13 Ara 2012

BEKLENEN GÜN - 15



Okuyucuya Not: Ana karakterlerden "Bettra",  hikaye boyunca bundan sonra "Daphne" olarak anılacaktır ve hikayeyi Daphne'nin ağzından yazmaya başladım. Bilgilerinize sunarım :)

Cumartesi Sabah

Perşembe gününden beri onu görmüyorum. Yemeklerimi Harmony getiriyor ve çalışma odamı  kullanma talebim reddedildi. (Bunun yerine sadece I Pad ve I Pod’uma kavuşturuldum. Elbette internetsiz! )Hala burada olma sebebimin Alexander olduğunu ve bir de karşılaştığımız o geceden beri zamanlı zamansız ortaya çıkmalarını düşününce onu bunca zamandır görememek garip geliyor. Ve böyle hissetmekten hoşanmıyorum. Yani içten içe onu bekliyor olmaktan. Beni burada zorla tutan o kendini beğenmiş, dediğim dedik adamı görmek için can atmaktan nefret ediyorum. Hislerim bir başkasına aitmiş gibi, üzerlerinde en ufak bir etkim yok. İçimde bir yanım hala buradan arkama bile bakmadan kaçmam gerektiğini söylüyor ama ne yazık ki onu gün geçtikçe daha az duyuyorum. Duymamam için sağır olmam gereken diğer tüm seslerse sadece onu konuşuyor. Söylediği gibi yapıp olanları fazla düşünmemeye çalıştım ama bu konuda da pek başarılı değilim. Kara Şato’ya taşındığım günden beri burada ve kasabada yaşadığım her şeyi tekrara alınmış bir film gibi aklımda defalarca izledim. Belki bu şekilde ne yapmam gerektiğine dair inanacağım ve peşinden gideceğim bir sebebim olur diye.  Ama hiçbir şey bana neyin tam olarak doğru olacağı konusunda bir cevap vermedi. Her şey hala aynı oranda doğru ve aynı oranda yanlış gibi. Konunun özeti şu: Sadece iki buçuk aydır yaşadığım bu ülkede, bu şehirde, kendi evimde üç vampir tarafından, ya da bir bilemiyorum, alıkonuluyorum. Hiç kimseden yardım isteme fırsatı bulamadım. Bütün bu, hayatınızda başınıza gelmesini isteyeceğiniz en son şeyler listemdeki çok sayıda tik  yetmiyormuş gibi bir de Alexander’a karşı hissettiğim tuhaf ve gözardı edilemeyecek kadar güçlü duygular var. Onu sadece birkaç gündür tanıyorum ve şu halime bir bak! Onda ne bulduğumdan bile emin değilim. Sadece yakışıklı. Pekala fazla yakışıklı. Çok yakışıklı! Ve çok çekici. O sert çizgili, güzel erkeksi yüzüne bakıp etkilenmemek için cinsel tercihlerinizin farklı olması gerek. Aslında bu durumda bile tercihlerinizi yeniden düşünmenizi sağlayacak kadar büyüleyici olduğunu düşünüyorum. Ah evet doğru kelime: Büyüleyici ! Pekala tamamen sinir bozucu ve fazla erkeksi olmasına rağmen “istediği zaman” kibar ve anlayışlı olmayı başarabildiği birkaç olay da hatırlıyorum. Yine de bütün bu kusursuz fiziksel özellikler ve birkaç ince davranış onu bay mükemmel yapmaya yetmiyor. Fakat ben bay yanlışlar yumağına fena halde takmış durumdayım!

Ne kadar olduğunu bilmediğim bir süredir yatağımda bu düşüncelerle dönüp duruyorum. Saat dokuz çeyrek olmuş ama henüz yataktan çıkmak istemiyorum. Ve tahmin ettiğim gibi bu sefer tavana bakıp düşünmek işleri kolaylaştırmıyor. Ancak istemesem de bu akşam başarmak zorunda olduğum ve ne olduğunu henüz bilmediğim bir planım var. Daha doğrusu Harmony’nin bir planı var. Kendimi kendimden korumak ister gibi kollarımı göğsümde birleştiriyorum ve perşembe akşamı Harmony’le yaptığımız konuşmayı düşünüyorum. Düşüncelerimin bu konuya kaymasıyla kalbim deli gibi atmaya başlıyor. Göğüs kafesim daralıyor. Derin derin nefes alma ihtiyacı hissediyorum. Sıcak basıyor. Bana gerçekten yardım edecek mi edebilir mi emin değilim. Ona tam olarak güvenemeyeceğimi de hissediyorum. Yine de ortak bir amacımız var: Buradan gitmem. Buna sarılıyorum ve yardım edeceğine inanıyorum. İçimde gitmek istemediği için surat asan ve yaşayacağım muhtemel pişmanlığı hatırlatıp duran kızı görmezden gelip ona sırtımı dönüyorum. Pekala Harmony’le konuşmamız şöyle gelişti:

