde misafir ya da adına ne denir bir çeşit tutuklu gibiydi. Ve böyle hissetmesine neden Constantinescu ailesinden nefret etmeye başlamıştı.  Her şey o kadar çabuk olmuştu ki... AKoltuğunda oturmuş kapanmamak için son mücadelesini veren göz kapaklarını açık tutmaya çalışıyordu. Bembeyaz kocaman yatağına girip kafasını yastığına huzurla gömebilmek için neler vermezdi? Oysa kan çanağı olmuş gözleri ve uykusuzluğun getirdiği iyice ağırlaşmış düşünceleriyle bunu en son ne zaman yaptığını bile kesin olarak hatırlayamıyordu. Bir gün mü, iki gün mü yoksa üç gün önce mi..? İlk kez kendini buraya bu kadar yabancı hissetmişti. Huzurla uykuya dalamayacak kadar yabancı. Bir başkasının evinde misafir ya da adına ne denir bir çeşit tutuklu gibiydi. Ve böyle hissetmesine neden Constantinescu ailesinden nefret etmeye başlamıştı.  Her şey o kadar çabuk olmuştu ki... Anne ve babasını düşünmeye başladı.. Onlara her zaman ihtiyacı vardı ama en çok şimdi.  Varlıkları bir şekilde hala devam ediyorsa ve onu görebiliyorlarsa ne düşünüyorlardı acaba? Annem deli gibi endişeleniyor ve babam da öfkeden deliye dönmüştür mutlaka. Anne! Baba! Beni duyuyorsanız lütfen ne yapam gerektiği konusunda bana bir işaret verin. Çünkü hayatımda ilk kez gerçekten ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. İçimde hepbir ağızdan konuşan o kadar çok ses var ki! Hangisini dinlemem gerektiğini bilmiyorum. Ah baba! Gittin ve ben büyümek zorunda kaldım.  Önümdeki yolların hiçbirinin sonunu göremiyorum. Hiçbir şeyden emin değilim. Olamaz dediğim birçok şey oluyor ve bu sırada benim için doğru ve yanlış arasında duran o koyu renkli çizgi tamamen silikleşmiş durumda. Her şey daha çok gri gibi... Her şey aynı zamanda hem koca bir yanlış hem de koca bir doğru gibi. Bir yanım ne olursa olsun buradan çıkmamı ve polise gitmemi söylüyor. Ama içten içe bunun çok akıllıca olmadığını ve hiçbir işe yaramayacağını hatta işleri çok daha kötü bir duruma sokacağını da biliyor.. Onlara ne diyeceğim ki? Memur bey şatomda birkaç vampir var ve şatomu benden zorla almak istiyorlar mı? Ah! Muhtemelen bana tuhaf ve gizleyemedikleri bir gülümsemeyle bakıp, sorgulamadan akıl hastanesine gönderirler.. Diğer yanımsa bunu yapmayı kesinlikle istemiyor. Bunu bir çeşit ihanet olarak görecek kadar karışık ve saçma bir ruh halinde! İçten içe tüm aptallığıyla bu olanlardan hala iyi bir şeyler çıkacağını umuyor. Ve başka bir yanım bir şey yapmadan bütün bu olan biteni kabul etmenin hiç de bana göre bir davranış olmadığını bağırıyor. Evet hiçbir zaman bir başkaldıran ya da asi olmadım. Hatta fazla uysal olduğum bile söylenebilir. Ama bütün bunları nasıl kabul edebilirim? Ve tanrı aşkına! Neden içimde bir yerde sus ve sana söylediklerini yap diye zıp zıp zıplayan ağzı açık bir budala dolaşıyor? O kızı tanıyor muyum? Tehlikeden, belirsizlikten, bilinmeyenden korkan ve hatta nefret eden ben o kızla hayatım boyunca gerçekten hiç tanıştım mı? Yoksa bu ilk karşılaşmamız mı? Tanrım ne yapmam gerekiyor? Susup beklemek ve neler olacağını görmek beni bir korkak mı yapar yapar yoksa yeterince (!) akıllı biri mi? Karşımda durup bana bu odadan çıkmamamı söyleyen ve hatta nerdeyse bunu emreden adamın bir vampir olduğunu hatırlarsam belki de korkmak o kadar da tuhaf bir duygu sayılmaz! Bunları düşündüğü anda birkez daha harekete geçmek hayatının en aptalca hamlesi gibi görünmüştü.