Perşembe akşamı yemeye pek de hevesli olmadığım yemeğimi Harmony getirmişti (Ve dün de bütün öğünlerimi o getirdi!). Alexander’ı tercih edecek olsam da Harmony’le konuşmak istiyordum. Çok kişilikli ruhumun hissettiği saçma suçluluk duygusunu görmezden gelerek ve Alexander’ın “Kaçsan bile seni bulurum” uyarısını küçümseyerek Harmony’nin yardımıyla şatodan çıkmanın bir yolunu bulabilirim diye düşünüyordum. Alexander abisiydi ama açıkça belli oluyordu ki bazı fikir ayrılıkları yaşıyorlardı. Buradaki varlığımdan hoşnut olmadığını hissediyordum. Nedenini bilemesem de beni sevmediğinden emindim. Beni burada istemiyordu. Ben de burada kalmak istemiyordum. Bu durumda bir anlaşma yapabilirdik, öyle değil mi? Bir de kaçamama ihtimalime karşılık şu G&G yi düşünmeden edemiyordum. Bunun ne anlama geldiğini de sormalıydım. O akşam küp küp doğranıp önce süt, sarımsak ve kekikle marine edilmiş ızgara tavuklu salata ve kolamla odama geldiğinde Alexander yerine onu görmenin yarattığı hayal kırıklığını düşünmemeye çalışarak elimden geldiğince sıcak bir şekilde teşekkür ettim.  Aklımdan geçenleri yüksek sesle söylüyormuşum da o da ilgiyle beni dinliyormuş gibi kafasını sağa eğmiş bana bakıyordu. Yüzünde “Yine ne haltlar karıştırmayı planlıyorsun” diyen hafif ve meraklı bir sırıtış vardı. Sanırım bundan da cesaret alarak direk konuya girdim.

-Burada kalmaya devam etmemden hoşlanmadığını biliyorum Harmony. Ben de çok hoşnut olduğumu söyleyemem. İşler gün geçtikçe daha karmaşık bir hal almaya başladı. Benim için baş etmesi oldukça güç bir durum. Aklı başında her insan gibi korkuyorum ve biran evvel olabildiğince uzağa gitmek istiyorum.

Söylediklerimi sindirmesi için bir kaç saniye susup benden ayırmadığı karanlık gözlerine cesaretle bakmayı sürdürdüm.

-Belki sen..  yardım edersen .. buradan çıkabilirim.

Ah Tanrım işte söylemiştim! Kaçmak istiyorum demiş ve yardım istemiştim. Biliyorum beni burada tutan adamın kardeşinden yardım istemek kulağa çok akıllıca gelmiyor ama  bir şekilde işe yarayacağını hissediyordum. Ya da belki de sadece işe yaramasını umuyordum.

Bana daha uzun gibi gelen birkaç saniye boyunca Harmony hiçbir şey söylemedi. Yardım etmeyeceğini düşünmeye başlamıştım. Karnımda heyecan ve endişe kaynaklı sancılar belirmeye, avuç içlerim terlemeye başlamıştı. Sonunda konuştuğunda cevabı basit bir soru sormuştu:

-Neden sana yardım edeceğimi düşündün?

-Çünkü beni  burada istemiyorsun Harmony. Nedenini bilmiyorum ama şatodaki varlığımdan hoşlanmadığını hissediyorum. Alexander’ın da kalmam konusunda neden bu kadar ısrarcı olduğundan emin değilim, aklıma gelen fikirler daha çok bir korku filmi sahnesi gibi. Sonuç olarak endişe edecek çok şeyim var ve gitmek en akıllıca karar gibi görünüyor. Aslında daha çok son hızla kaçmak istiyorum desem daha doğru olur.

Bunu söylediğim anda tam anlamıyla doğruyu söylemediğimi bütün varlığımla biliyordum. Ama aklı bir karış kafada ve neredeyse aşık yanımı dinlemek istemiyordum. Korkacak bu kadar çok şeyim varken dinleyemezdim.

Saçlarını ilk kez toplu gördüğüm Harmony teklifimle ilgilenmişti ki ben ne olduğunu anlayamadan kapının önünden geçip gitti ve pencere kenarındaki en sevdiğim koltuğuma oturdu. Hızıyla saçlarım usulca havalanmıştı. Onun kadar zarif ve etkileyici olmak nasıl hissettirir merak ettim. Belki de bu kibirli ve sonsuz özgüvenli hallerinin nedeni bir dişinin sahip olabileceği tüm silahlara sahip olmasıydı. Ah Alexander’ın da sıklıkla benzer bir ruh hali içinde olduğunu düşünecek olursak elbette bu genetik de olabilirdi. Bacak bacak üstüne attı ve bir anlaşma yapmak üzereymişiz de elinde en fazla kozu bulunduran oymuş gibi rahat ve tam ona yakışır bir kasıntılıkla arkasına yaslanıp ellerini koltuğun iki yanına koydu. Dudaklarını büzdü. Ve bana bakmayı sürdürdü. Tanrı aşkına ne düşünüyordu? Dayanamayıp sordum:

-Evet Harmony ne diyorsun? Yardım edecek misin? Burada bütün gün cevabını bekleyemem.

- Siz insanlar, dedi gülerek .

-Aslında haklısınız zaman sınırlı olunca bu kadar telaşlı olmak doğal oluyor öyle değil mi?

Keşke bir koltuğum daha olsaydı, diye düşünüyordum. O zaman karşısına geçip ben de rahat bit tavırla oturabilirdim. Oysa şimdi bir öğrenci ya da patronuyla görüşen bir çalışan gibi ayakta dikili kalmıştım.

-Başaramazsan başına neler gelebileceği hakkında bir fikrin var mı? Ben bir şekilde yırtarım. Alexander bağırır çağırır öfkeden deliye döner, hayatımı zindana çevirmek için her fırsatı değerlendirir ve en fazla bir kaç yıl sonra unutmasa da unutmuş gibi yapar. Sakinleşir. Ben onun tek akrabasıyım Daphne. Ailesinden geriye kalan biricik küçük kız kardeşiyim. En kıymetlisiyim. Beni incitemez. Ama sana neler yapabileceğini düşünmek…

Kaşlarını kaldırıp soran gözlerle baktı. Sanırım bana emin olup olmadığımı soruyordu. Yutkundum. “Kaçmayı başarsan bile seni bulurum ve o zaman bunu hiç yapmamış olmayı dilersin” Alexander’ın sözleri aklımdaki onca şeyin arasından birden yeniden öne çıkmıştı ve tekrar tuşuna basılmış teyp kaydı gibi sürekli yinelenip duruyordu: “.. bunu hiç yapmamış olmayı dilersin…” O anda Harmony’den yardım istediğim için bin kere pişman olmuştum. Zarar görmemi istiyorsa Alexander’a gidip pekala ne işler çevirmeye çalıştığımı anlatabilirdi. Bu düşünceyle tüylerim diken diken olmuş birden ürpermiştim. Sadece birkaç dakika önce Harmony’nin bana yardım edebilecek tek kişi olduğunu düşünürken şimdi çok büyük bir hata yaptığımı düşünüyordum. Ne halt etmeye onu bu işe bulaştırmıştım ki? Yine de dik duracaktım. Bu görünüşte küçük ama kim bilir bilmem kaç yüzyıl yaşındaki cadının karşısında titremeyecektim. Ve birden aklıma başka bir yol denemek geldi.

-Beni neden burada tutmak istediğini biliyor musun Harmony? Bana söylemiyor. Yani zamana ihtiyacı olduğunu falan söyledi. Sanırım şu toplantıdan sonra söylemeyi planlıyor. Aslında kalma nedenimi öğrenmek istediğimden o kadar da emin değilim. Sonuç olarak siz vampirsiniz ve bir insanla yapabilecekleriniz arasında benim için olumlu sonuçlanmayacak pekçok şey var  öye değil mi?

Son cümlemi söylerken duymaktan korktuğum şeyler yüzünden belki, sesim kısık çıkmıştı. Bir vampir, bir insanla ne yapardı ki? Karnını doyurmaktan başka? Öte yandan içimde bir yerlerde hala mantığını kullanabilen bir parçam aptal olma senden beslenmek isteseydi bunun için beklemesine gerek olmazdı diyordu. Yine de ona nasıl güvenebilirdim ki?