Uyku o kadar ağır basmaya başlamıştı ki gerçekten uyanık mıydı yoksa bütün bunları rüyasında mı düşünüyordu emin değildi. Uyumamak ve her şeyin kontrolünü yitirdiğini hissederken en azından ayakta kalmak için direniyordu ama dayanacak gücü kalmamıştı. Zihinsel olarak bu kadar yorgun olduğu başka bir zaman hatırlamıyordu. Dayanamayıp kollarını göğsünde birleştirdi ve başını koltuğun sağ tarafına yaslayıp tatlı uykusunun güçlü kollarıyla onu bir sis bulutunun içine çekip teslim almasına izin verdi. Korkulu ama bir o kadar da gönüllü bir teslim oluştu bu. 

Su, ona geri dönmesini söylüyordu. Odasının camından bahçeye bakıyordu. İçerisi sadece mum ışığıyla aydınlanıyormuş gibi loş ve bahçe zifiri karanlıktı. Bahçenin bitimi orman olmasına rağmen ışık doluydu ve Su o ışığın içinden endişeyle ellerini ona uzatmış gelmesi için yalvarıyordu. Onu çok özlemişti. Çocukluğunu, lise yıllarını ve sonrasını birlikte geçirdiği tek dostuydu. Her şeyini  paylaştığı tek insan. Anne babasına bile söyleyemediklerini söyleyebildiği, bütün günü birlikte geçirip akşamları da saatlerce telefonda konuştuğu, ağladığında onu güldürmek için her türlü şaklabanlığı yapan, neredeyse bütün Avrupa'yı birlite gezdiği can dostuydu. Mutfakta yeni tarifler yaratmak için geçirdikleri ve çoğu ne olduğu belirsiz bir yiyeceğe bakarak kahkahayla biten eğlenceli saatler, arka arkaya izledikleri filmler, çılgın gibi ve sonu hep kan ter içinde biten danslar, bıkmak nedir bilmedikleri yaratıcı makyaj denemeleri, sabah koşuları, gece yarısı kahvaltıları, günün ilk ışıklarıyla sona eren sohpetler, yaz tatilleri... Bütün bir ömrünü Su'yla geçirmiş gibiydi. O bir arkadaştan çok daha fazlasıydı. Hiç sahip olmadığı kız kardeşi gibiydi. Anne babasından sonra sahip olduğu tek akrabası gibi. Ondan uzakta o kadar yalnız hissediyordu ki. Ne demeye bu lanet yere gelmişti sanki. İstanbul çok daha güvenliydi. Çok daha bildik.. Koşup boynuna sarılmak ve kendini bırakmak istedi. Hıçkırıklarla ağlamak, arkadaşının şefkatli kollarına sığınmak bütün olan biteni anlatmak ve ne yapması gerektiği konusunda fikrini almak istiyordu. Yalnızlığını onun yanında unutmak istiyordu. Diğer yandan görünmeyen onlarca kol onu arkasından çekiştirip buraya bağlıyormuş gibiydi. Tüm zorluğuna, karmaşasına ve hatta korkunç yanına karşın bir yanı buradan gitmeyi istemiyordu. Kapıdan dışarı adımını atsa pek çok sorunu arkasında bırakacak ama aynı anda pek çok yenisiyle başbaşa kalacaktı. Ve hissedeceği yalnızlık şimdiye kadar hissetiklerinin yanında hatrı sayılır derecede büyük olacaktı. Nedeninden emin değildi ama damarlarında dolaşan kanın her damlası bu duyguyla çağlıyordu. Gidemezdi. Bunlar zor zamanlardı ama bu hırçın deniz elbette sakinleşecek ve yeniden billur gibi bir suya dönüşecekti. Kalmayı istemek için kendine itiraf etmediği bir neden daha vardı. Güçlü bir neden. Kalan her şeyi bir şekilde daha az önemli yapan bir neden: Alexander. Ve bunu kendine rüyasında itiraf etmek uyanıkken olduğundan çok daha kolaydı. 