Harmony bir yandan sıkıntılı bir yandan da söylediklerimle eğlenir gibi görünüyordu. Belki de cüretime o da şaşırmıştı. Ve ben nefesimi tutmuş bildiği bir şey varsa söylemesini bekliyordum.

-Dürüst olmam gerekirse Daphne abimin seni beslenmek için kullanmayı planladığını sanmıyorum.

Sol kaşını kaldırıp başını salladı. Budala abime inanamıyorum ama durum bu, der gibi.

-Bunun için önünde koca bir kasaba var. Ne yazık ki asıl amacını ben de bilmiyorum. Bilseydim bile bunu sana söyler miydim..? Hımm kim bilir? Bu, duruma göre değişirdi sanırım.

Tanrım! Benimle resmen dalga geçiyordu. Zaman zaman yüzünde sıkıntılı bir ifade oluşsa da alaycılığını hiçbir şey tam olarak maskeleyemiyordu. Aklından geçenleri bilmek için neler vermezdim! Doğruyu söyler gibiydi. O da Alexander’ın benimle ilgili planlarını bilmeyi çok istiyordu. Yine de kardeşi olarak bilmiyor olması tuhaftı .

-Abim ketum biridir Daphne. Gerekmedikçe, zamanı gelmedikçe planlarından kimseye söz etmez. Bunu biraz da işlerin planladığı gibi gitmesi için yapıyor sanırım.

Harika! Beni burada zorla tutan adamın kardeşinden yardım istemiştim ve belli ki yardım etmeyecekti. Alexander’ın planlarından da haberdar değildi. İşte şimdi dakikalar öncesine göre çok daha avantajlı bir konumdaydım! İşler bundan daha can sıkıcı bir hal alabilir miydi acaba? Yüzümü buruşturmuş ve varlığını yok sayarak ağır adımlarla ilerleyerek yatağımın ayak ucu tarafına çökmüştüm. Başımı ellerimin arasına aldıdığımda tek isteğim bir kez daha bütün bunların bir kabustan ibaret olmasıydı. Bitmesini istiyordum. Tek bir tane daha soru işaretine tahammülüm kalmamıştı. Rüyalarımı hatırladım. İstanbul’dayken her gece ve neredeyse her uyuduğumda gördüğüm o karışık rüyaları. Her seferinde önüne gelip içine giremediğim şatonun içinde beni neyin beklediğini sonunda öğrenmiştim. Ama şimdi de öğrenmem gereken başka şeyler vardı. Muhteşem Alexander’ın benimle ilgili çok gizli planları gibi. Tanrım belki de sadece birkaç günlük ömrüm kalmıştı ve ben burada kapana kısılmış kedi gibi sadece miyavlayabiliyordum. Ah bir kedi olsam en azından ölmeden önce yüzlerine geçirebileceğim pençelerim olurdu. Ben de o bile yoktu!

-Sanırım en uygun zaman cumartesi akşam. Toplantı başladıktan sonra.  Ama etrafta dişiler olacak ve şuanda onlarla ilgili ne yapabileceğimden emin değilim. Bunu düşünmem gerekecek.

-Ne?

Yüzüne keyifli bir sırıtış yayılmıştı.

-Hadi biraz yaramazlık yapalım! Hala kaçmayı istiyor musun?

Tanrım! Kabul etmişti. Bana yardım edecekti. Sevinç ve heyecanla yerimden fırladım. İçimdeki en salak yanım neredeyse önünde diz çöküp sevinçle gözlerine bakmak bana yardım etmeyi kabul ettiği için ne kadar mutlu olduğumu haykırmak istiyordu. Elbette ona engel oldum! Sadece teşekkür etmekle yetinmesi gerekecekti. Başka bir şey söylemesine fırsat vermeden atıldım.

-Teşekkürler Harmony.

Başını sallıyordu.

-Teşekkür etmek için çok erken bebek. Başarırsan bana kart atarsın.

Bebek mi? Ve bana göz kırpmıştı! Sanırım ailelerinde genetik olan şeylerden biri de ruhsal gelgitlerdi. Ama şu bebek kısmı beni gülümsetmişti. Biran için onun da benden hoşlanmasını, en azından varlığımdan bu kadar rahatsız olmuyor olmasını istedim.