Kollarını bağlamış, ayaklarını koltuğun üstüne karnına çekmişti. Üşüyordu. Bu üşüme hissiyle uyandı. Kollarını oğuşturmaya başladı. Ne kadar zamandır bu koltuğun üzerindeyim acaba diye düşündü. Hala çok uykusu vardı. Koltuğun üzerinde uyumaktan tutulmuş kollarını ve bacaklarını gererek kalktı ve sarsak adımlarla yatağına gitti. Uykunun artık dayanılmaz olan ağırlığına rağmen yatağa kot pantalonuyla girmek istemedi. Dönüp dolabına gitti ve raftan temiz bir pijama çekerek üzerini değiştirdi. Temizlik ve detarjan kokusu sıradan, basit ve rahatlatıcıydı. İçine çekip bu sıradanlıkla rahatlayarak yatağa geri döndü. İşte şimdi yeni bir korku ve endişe dalgası onu esir almadan tatlı uykusuna geri dönebilirdi. Bu kez rüyasız olmasını diledi.

Tak! Tak!

Tak! Tak! Tak!

Gerindi. Ve hala kapalı kalmak için ısrar eden göz kapaklarını zorla açmasıyla kısması bir oldu. Odasının yılmaz güçlü bekçilerini kapamadığı için oda ışıkla dolmuştu. Sabahları tahammül edemediği şeylerden ikisi bir aradaydı: Uyandırılmak ve ışığa maruz bırakılmak! İsteksizce kulak kesildi. Kapı çalınıyordu.

Tak! Tak! Tak!

Ah.. Henüz yeni bir "Aman Tanrım!" olaylar zincirine hazır değildi. Neden hep olmadık zamanlarda rahatsız ediyorlardı ki? Kapı bu kez daha ısrarcı ve sert bir şekilde çalındı.

TAK!

Uyku sersemliğiyle bu tek ve sert çalış yüreğini ağzına getirdi ve kalbi hızla koşmaya başlarken yorganı ayaklarıyla üzerinden itip kendini yataktan hızla dışarı attı. Merak, endişe, heyecan ve korku yine aynı anda hücum etmişti ve bu çoklu duygu selinden bitap düşmüş olarak en küçük seslerinden biriyle:

-Evet? diyebildi.

Alexander daha fazlasını beklemeden içeri girdi. Beklemekten sıkılmış ve neredeyse bekletildiği için kızmış bir surat ifadesiyle bakıyordu. Koyu mavi, üzerine oturup kaslı bacaklarını sarmış  kot pantalonu ve yukarıdan bir kaç düğmesi açık bırakılmış beyaz gömleğiyle olması gerekenden çok daha etkileyici görünüyordu. Gördüğü manzara karşısında aklı başına gelmiş Bettra bir yandan üzerindeki bir başka su yeşili pijamasının askılarını düzeltmek bir yandan da saçlarını toparlamaya çalışmakla meşguldü. Göz temasından olabildiğince kaçınıyordu. Ah kim bilir ne çeşit bir felakate benziyorum! Umarım içinden sağ çıkılabilecek cinstendir!

Alexander gülümsedi. Ve keyifle kafasını sallamaya başladı.

- Günaydın gün ışığı. Endişelenme sanırım bundan sağ çıkabilirim.

Sağ elini alnına götürmüş ve kısılmış muzip gözlerle bakmaya başlamıştı.

Şimdi de gün ışığı mı oldum? Ah tabi küçük hanımlıktan vardığım noktayı düşünürsek hiç fena sayılmaz. Yalakalıkta sınır tanımıyorsunuz bayım! Yine de anlayamıyorum. Onun gibi biri bana neden gün ışığı diyor ki? Hiçbir açıdan bunu söylemesi mantıklı değil.. Işık da güneş de ta kendisi! Sabahın bu saatinde bile böyle parıldayan başka birini tanımıyorum. Aynı anda utançla gözlerini kapatıp içinden sıkı bir küfür geçirdi. Bunu yapmaktan vazgeçmeliydi. Aklıdan geçirdiği her şeyi duyabiliyordu ve onunla ilgili düşüncelerini paylaşmak istediği en son kişi oydu. Ama yine yapıyordu işte! Hiçbir şeyi gizleyememek berbat bir histi. Bu durumda konuşmama ne gerek var ki? Nasıl olsa hep aklımda! Rahatsızlığını göstermek için bunu gerçekten denemeye karar verdi. Henüz hiçbir şey düşünmemişti ki Alexander her zamanki gibi önce davrandı.

- Sesini duymayı tercih ederim Bettra. Aklında olmak bazen can sıkıcı olsa da eşsiz. Yine de sesini duyamamak fikri beni geriyor. Lütfen konuş.

Bettra içinden pis pis sırıtarak susmaya devam etti. Öncelikle size de günaydın Alexander. Ve burada ne arıyorsunuz? Yapmanız gereken önemli işleriniz olduğunu hatırlıyorum.. Bunu neredeyse sitemle düşünmüştü ve bu nereden çıktığını bilmediği sitemine bir anlam veremedi. İçinde bir yerlerde birileri henüz farkında olmadığı bir işler çeviriyordu. Ve bu biraz yo yo oldukça sinir bozucuydu. Madem o benim mahremiyetime saygı duymuyor ben de onun o göklerdeki egosunu beslemekle zaman harcamayacağım. Alexander sözünün dinlenmemesine alışık biri değildi. Bu yüzden onun da kendisi kadar rahatsız olmasını dileyerek düşüncelerinin karşılık bulmasını bekledi. İçindeki sırıtışın yüzüne de yansımasına izin verdi. Bekledi. Bekledi. Ve kollarını bağlamış sırıtarak ona bakarken sonunda Alexander'ın da onunla oynadığını anladı. Susuyordu. Vazgeçmeyip sinirle düşünmeye devam etti: Aman ne güzel! Siz beni sesli ya da sessiz gayet net duyabiliyorsunuz ama ben konuşmaşsanız sadece koca bir sessizlikle başbaşa kalıyorum. Gerçekten çok adil! Birden konuşmayıp sadece düşünürken değişen yüz ifadesini fark edip kendi kendine güldü. Çok komik görünüyor olmalıyım. Ses yok ama kaşı gözü oynayan bir kız var. Hahahah ! Bunları da duyduğundan emin olmasına karşın Alexander'ın surat ifadesi değişmemişti. Komik bulmuşa benzemiyordu. Kızgın da görünmüyordu. Ya da rahatsız olmuş.. Daha çok merak eder gözlerle bakıyordu. Bettra kendi kurduğu oyunda pes eden kişi olmamak için susmaya devam ediyordu. Fakat kazananın kendisi olmayacağı çok açıktı. Ne yaparsanız yapın Alexander aklımı kitap okur gibi canınız her istediğinde açıp okumanız beni rahatsız ediyor. Ve bu duruma bir son vermeniz için ben de her fırsatta elimden geldiğince sizi rahatsız etmekte sakınca görmeyeceğim. Eşit şartlarda olmadığımız çok açık ve o kayaya benzeyen yüzünüzde en ufak bir duygu kırıntısı göremesem de sizin de rahatsız olduğunuzun farkındayım. 