-Hayır hayır ciddiyim. Senden istediğim şeyin farkındayım. Pekala bunun ikimizin de istediği şey olduğunu biliyorum ama.. her neyse ne demek istediğimi biliyorsun. Umarım başın çok büyük belaya girmez.

-Ah bunu göreceğiz.

Yüzü yine düşünceli bir hal almıştı ama büyük bir sıkıntıdaymış gibi görünmüyordu. Sessizlik yine ortamı sarıp sarmalayınca:

-Eee, dedim. Nasıl yapacağız?

Üst dudağını burnuna doğru büzdü. Ve her iki eliyle koltuğun kollarına bir kez vurarak ayağa kalktı. Bir şey söylememişti. Odanın içinde yürümeye başladı. Kapıya kadar gidip pencereye geri döndü. Ve tekrar kapıya yürüdü. Öyle zarifti ki.. Vücuduyla çok barışık olduğu attığı her adımdan anlaşılıyordu. Erkek arkadaşı, varsa, şanslı adamdı gerçekten. Biran aklıma Alexander geldi. Nasıl bir abiydi acaba? Nedense erkek olsam sadece Alexander gibi bir abisi olduğu için Harmony’e pek yaklaşmak istemeyeceğimi düşündüm. Muhtemelen karabasan gibi adamın üstüne çöküp kardeşinden uzak durmasını falan söylerdi. Tam bir eski kafalıydı.

-Biraz sessiz olur musun Daphne?! Düşünmeye çalışıyorum!

Harmony’nin sesiyle kendime geldim. Bunu nenden sürekli unutuyordum ki? Düşündüğüm her şeyi duyabiliyordu! Durdu . Ve sıkılmış gibi bir sesle:

-Daphne! Onuncu kez okuduğum bir kitap gibisin. O kadar açıksın ki sadece düşündüklerini değil az sonra düşüneceklerini bile tahmin edebiliyorum. Biraz kapalı olmayı dene. Alexander’ın başında uğraşması gereken bir yığın sorun olduğu için şanslısın. Yoksa seni çoktan duyardı ve karabasan gibi çökmek nasıl bir şeymiş bizzat tecrübe etmiş olurdun!

Beni azarlıyor olmasını önemsemedim. Kapalı olmak mı? Bu da ne demek? Ona, bunu çok isterdim ama nasıl yapabileceğime dair en ufak bir fikrim bile yok demek istedim ama tekrar odanın içinde volta atmaya başlamıştı ve muhtemelen bunu düşündüğüm anda zaten beni duymuştu. Sustum ve kendimce sessiz olduğumu sanarak başka bir şeyler düşünmeye çalıştım. Gözlerimi üzerinden çekip pencereye döndüm. O anda koltuğa oturmadan önce hızla küçük tahta masama bıraktığı tepsi bir kez daha gözüme ilişti. Sanırım işin buraya kadar olan, yani kendi üzerime düşen kısmını çözdüğüm için kısa süreli de olsa bir rahatlık yaşıyordum ve bu iştahımı açmıştı. Enerjiye ihtiyacım vardı. İştahım geldiği gibi gitmeden bir şeyler yemeye karar verdim. Koltuğa oturdum ve ağzıma götürdüğüm ilk lokmada aldığım o enfes tatla koltuğuma tamamen yayıldım. Açtım ve bu şaşırtıcı lezzet karşısında tüm tabağı hızla silip süpürmek istiyordum ama kendime engel oldum. Ve biran için gözlerimi kapatıp lokmamı ağır ağır çiğnedim. Bu lezzeti uzun uzadıya hissetmek isitiyordum. Alt tarafı tavuklu bir salata yiyordum fakat belki açlığımdan belki de Harmony’nin ilginç bir şekilde başarılı bir ahçı olmasından kaynaklanıyordu bana daha çok bir lezzet şöleninin ortasıydaymışım geliyordu. Farkında olmadan içimden geçenleri seslendirdim:

-Bu ... gerçekten…. Harika. Mımmm ...

Gözlerimi tekrar açtığımda Harmony karşımda dikilmiş daha çok bir komedi filmi seyreder gibi bana bakıyordu.

-Yemekten hiç anlamıyorsun öyle değil mi?, dedi .

Sanırım yediğim şey bir salata olduğu için böyle demişti. Ama umrumda bile değildi. Çok keyif alıyordum.