Alexander gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Açtığında gözlerinde beliren koyuluğu görmek için aynı odada olmaya gerek yoktu. Yaratacağı etkinin bilinciyle henüz neyle oynadığının farkında olmayan bu küçük asi kıza doğru yavaş adımlarla yürümeye başladı. Artık bu kaya görünüşlü sert çizgili yüzün ne hissettiği çok açıktı: Kızgındı. Ve aralarındaki birkaç metre mesafeyi uzatmak için olabildiğince yavaş harekeret ederek ona doğru yaklaşıyordu. Bettra önce çenesini dik tutup etkilenmemiş gibi yapmayı denedi. Ama Alexander'ın ona doğru attığı her adımında içindeki bütün organlar titremeye ve neredeyse korkuyla sağa sola kaçışmaya başlamışlardı. Aralarında ki mesafe henüz çok da yakın değilken iç güdüsel ve farkında bile olmayarak tam dört adım geri gitti. Ve dizleri yatağına çarptığında gelebileceği son noktaya bu kadar çabuk ulaşmış olmasına lanet ederek önünde bağladığı kollarını sıkmaya başladı. Kaçabilmeyi diledi. Kalbi küçük bedenine hiç uymayan ve neredeyse kaldıramayacağı bir hızla atmaya başlamıştı. Neden bu kadar korkuyordu ki sanki? Ve neden her seferinde başını belaya sokmaya bu kadar istekliydi? Yetersiz insani yetenekleriyle yapabileceği en fazla onu kızdırmak oluyordu ve sonra da bunun sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyordu. Şimdi bunu daha iyi anlıyordu ama anlamak için geç kalmıştı. Zaman, içinde baş döndürücü bir hızla akarken dışarıda geçmek bilmiyordu. Ve Alexander bir türlü ona ulaşıp ne söyleyecekse söyleyip bu işkenceye bir son vermiyordu. Bir filmin en heyecanlı sahnesini ağır çekimde izler gibiydi. Kurbanı oynayan zavallı da kendisiydi. Sanki bir uçurumun kenarındaydı ve arkasında duran el onu bir türlü aşağı itmiyor bunun yerine yaşattığı korkunun zevkini çıkarıyordu. Her salise artan heyecan nefes alışverişlerine de yansımıştı. Göğsü hızla inip kalkıyor ve nefes alışverişleri bariz bir şekilde duyuluyordu. Alexander'ın yüzüne şimdi ikinci bir ten gibi yerleşmiş bu kızgın ifadeden nefret ediyordu ve hissettiği pişmanlığın bunu bir nebze de olsa hafifletmesini diliyordu. Nihayet durdu. Bettra şimdi artık hareket etmeyen ayaklarına bakıyordu. Durdukları için mutluydu. Ne olursa olsun sonuna gelmişti. Bu, sonsuza dek sürecekmiş gibi gelen korkulu bekleyişten çok daha net ve iyi bir duyguydu. Alexander sağ ayağını yere vurmaya başladığında nasıl olduğunu anlamadı ama ona bakması gerektiği hissetti. Başını yavaş yavaş kaldırıp şuan karşısında olmamaları için her şeyi yapabileceği bir çift kömür karası gözle buluştu. Bu kadar yakınındayken o kadar da kötü görünmüyorlardı. Aslında sadece etkileyiciydiler. Hem de çok! İçinde dayanılmaz bir şekilde bu alev almış gibi görünen gözlere bakma isteği belirdi. Duyduğu rahatsızlığa rağmen gözünü ondan alamıyordu. Oda hareketlenmiş etraflarında dönmeye başlamıştı ve onu düşmekten alıkoyan tek şey gözleriyle kurduğu temastı. Aralarındaki fazla yakın mesafeye rağmen Alexander bir kez daha ona doğru hareket etti ve Bettra elinde olmadan yatağa oturdu. Şimdi o muhteşem, kara denizden dizlerine düşmüştü. Tekrar başını kaldırmaya cesaret edemiyordu. Bu kadarı çok fazlaydı. Kalbinin artık yavaşlaması gerekiyordu yoksa bir kriz geçirmesi an meselesi olacaktı. Alexander sağ ayağını tekrar yere vurana kadar elleri iki yanında yataktan destek alarak dizlerine bakmayı sürdürdü. İşte şimdi yeniden o kara denize girmesi gerekiyordu. Başını kaldırdı. Sonunda daha çok kusursuz bir tanrı heykelini andıran yüzün dayanılması belki de en güç yeri, dudakları, hareket etmeye başladı. Ne derse desin ve ne kadar korkarsa korksun sonunda onu duyabildiği için mutluydu.