-Şuan çok elit bir restaurantın özel bölümünde çok ünlü baş ahçısı tarafından yapılmış çok pahalı bir yemeği yemektense önümde duran bu muhteşem salatayı yemeyi tercih ederim Harmony. Sanırım daha önce hiç bu kadar lezzetlisini yememiştim.

O anda yüzüne yansıyan mutluluğu gördüm. Ah ! Salatayı kesinlikle o yapmıştı. Ve övgülerim ağzının kulaklarına kadar varmasını sağlamıştı. Yemek yemeden ya da yediği şeylerin lezzetini almadan bu kadar leziz bir salata yapmış olmak bence büyük başarıydı. Kendimi bir kez daha benden biraz hoşlanıyor olmasını isterken buldum. Belki de iyi arkadaş olurduk. Ama hemen sonra fark ettim ki buradan kurtulmayı başarırsam bunu Harmony’nin bana karşı beslediği olumlu duyguların azlığına borçlu olacaktım. Belki de ilişkimiz bu düzlemde çok daha iyiydi. Düşünmeye son verdiğimde odanın içinde tekrar bir oraya bir buraya yürümeye başladığını fark erttim. Sessizce bekledim. Dakikalar sonra daha çok süzülmeye benzeyen hareketlerine devam ederken konuşmaya başladı:

-Pekala planımız şöyle olacak.

Gözlerimi üzerinde sabitledim ve soluksuz dinlemeye başladım.

-Sen planla ilgili hiçbir şey bilmeyeceksin.

Nasıl yani? Ona soran gözlerle baktım.

-Çünkü ne kadar çok bilirsen o kadar çok düşüneceksin ve  ikimiz de bu durumda bunun ne kadar tehlikeli olabileceğini anlıyoruz sanırım..

Ah soran gözlerle bakma sırası ondaydı. Ve haklıydı. Birden içimi bir heyecan ve korku kapladı. Kesinlikle planı bilmek istemiyordum. Hiçbir şey söylememiştim ama o her kelimemi duymuş ve cevabını almıştı.

-Güzel. Misafirlerimiz cumartesi günü akşam gelecekler. Güneş battıktan sonra toplanmaya başlarlar. Bundan önce sanırım öğleden sonra olur, Alexander bizzat kendisi gelip seni G&G ye götürecektir. Ve elbette sana bir torba güvende kalmanı istiyorum lafı edecek.

İşte tam sırası gelmişti. Araya girdim.

-G&G tam olarak ne anlama geliyor?

-Gizli ve Güvenli demek. Yeraltıda, uzun ve karışık gizli geçitleri olabildiğince konforlu bir odamız var. Aylarca içinde yaşayabileceğimiz kadar kan stoğumuzun olduğu bir oda. Alexander burada yeteri kadar güvende olmayacağını düşünüyor. Senin için de yiyecek stoğu yapacaktır. Hatta belki de çoktan yapmıştır. G&G dışarıdan ve içeriden hiçbir şekilde ses geçirmiyor. Bilmeyen biri tarafından dışarıdan farkedilmesi neredeyse imkansız. Vampir veya insan ailemizden olmayan ve odaya izinsiz girmeye çalışan herkese karşı sürekli tazelenen büyülerle korunuyor. Gelir gelmez Alexander’ın yaptığı ilk işlerden biri büyüleri yeniden yapmak oldu. Yeraltında olduğu için ailemiz odayı olabildiğince aydınlık bir şekilde dekore etti. Konfor anlamında bir sorun yaşamazsın merak etme. Zaten planımızı hayata geçirebilirsek orada uzun süre kalman gerekmeyecek. Şimdi şunu aklından sakın çıkarma. Gerekmedikçe kaçmakla ilgili hiçbir şey düşünmeyeceksin. Özellikle cumartesi günü. Cumartesi günü Alexander’ın işlerinin çoğu hatta eminim tamamı hallolmuş olacak ve seninle ilgilenmeye vakit ayıracaktır. Yanına gelmeden önce seni dinlemeye başlaması da çok olası. Yüzünde ya da aklında en ufak bir iz görürse her şey biter Daphne anlıyor musun? Başka şeyler düşün. Ne bileyim misafirlerin varlığıdan endişeleniyormuş gibi yap. G&G yi ona da sor. Ne kadar kalacağını, orada nasıl vakit geçireceğini. Bilemiyorum işte sadece başka şeyler düşün.