- Belki de artık bazı şeyleri netleştirmenin vakti gelmiştir Bettra. Ben, senin açından üzücü olsada, böyle oyunlarla pes ettirebileceğin biri değilim. Bunu şimdiye kadar anlamış olmanı bekliyordum. Ve benimle böyle küçük oyunlar oynamandan hiç hoşlanmıyorum. Sana konuşmanı rica ettiğimde kendi iyiliğin için bunu düşünmeden uygulamanı öneririm. Ve susmanı rica ettiğimde susmanı. Aksi halde işler kontrolden çıkıyor ve her ne kadar istemesemde burada bu konuşmayı yapmak zorunda kalıyorum. Seni duyabiliyorum çünkü bu benim yeteneğim. Rahatsız edici olabildiğini kabul ediyorum ancak kendimi sana özellikle kapatmazsam, ki emin ol artık bunu istemezsin, düşüncelerini duymamam mümkün olmaz. Elbette ileride pratik yaparak aklını bana kapatabilirsin ama bunun için zamana ihtiyacın var ve dürüst olmam gerekirse bunu yapmanı tercih etmem. Buraya önce kahvaltı ya da sanırım saat itibariyle artık akşam yemeğin için aşağı inebileceğini ve sonra da hala istiyorsan çalışma odanda çalışabileceğini söylemek için gelmiştim. Son derece olumlu duygularla.  Ama şimdi bunları yapmana izin vermeli miyim emin değilim. Beni çok kızdırıyorsun ve bu düşüncesiz hareketlerinle yanında ben olmadan evinde içinde sana vermeyi planladığım kadar özgürlükle bile baş edebileceğinden emin değilim. Şuanda bu evde üç tane vampirle birlikte yaşıyorsun Bettra! Harmony ve James'in sana zarar vermelerini beklemiyorum ama karşındakini çok zorlayan bir yapın var. Ne yapacağını kestiremiyorum bile! Oyun oynamıyoruz ve senin mantıklı davranmana ihtiyacım var. Bir de misafirler geldikten sonra da evde istediğin gibi dolaşmaktan söz ediyordun. Bu zaten izin verebileceğim bir şey değildi ama az önceki yersiz davranışınla olmayan ihtimali bile ortadan kaldırmayı başardın. Cumartesi akşamı burada olacaklar ve o lanet toplantı bitip herkes evine dönene kadar sen G&G den dışarı adım atmayacaksın. Bundan sonra sana söylediklerimi kendi CAN GÜVENLİĞİN için Bettra, fazla düşünmeden sadece yapacaksın. Ve gitmeyi, kaçmayı, daha akıllıca planlar yampak için boşa vakit harcamayı bırak. Gitmene izin vermeyeceğim anlıyor musun? Kaçmayacaksın. Bir şekilde kaçmayı başarırsan da seni bulurum ve o zaman bunu hiç yapmamış olmayı dilersin Bettra.

Durdu. Ve söylediklerinin istediği etkiyi yaratması için birkaç saniye bekledi.

- Bölgemdeki diğer ailelerin liderleri benden gerçekten etkileyici ve ikna edici bir konuşma bekliyor. Aksi halde babamın liderliğini geri alamam. Bunun yanı sıra ailemizin liderliği geri almaması için elinden geleni yapacak misafirlerimiz de olacak. Tüm bunlar senin için yeni ve fazla anlaşılmaz biliyorum. Ama artık burada benim evimdesin. Her şeyi olmasa da bazı temel şeyleri anlaman için yardımına ihtiyacım var. Bu bir oyun değil Bettra. Ya da en azından senin için fazla tehlikeli bir oyun. Bu yüzden sana son kez söylediklerimi dinlemeni öneriyorum. Aksi halde bir dahaki sefere sonuçlarından ben sorumlu olmayacağım.

Ve sustu. Sonunda. Neler söylemişti? Hayatında daha önce herhangi bir başkası tarafınan böyle azarlanmış mıydı? Kendini çok .. çok küçük düşmüş ve aptal gibi hissediyordu. Sonra yeniden başladı.

-Bettra, lütfen. Amacım seni küçük düşürmek değil. Böyle hissetmeni istemiyorum.