Ah! Sanırım benim payıma düşen en zor kısım buydu.

-Beni oraya sen götüremez misin? Ben bunu nasıl yapabileceğimi bilmiyorum Harmony. Düşünmemem gerek dedikçe aklımın kaçmaya kayması çok olası gibi geliyor.

Suratımı astım. Buraya kadar tek yapmam gereken düşünmemekti ve bunu bile başaramayabilirdim. Harmony de sıkıntıyla yüzünü buruşturdu. Sonra kafasını salladı. Başka bir yolu olmadığını anlamıştım.

-Buna izin vereceğimi sanmam ve o istemedikçe ona bunu soramam. Ufacık bir şüphe bile duyarsa her şeyi didik didik eder anlıyor musun? Başka şeyler düşünmeyi başarmalısın. Önünde koca bir cuma günü var. Ve yapacak başka bir işin yok. Dene Daphne! Gitmeyi gerçekten istiyorsan bunu yapmak zorundasın.

İşte can alıcı soru buydu: Gerçekten gitmek istiyor muydum? Hayır hayır kendime bunu yapmayacaktım. Elbette istiyordum. Henüz birkaç gündür tanıdığım ve insan bile olmayan bir adama karşı hissettiğim muhtemelen çok aptalca ve yersiz olan hislerimin elimi kolumu bağlayıp beni burada tutmasına izin vermeyecektim. Gitmek zorundaydım. Gidecektim ve unutacaktım. Nokta.

Harmon’nin beni dinlediğinin farkındaydım. Ama umursamadım. Alexander’ı görüp ondan etkilenmeyen bir kadın hayal edemiyordum. Bu yüzden duruma çok aşina olduğunu farzettim.

-Pekala deneyeceğim, dedim aslında olduğumdan çok daha emin çıkan bir sesle. Endişelerimin yüzüme de yansıdığını biliyordum.

-Güzel yapman gereken bu. Dene ve başar. Yoksa G&G de tahmin ettiğimizden daha uzun bir süre kalman gerekebilir. Aslında bu Alexander için biraz hafif bir ceza şekli olur ama kim bilir? Ne de olsa bugünlerde her zamanki sert ve değişmez davranışlarını sergilemiyor.

Bana süzen gözlerle bakarken içimden hem alıkonuluyorum hem de kaçmak istediğim için cezalandırılabilirim gerçekten harika diye düşünüyordum.

Tak ! Tak!

Hayır. Ah lanet olsun! Lütfen Alexander olmasın, lütfen o olmasın! Kapının vurulmasıyla bugüne geri döndüm. Ve kalbim birden kulaklarımda atmaya başladı. Bütün cuma gününü bu işi düşünmemeye çalışarak geçirmiştim ve perşembe akşamından sonra kaçmayı düşündüğüm tek anda kapım çalınmıştı. Her şey daha başlamadan bitmiş miydi? Hem neden her seferinde beni yataktayken yakalıyordu ki?  Birden aklıma bir önceki sefer geldi. Kapıyı geç açtığımda sinirlenmişti. Ve ben hala kapıdan olabildiğince uzak bir noktada, yatağımda, panik halinde düşünmeye devam ediyordum. Bugün onu sinirlendirmemeliydim. Gerçi kapım henüz sadece  bir kez çalınmıştı. Yine de hızla yataktan çıktım ve kendim açmak üzere kapıya yürüdüm. Yutkunmak daha önce hiç yapmadığım bir eylem gibi geliyordu. Dilim damağım kurumuştu. Kan damarlarımda saçma bir hızla yokuş aşağı akan bir nehir gibi çağlıyordu. İçimden bir kez daha yakarır gibi “lütfen” dedim ve ardıdan tokmağı sola çevirdim.

-Günaydın günışığı.

3 yorum:

  1. Bu değişikliğin sebebi nedir :)

    YanıtlaSil
  2. Kara Şato'yı mizahi olaylar anlatacağım kısa kısa hikayeler olarak planlamıştım başta. Sonra o, kendine başka bir yol çizdi. Ve "Bettra" ismi hayal gücümü sınırlamaya başladı. Galiba bu yüzden değiştirmek istedim.. Ve hikayeyi Daphne'nin ağzından anlatmak daha temiz bir anlatım sağlayacak gibi. Umarım soruna cevap olmuştur :)

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Hikayeyi Daphne'nin agzindan anlatinca bana daha akici geldi.

    YanıtlaSil