Ama böyle hissetmem için elinden geleni yapıyorsun. Beni bir çocuk gibi azarlıyor ve açık bir şekilde tehdit ediyorsun. Artık kendi evimde bile değilim sanırım ve anlıyorum ki burada zorla tutuluyorum. Ve elbette ne hissedeceğimi de sen belirleyeceksin değil mi? Şimdi daha çok bir kukla gibi hissediyorum.

Alexander'ın gözlerindeki hiddet hareket etmeye, kara gözleri elmasın üzerine ışık düşmüş gibi ışıl ışıl parıldamaya başlamıştı.

 -Konuş Bettra! Yüksek sesle!

Yükselen sesiyle birden afallayıp başını salladı. Bunu, sürdürmek amacıyla yapmamıştı ki. Sesini tamamen yitirmiş olmaktan korkarak ve yıllardır tek kelime etmemiş birinin sarsak konuşma çabasına benzer bir çabayla boğazını temizledi. Neredeyse mırıldanır gibi bir sesle başladı.

- Söylediklerini anlayamıyorum. Ve anlamadığım bu kadar çok şey olmasından nefret ediyorum. Hayatım boyunca hiç kimseden bu kadar azar işitmedim ve anlayamıyor olabilirsin ama bu benim için çok gurur kırıcı. Seni tanıyalı sadece üç gün oldu ve sen yemek için bile iznine ihtiyacım olduğunu, istesem de buradan gidemeyeceğimi söylüyorsun. Ve ben bir insan olarak buna itiraz bile edemiyorum.  Sen.. Çünkü karşımda insanüstü yeteneklerinle sen duruyorsun! Az önce söylediklerini bir hafta boyunca durmadan düşünsem muhtemelen hala anlayamamış olurum Alexander. Akıl okumanın pratik yapmakla çözülebilecek bir şey olduğunu daha önce hiç duymamıştım ve sen az önce bunu yapabileceğimi söyledin. Ya da istersem aklımı sana kapatabileceğimi.. Ya da ona benzer bir şey emin bile değilim. Ben sanırım burada neler olup bittiğini gerçekten anlayamıyorum. Bana burada neden ihtiyacın olduğunu da..

Umutsuzca sustu ama sonra birden içinde kopan fırtınadan kurtulmayı başaran birkaç cümle ağzından kaçmayı başardı.

-Sen tam anlamıyla egoist, kaba ve sinir bozucu bir adamsın Alexander Constantinescu! Davranışlarına tahammül etmek benim için çok güç!

Bu kadar gergin bir ortamda son söylediği cümlelerin büyük bir etkisi yaratması gerekiyordu ama yorulmuştu. Karşısında durup ona bağırıp çağırmasından ve ne yapıp ne yapamayacağını söylemesinden nefret ediyordu ve bunu bilmesini istiyordu. Bakışlarını ondan çekti, birkaç metre ötede sol yanında duran pencereden dışarı bakmaya başladı. Ağaçların rüzgarla hışırdadıklarını biliyordu, onları görüyor ama duyamıyordu. Şuanda yine normal bir şeylere ihtiyacı vardı. Alışkın olduğu basit bir şeylere. Tüm bu gerçek olması güç şeylerin ağırlığından kurtulmak ve bir gecede bu kadar değişen hayatına karşı aklında oluşan soru işaretlerini unutmak için.

Alexander uzanıp yüzünü tuttu ve başını yeniden ona çevirdi.

- Bu sadece dalgalı bir deniz değil Bettra. Fırtanada okyanusun ortasındasın ve boyunu metrelerce aşmayan neredeyse bir tek dalga bile yok. Bunun içine düştün çünkü bu senin kaderin. Bu bizim kaderimiz. Ve ben sana istediğin cevapları vermek için hazır olana dek sabırla beklemekten başka bir seçeneğin yok. Üzgünüm. Sadece bunun çok zaman almayacağını bilmelisin. Toplantıyı atlattıktan sonra sana bilmek istediğin her şeyi anlatacağıma söz veriyorum. Neden burada olman gerektiğini öğreneceksin. Şimdi bana güvenmek ve benimle birlikte hareket etmek zorundasın. Ve tarzım hoşuna gitmese de bütün bunları güvenliğin ve iyiliğin için yaptığıma seni temin ederim.

Son cümlelerini yumuşak ve şefkatli bir ses tonuyla söylemişti. O kadar ki neredeyse ona acıdığını düşünecekti. Ama o acımaktan ne anlardı ki? Tek bildiği bağırıp çağırıp karşısındakine emirler vermek olan bir  adam düştüğü bu korkunç durumu nasıl anlayabilirdi..

- Benim geri dönüp Harmony ve James'e katılmam ve çalışmaya devam etmem gerekiyor. Kahvaltı mı etmek istersin yoksa akşam yemeği mi yiyeceksin?

O kadar dolmuş ve heyecan korku karışımı duygu yüklemelerinden içinde o kadar çok sancı oluşmuştu ki şuanda hiç aç hissetmiyordu.

- Canım yemek yemek istemiyor.

Alexander şaşkınlıktan açılmış gözlerle baktı.

-Konuştuğum onca şeyin boşa gittiğini mi söylemeye çalışıyorsun yoksa gerçekten tehlike mi arıyorsun Bettra?

Ne olmuştu ki şimdi? Yine neden öfkelenmişti? Hem saat kaç olmuştu? Yine akşama kadar uyumuş olamazdı, değil mi?

Alexander'ın yeniden derin nefes alıp vermeye başladığını fark etti ve bu işlerin an itibariyle daha kötüye gittiğinin mutlak bir habercisi gibiydi. Soran gözlerle ona baktı. Ne yapmasını istiyordu?

-Yemek yemeni istiyorum Bettra. Ve sana ne yersin diye sorduğumda beklediğim cevap yemek yemek istemiyorum değil. Bu yeterince açıktır umarım. Aşağıda işlerimiz uzadı ve senin de uykuya ihtiyacın vardı. Bu yüzden fazladan birkaç saat uyumanı sağladım. Yani saat şuanda akşam üzeri beş.

Omuzları istemsiz olarak sarktı ve başınını önüne eğdi. Her şeyin kontrolünü yitirmişti. Bütün hayatının. Karşısında dikilen ve söylediği her şeyi harfiyen yerine getirmesini bekleyen adam tam bir despottu. Ve onunla istediği gibi oynayabileceğini sanıyordu. Dahası oynuyordu da. Kafasını salladı. Söyleyecek bir şey bulamıyordu. Artık yalnız kalmak istiyordu. Bunun için aceleyle konuştu.

- Akşam yemeği lütfen.

Alexander yüzünde memnuniyet, şaşkınlık ve öfke karışımı bir ifadeyle ona sona kez baktı. En azından onun da karışık duygular içine girmesine neden olabildiği için seviniyordu. İçindeki dik kafalı inançtı kız hiç vazgeçmiyordu. Ve Alexaneder uzaklaşırken buna sevinmek daha kolay oluyordu.

Kapının kapandığını duyduğu anda kendini yatağa bıraktı. Vücudundaki her bir kasın kasıldığını ve  ağrıdığını hissediyordu. O kadar kasılmıştı ki ağrıyı çok doğal karşıladı. Yemekten sonra bir ağrı kesici almaya karar verdi. Su! Tanrım Su seninle konuşmaya o kadar ihtiyacım var ki.. Sana söylüyorum küçük dik kafalı! Bu kadar inatçı ve bilmiş olmasaydın şuanda yan odada Su'ya mail yazıyor olabilirdim. Ama senin saçma oyunun yüzünden şimdi bunu hayal bile edemiyorum. Yine de Alexander yemeğini getirdiğinde tüm yumuşak başlılığını kullanıp çalışmak için yan odaya geçmeyi teklif etmeye karar verdi. Denemekten zarar gelmezdi. Madem bu tehlikeli bir oyundu sahip olduğu tüm silahları kullanacaktı ve mantıklı oynamayı unutmasa iyi olurdu.